‘Yaşanan isyanlar yeni Pan Arabizm'in işareti’

Mısır’daki ayaklanmayı başından sonuna dünyaya duyuran gazeteci Ayman Mohyeldin’le, Mısır’da yaşananları, giderek büyüyen isyan ateşini ve elbette Türkiye’nin rolünü konuştuk.

‘Yaşanan isyanlar yeni Pan Arabizm'in işareti’

Ayman Mohyeldin, Mısır’daki halk isyanını gün güne takip eden ve dünyaya duyuran gazetecilerden biri… Olaylar sırasında iki kez tutuklanan Mohyeldin, Ortadoğu’nun en deneyimli muhabirlerinden biri.

2008’de İsrail’in Gazze’yi 22 gün bombalaması sırasında Gazze’den İngilizce yayın yapan birkaç gazeteciden biri olan Mohyeldin aynı zamanda Ortadoğu halkları ve politikaları üzerinde önde gelen uzmanlardan biri olarak kabul ediliyor.

Mohyeldin’le, Mısır’da yaşananları, giderek büyüyen isyan ateşini ve elbette Türkiye’nin rolünü konuştuk.

Gözde Demirel: Mısır’daki devrimi izleyen gazetecilerden birisiniz. Üstelik isyan sırasında 2 kez de tutuklandınız ve devrim olduğunda siz de ağladınız. Bu süreçte Mısır’da haber yapmak zor muydu?

Ayman Mohyeldin:Gazeteciler için gerçekten çok zor şartlarda yaşadık, üstelik Mısır hükümetinin El Cezire’ye kısıtlama koyması ile birlikte gerçekten tehlikedeydik. Ama yine de süreci izlemek, tarihe tanıklık etmek müthiş bir şeydi. Mutluydum, üzgündüm, yıkılmıştım, gülüyordum. Yani karmaşık bir sürü duydu bir aradaydı. Mısır’ın geçirdiği dönüşüm beni de çok heyecanlandırıyor. Çok uzun zamandan sonra ilk defa Mısır halkının sesi ve istekleri duyuluyor.

ARAPLAR MISIR'I YAKİP EDER
GD: Mısır Arap Dünyası için çok önemli bir ülke? Sizce bu önem nereden geliyor?


AM: Mısır, politik, sosyal, ekonomik ve kültürel yönlerden sadece bölge için değil bütün dünya için önemli. İsrail, Sudan, Gazze ve Libya’nın arasında yer alıyor ve o yüzden ülkeler arası istikrarın sağlanması için de stratejik bir rol oynuyor. Süveyş Kanalı Mısır’ı özellikle ekonomik anlamda önemli kılıyor. Konum olarak Avrupa ve Afrika arasında önemli bir rol oynuyor. Jeopolitik ve doğal kaynaklar bakımından öneminin yanında turistler için de önemli bir durak. Tüm bu özellikleri bir araya getirince Mısır’ın önemi daha iyi anlaşılıyor.

GD: Mısır’daki değişim süreci sizce diğer Arap Ülkelerini nasıl etkileyecek?

AM: Arapların, Mısırlılar nereye giderse Arap dünyası takip eder diye bir sözü vardır.Mısır şu anda gerçek, eşit, özgür ve adil bir ülkeye geçiş için tarihi bir şansa sahip. Bu durum elbette bölgeyi etkileyecek, başka ülkeler de bu şekilde değişecek. Mısır’da yaşananlar bölge için de çok olumlu bir adım. Eğer Mısır’da gerçek bir demokrasi olursa, sağlam adımlar atan bir dış politikası da olacak. Ben, bu yeni politikanın bölgede de yeni boyutlar getirmesini bekliyorum.

YENİ PAN ARABİZİM
GD
: Tunus, Mısır ve şimdi de Libya… Değişim süreci Kuzey Afrika ülkelerinden başlıyor gibi…

AM: Bence coğrafyaya çok fazla bakmamalıyız. Burada kimliğin öne çıktığını düşünüyorum ve bütün bu ülkeleri bir araya getiren de Arap kimliği. Mısır, Tunus, Libya, Bahreyn, Yemen, Ürdün, Suriye… Arap insanlarından bahsediyoruz. Ulusal sınırlara bakmamalı. Bence bu gördüğümüz şey ‘Pan Arabizm…’

GD: Nasır’ın Pan Arabizm ideolojisi gibi mi?

