Almanya'da 2002 yılında bir lisede silahlı bir genç, 16 kişiyi öldürdükten sonra intihar etti.

Şubat 2002'de yine Almanya`da eski bir öğrenci atıldığı ticaret lisesine girerek 3 kişiyi öldürdü, bir öğretmeni yaraladı, ardından intihar etti.

Nisan 2002'de Almanya'da 19 yaşındaki bir öğrenci, matematik sınavına girmeyeceğini söyledikten sonra 12 öğretmeni, 2 öğrenciyi, 1 okul görevlisi ve 1 polisi öldürdü, ardından da kendini öldürdü.

Kasım 2007'de Finlandiya'da bir öğrenci okulunda 6 arkadaşını, okul hemşiresini ve okul müdürünü öldürdükten sonra intihar etti.

Eylül 2008'de yine Finlandiya`da meslek okulunda bir öğrenci 9 öğrenciyi, bir personeli öldürdükten sonra intihar etti.

Avrupa'da son yıllarda okullarda düzenlenen silahlı saldırıları genellikle okul öğrencisi gençler gerçekleştiriyor. Bu tür saldırganlıkların önceden bazı belirtiler verdiğini söyleyen ve gençlerdeki davranış değişiklikleri açısından ailelerin uyanık olmasını öneren psikiyatrlar, gençleri ölmeye ve öldürmeye götüren süreci ve nedenleri NTVMSNBC'ye anlattı.

Psikiyatrist Serdar Alparslan'ın Almanya'daki son saldırıyı gerçekleştiren Tim K.'nın psikolojik profiline ilişkin yorumu şöyle:

Bir gencin öldürmeyi ve ölümü göze almasının çok çeşitli nedenleri olabilir. Bunların başında kişilik bozukluğu gelir, kişilik bozukluğunda ise sevgisizlik, ilgisizlik ve çocuğa yön verecek insanların yokluğunun etkisi büyüktür. Özellikle Batı ülkelerinde sevgiden yoksun çocuklar yetiştiriliyor. İlgisiz ve sevgisiz büyüyen çocuklarda aileye ya da topluma olan öfkenin dışavurumu bu şekilde olabiliyor. Bu çocuğun öfkesini bastıramayan, öfke kontrolü yapamayan ve gözden kaçmış bir çocuk olduğunu düşünüyorum. Bu tür çocukların böyle davranışlar yapacağını önceden kestirmek mümkün olabilir. Mesela küçük yaşlardan itibaren saldırganlık olabilir, öfke kontrolü yapamıyor olabilir.

AİLELER HER ŞEYİN YOLUNDA GİTTİĞİNİ ZANNEDER
Saldırganın sessiz, sakin ve dikkat çekmeyen bir çocuk olduğu söyleniyor. Bu çocuk muhtemelen gözden kaçmış bir çocuktu. Sakin görünür ama psikotik bir atak geçirmiş olabilir. Burada çift kişilik de söz konusudur. Yani şizofrenik bir atak geçirmiş, gerçeği değerlendirmede bozukluk yaşamış ya da uyuşturucu madde kullanmış olabilir. Aileler çoğu zaman herşeyin yolunda gittiğini düşünüp çocuğa ilgisiz davranıyorlar ama herhangi bir davranış değişikliğinde bunun nedenini araştırmaları ve üzerine gitmeleri gerekir.

HEDİYELER VEREREK VEDALAŞIYOR OLABİLİR
Serdar Alparslan, çocuklardaki bazı davranış değişikliklerinin yaşanabilecek bu tür olayların habercisi olduğunu söyledi ve ailelerin dikkat etmesi gereken noktaların altını çizdi:

Çocuğun davranış değişiklikleri çok önemlidir. Hayattan beklentilerinin azalması, işlerini yapmamaya başlaması, sevdiği ve gözden çıkaramayacağı eşyayı rahatlıkla başkalarına hediye etmesi çocuğun intihara eğilimli olduğunun bir göstergesidir ve bu davranışlar bir nevi çevreyle vedalaşmadır. Yine çocuğun ölümden söz etmesi, odasına kapanmaya, eskiden görüştüğü arkadaşlaıyla ilgisini kesmeye başlaması ya da hiç yoktan saldırganlığın ve öfkelenmelerin artması da aileleri uyarıcı olmalıdır. Çocuktaki hem olağan dışı hareketlilik hem de içe kapanıklık açısından ailelerin çok uyanık olmasında fayda var.

Bir de çocuklar basından bu olayları gördükçe etkileniyorlar. Televizyonlarda incecik mankenleri görüp zayıflamaya çalışan, sıfır beden olmaya özenen kız çocukları gibi bunlar da şiddet olaylarından etkilenebiliyorlar.

ŞİDDETİ HAK GİBİ GÖREBİLİYORLAR
Bu tür silahlı eylemlerin daha çok kişilik bozukluğu bulunan antisosyal bireyler tarafından gerçekleştirildiğini söyleyen Psikiyatr Uzm. Dr. Ahmet Çevikaslan'ın değerlendirmesi ise şöyle:

Bunun yapan genç, şiddeti bir hak gibi görebiliyor. Anne babaların çocukları ile yeterli zaman geçirememeleri, okullarda pedagojik yaklaşımların yetersizliği gibi durumlar bu tür sonuçlarda çok etkili. Ne yazık ki şiddet çağının çocuklarını yaratıyoruz. Çocuklarımız aile içinde, okul ortamında, sanal alemde ve kitle iletişim araçlarında o kadar çok şiddet görüntüsüne tanık oluyor ki. Şiddete duyarsızlaşan, kaba kuvveti gündelik iletişim biçimi olarak yaşayan gençlerin sayısı giderek artıyor. Şiddete en fazla duyarsızlaşan kitleler ise kişilik bozukluğu olan, madde kullanan, davranış bozukluğu olan, antisosyal özellikleri bulunan ve işlevselliği bozuk ailelerde büyüyen gençler.

GENÇLER TERÖRÜ KANIKSIYOR
Terörün gündelik yaşamın bir parçası haline gelmesi, televizyonlar aracılığı ile salonlarımızın ortasına kadar girmesi, anne babaların çocuk yetiştirme pratiklerini bile belirliyor. Güvensiz bir dünya, çocuğu için daha çok tedirgin olan anne baba profilini yaratıyor, bu da eve kapalı ve bireyselleşmesi ketlenen çocuk kuşağının önünü açıyor. Böylece çocuğun ya da gencin yaşıtlarıyla iletişimi sınırlanıyor ki bu daha da sakıncalı bir durum yaratıyor.