Küresel ekonomik kriz derinleştikçe, kapitalizmin dinamikleri de tartışılmaya başlandı. Massachusetts Üniversitesi Amherst'te ekonomi profesörü olan Richard Wolff, küresel krizin boyutlarını ve mümkün olabilecek çıkış yollarını NTV'ye değerlendirdi.


'Krize tarihsel olarak bakmalıyız' diyen Wolff'a göre, yaşadığımız kriz, 1930'lardaki Büyük Buhran kadar ciddi. 75 yıl içinde iki ciddi krizin yaşanması ise, bu ekonomik sistemin birçok kişi tarafından sorgulanmasına neden olabilir.

Küresel ekonomik krizin boyutları hakkında birbiri ardına çok karamsar değerlendirmeler yapılıyor. Ne kadar büyük bir krizle karşı karşıyayız?
Bu krizin ne kadar ciddi olduğunu anlamak için tarihsel bir bakışa ihtiyacımız var. 1820-1970 arasında ABD'deki işçiler her on yılda bir ücret düzeylerinde artış yaşadılar. Bu, Büyük Buhran dönemi için bile geçerliydi. Ancak 1970'lerden bu yana reel ücretlerdeki artış durdu ve bir daha asla yükselmedi.

Buna karşılık yüzyıldır üretimde muazzam bir artış sözkonusu. Özellikle de işçilerin ücret artışlarının durduğu son 30 yıl içinde. Yani işçinin işveren için ürettiği artarken, kazandığı sabit kaldı. Bu da Amerikan şirketlerinin göz kamaştıran kârlar elde etmesini sağladı. 1970'lerden itibaren bu kârlar, borsada eşi görülmemiş bir patlamaya yol açtı. Bunun sonucunda ise, gelirde, varlıkta eşitsizlik hızla büyüdü, önce borsadaki ardından da gayrimenkul piyasasındaki balon patladı ve Büyük Buhran'dan bu yana en kötü gerileme sürecine girildi.

İŞVERENDEN BORÇ ALIP, FAİZİ İLE ÖDEDİLER
Şirketler ise kazandıkları onca parayla, yöneticilere olağanüstü maaşlar ödediler, başka şirketleri satın aldılar, birbirleriyle birleştiler ve de katlanan kârları, birleşmelere ilişkin bonoları, yeni şirketlerin hisse arzlarını değerlendiren finans sektörüne muazzam kârlar kazandırdılar.

En önemlisi, bankalar ve büyük şirketler bu muazzam kârlarını kullanmak için son derece kârlı bir yol keşfettiler: Çalışanlarına borç verdiler. Yani ücretlerinde artış olmayan çalışanlar, tüketimlerini artırmak için, işverenlerinden borç alıp, bu paraları faiziyle geri ödediler. Böylece kişisel borçlar fırladı. Dolayısıyla ekonomi kredi kartlarından inşa edilmiş bir eve dönüştü. Dolayısıyla bu bir "mali kriz" değil, bu ekonominin temel yapısının krizi.

Yakın bir zamanda bu krizden çıkış ışığı görüyor musunuz?
Hayır. Bence gerek burada ABD'deki gerekse de dünyanın geri kalanındaki ekonomik krizin gelişmesi uzun bir zaman aldı ve son 30 ya da 40 yılı aşkın süredir gerçekleşen ekonomik değişikliklere dayalı. Şu anda ise bir çöküş noktasına ulaştı ve ben bu duruma ivedi bir çözüm beklemiyorum.

Bu krizin, sistemin temel yapısına ilişkin bir kriz olduğundan bahsettiniz. Dünya ölçeğindeki hükümetlerin de krizi bu şekilde değerlendirip, ona uygun önlemler almaya çalıştıklarını düşünüyor musunuz?
Hayır. Ben dünya ölçeğindeki çoğu hükümetin altta yatan yapısal sorunla yüzleşmeye korktuğunu düşünüyorum. Siyasi ve ideolojik nedenlerden dolayı, toplumun temelinde yatan sorunlarla uğraşmak istemiyorlar. Dolayısıyla da bu sorunun bir biçimde ya ortadan kalkmasını ya da kendi kendine çözülmesini umut ediyorlar. Böylelikle de şu an asıl ihtiyaç duyulan ve toplumların değişimi için gerekli ve zorlayıcı adımları atmak zorunda kalmayacaklarını umuyorlar.

Sizce bu bildiğimiz haliyle kapitalizmin sonu mu?
Hayır. Kapitalizmin sonu olduğundan emin değilim. Ama bunun, bizim yaşam süremiz boyunca kapitalizmin en büyük krizi olduğundan eminim. Hatta pek çok açıdan bu krizin, 1930'lardaki Büyük Buhran kadar ciddi olduğunu düşünüyorum. Bu da kapitalizmin 75 yıl içerisinde ikinci devasa küresel krizi ürettiği anlamına gelir. Bu ise; er ya da geç çoğu insanın, bu kadar sıklıkla bu kadar kötü çöküşler yaşayan bir ekonomik sistemle yola devam etmenin dünya halkları açısından faydalı olup olmadığı sorusunun yanı sıra katlanılabilir olup olmadığı sorusunu soracakları anlamına gelmektedir.