AM: Hayır. Nasır, Pan Arabizmi kendi ulusu için uygulamıştı. Bahsettiğim Pan Arabizm’de Arapların birbirleri ile bağları organik. Ortak amaçları, ortak hüsranları, ortak tarihleri var ve birbirlerine ilham veriyorlar. Gelecek aylarda ve yıllarda Arap dünyasının bir araya geleceğini düşünüyorum. O yüzden Ortadoğu ve Kuzey Afrika arasında coğrafi olarak sınırlar bulunsa bile teknik olarak çok fazla bir fark yok.

Ayman İsrail saldırıları altındaki Gazze'de Ayman İsrail saldırıları altındaki Gazze'de

GAZZE'DE YAŞADIKLARI
GD: Mısır’daki olaylar ve 2 kez tutuklanmanız ile gündeme geldiniz fakat 2008’de İsrail Gazze’yi abluka altına aldığında orada 22 gün boyunca İngilizce yayın yapan tek gazeteci sizdiniz. Gazze’de neler hissettiniz?


AM: İnsan ve gazeteci olarak hayatımın en zor dönemlerinden biriydi. Her yerde çok acı veren olaylara şahitlik ediyorsunuz. İnsanların yüzüne baktığınızda gördüğüm şey umutsuzluk ve yardımsızlıktı. Öte yandan ilham verici bir yanı da vardı çünkü Filistinlilerin yüzlerine baktığınızda bütün bu karşılaştıkları olaylara karşı direnci de gördüm.

GD: Mısır’ın Gazze’ye sınırı olan Refah sınır kapısı kapalı. Mısır’daki değişim sizce Refah Sınır kapısının yeniden açılmasını sağlar mı?

AM: Bu çok iyi bir soru ve bu duruma kesinlikle dikkat etmek gerekiyor. Gelecek dönemde Mısır’daki yeni hükümetin tutumunu dış politikası da gösterecek. Mısırlıların çoğu Filistin’e uygulanan dış politikanın değişmesini istiyor, çoğunluk Refah sınır kapısının kapalı olmasından rahatsız. Çünkü bu durumda Mısır da İsrail ile birlikte ablukanın bir tarafı haline geliyor. Yeni hükümet, eğer insanların istediğini yapacaksa burada ne yapacağına çok dikkat etmek gerekiyor. Şu anda konuşmak için ortada çok olgun şartlar yok çünkü hükümetin ne olacağını bilmiyoruz ama tekrar ediyorum eğer insanların isteğini uygulayacaksa hükümet Filistin politikalarını gözden geçirmek zorunda.

GD: İsrail ile Mısır arasındaki Camp David anlaşması ve Mısır İsrail ilişkileri bu durumdan nasıl etkilenebilir?

AM: Mısırlılar savaş istemiyorlar ama adalet istiyorlar. Filistinlilere hakları olan özgürlüğün verilmesini istiyorlar. Arap hükümetlerinin birçoğu Filistin için gerekli barış çağrısını yapamıyor. Mısır’daki değişimle beraber bunun da değişeceğini umuyorum. Bu durum elbette dış politikaları da etkileyecektir. İsrail ile politikaların da daha sağlam bir zemine oturtulması gerektiğini düşünüyorum.

TWITTER DEVRİMİ
GD: Mısır ve Tunus’taki isyanlarda twitter, youtube gibi sosyal medya da ciddi bir rol oynadı. Sosyal Medyanın değişimdeki rolü sizce ne?


AM: Sosyal Medya yani facebook, twitter, youtube kesinlikle toplu bilgilendirmenin en büyük silahları. Sosyal Medyanın yeni dünya düzeninde adalete katkısı olduğunu düşünüyorum. Baskıcı yönetimler bilgiye erişimi kısıtlasa bile sosyal medya bilginin yayılmasına olanak sağlıyor. İnsanlar kendilerini daha bilgili ve daha az izole edilmiş hissediyor. Yalnız olmadıklarını fark ediyor ve bence bu insanların harekete geçmesi için tetikleyici unsurlardan biri oldu.

GD: Türkiye’nin bölgesel rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?

AM: Bence Türkiye’nin bölgenin en önemli güçlerinden biri haline dönüştü. Bu ona çok büyük bir sorumluluk da yüklüyor elbet. Değişim sürecinde Arap ülkeleri Türkiye’nin deneyimlerinden faydalanabilirler. Özellikle sistem yapısı, ordu, laiklik konusunda Türkiye potansiyel bir kaynak... Türkiye son 10 yılda dış politikasında çok önemli adımlar attı ve bölgedeki gücünü ortaya çıkardı. Arap dünyasında birçok kişi rejimlerin Amerikanın birer oyuncağı olduğunu düşünürken, Türkiye Amerika’nın istediklerine karşı çıkarak güven tazeledi. Örneğin Amerika’nın istemesine rağmen Irak’ı bombalamadı ve hava sahasının kullanılmasına izin vermedi, sivil insanlar Gazze’ye yardım götürmek için yola çıktı ve Türkiye vatandaşlarının arkasında durdu. Ayrıca Türkiye’ye bölgede gerçekten çok saygı duyuluyor çünkü bazen insanlar Türkiye’nin ülkelerine kendi liderlerinden daha fazla önem verdiğini düşünüyor. Bu da Türkiye’ye potansiyel bir sorumluluk yüklüyor.

'GAZETECİLİK KADERİMDİ'
GD: Siz mesleğe nasıl başlandınız ve neden Ortadoğu’yu seçtiniz?


AM: Ailem Amerika’da, Annem Filistinli babam Mısırlı... Amerika’da büyüsem bile her zaman bir yanım Ortadoğu’da olmak istiyordu. Gazetecilik yapmak zorunda da değildim ama bir yanım orada olmalıydı. Hem Amerikan hem de Arap kültürünü tanımam gazetecilikte çok işime yaradı. Geçen son birkaç yılda dünyada çok ciddi değişimler meydana geldi, Mısır’daki değişim, 11 Eylül Saldırıları, Irak Savaşı, Lübnan – İsrail Savaşı, Gazze Ablukası… Sürekli büyük bir olaylar oluyor ve bölgeyi anlayacak kültürel arka plana sahip insanlara da ihtiyaç ortaya çıkıyor. Ben de bunun avantajını kullandım. Evet, şans da yardım etti, ama buna tesadüf diyebilir miyiz bilmiyorum, bence bu kaderdi.

GD: Ortadoğu kökenlisiniz, Amerika’da büyüdünüz, El Cezire’den önce NBC, CNN gibi Amerikan kanallarında çalıştınız. Ortadoğu’ya batıdan ve Arap dünyasından bakılınca ne gibi farklar ortaya çıkıyor?

AM: Batı medyası genelde kendi okuyucu ve izleyicilerini ilgilendiren olayları haberleştiriyorlar. Örneğin Amerikan medyası, Ortadoğu’daki Amerikalılar ne yapıyorlar, zamanlarını nasıl geçiriyorlar bu gibi olayları daha fazla önem veriyor. Yani olayları bütünsel olarak anlatmıyorlar. Bu sadece Amerikan medyasına özgür değil elbette BBC’de İngilizleri ve İngiltere’yi ilgilendirecek haberlere daha çok önem veriyor. Ortadoğu ise kendi sorunlarını kendi gözünden görüyor, bütün yanlar tartışılıyor. Tabi bu çift taraflı bir şey, Amerika’da haber yapan yabancı bir muhabir de o ülkede benzer sorunlar çekiyor. Farklı arka planlar farklı öykülerin ortaya çıkmasına neden oluyor.

GD: Arap dünyasında meydana gelen birçok kriz ve çatışmayı izlediniz. Mesleğe başlarken hayaliniz bu muydu?

AM: Hayır kesinlikle. Ben savaş muhabiri olmak istemiyorum çünkü en büyük isteğim Arap dünyasında barış olması. Öte yandan yaşadığımız bölgede sürekli olay olması beni de bir şekilde olayların içine sürüklüyor.

GD: Örneğin Libya’ya da gidecek misiniz?

AM: Gitmek için bir yolunu bulursam, inşallah gideceğim.

GD: Gazze’deki olayların ardından, süreç ile ilgili bir belgesel çalışması yaptınız. Gazetecilik dışında yapmayı planladığınız projeler var mı?

AM: Kesinlikle film yapmak istiyorum. Çünkü belgesel ve filmlerin gücüne inanıyorum. Bu güç insanları etkilemesinden geliyor. Örneğin bir filmi izlerken 1,5 saat boyunca konuya odaklanıyorsunuz öte yandan gazetecilikte her şey çok hızlı, olayları birkaç dakika içinde özetlemeniz gerekiyor, insanlar da istedikleri an sayfayı ya da kanalı değiştirebiliyor. Yaşananların kalıcı olmasını sağlamak ve deneyimleri aktarmak için vakit bulabilirsem bir belgesel yapmaya çalışacağım.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...