İyi eğitim görmüş nesiller yetiştirmeyi hedefleyen Türk Eğitim Derneği, "10.000 Genç Meşale Daha Aydınlık Türkiye" adıyla bir kampanya düzenliyor.

Amaç; parasal anlamda zorluk yaşayan gençlerin eğitim hayatlarına ışık tutmak, içlerindeki cevheri işleyerek ortaya çıkarmak...

Bu kampanyaya bir destek de İstanbul Halk Tiyatrosu'ndan geldi. Cem Davran, Erkan Can, Levent Üzümcü, Bahtiyar Engin ve Tuğçe Kıltaç bu kez genç beyinler için sahnedeydi. "Alevli Günler" adlı komedi oyunundan elde edilen tüm gelir, yeni meşaleler yakılması için Türk Eğitim Derneği'ne bağışlandı. 

Ünlü oyuncu Levent Üzümcü, hem oyunu hem de kampanyaya verdikleri desteği, ntvmsbc'ye anlattı...

LEVENT ÜZÜMCÜ: 'DAHA İNSANCA BİR YAŞAM UMUDU, BİR DUVARIN YIKILIP GİTMESİYLE BİTMİŞ OLAMAZ!'
Oyununuzla, “10.000 Genç Meşale, Daha Aydınlık Türkiye” kampanyasına destek oldunuz. Bu projede yer alma fikri nasıl ortaya çıktı?
Sosyal olaylara ve sivil toplum kuruluşlarının yaptığı her türlü etkinliğe karşı son derece duyarlı bir tiyatro ekibiyiz. Kuruluş nedenimiz; halka daha yakın ve daha anlaşılır bir tiyatro idi. Ancak bu yolda yürümek sadece lafla olmuyor, edim de önemli. Bize gelen TED teklifini kabul edişimizin nedeni bu.

Böyle bir çalışmanın içerisinde yer almak nasıl bir duygu?
Istanbul Halk Tiyatrosu'nun tüm çalışmalarında yer almak; tiyatromuzun kurucu ortaklarından biri olarak gurur veriyor. Ne mutlu bize ki; gurur duyduğumuz, beğenilen oyunlarımız var. "Gagarin Sokağı" isimli oyunumuzda da söylediğimiz gibi; "Daha insanca bir yaşam umudu, bir duvarın yıkılıp gitmesiyle bitmiş olamaz!"

Peki sizce Türkiye’de eğitim olması gereken yerde mi? Ne gibi eksiklikler var? Neler yapılabilir?
Ben ülkenin asıl probleminin aile içi eğitim eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Hiç bir eğitim kurumu size çalıp çırpmanın ayıp olduğunu, tuvalet kullanımını ya da yalan söylenince başınıza gelecekleri derste öğretmez. Koca koca okulları bitirmiş düzenbazlarla dolu bir ülkeden bahsediyoruz. O yüzden her türlü okul eğitiminin, aile içi eğitim temelinde olması lazım.

Bireylerin yerine getirdiği “sosyal sorumluluk”lar arasında eğitim nerede yer alıyor?
Sosyal sorumluluk projelerinde "muzdarip" olmak çok önemli. Ayrıca kişinin yaşanılan olaylar ve yanlışlar karşısında söyleyecek sözünün olması da... Bir etkinlik olsun, hayatta bir renk olsun diye bu tarz projelere girenler, genellikle proje için yavaşlama mekanizması olurlar. Onları doğru yönlendirmek ve verim alabilmek gerçekten iyi bir organizasyon yeteneği gerektiriyor.

Biraz da “Alevli Günler”den bahsedelim... Oyunu kısaca anlatabilir misiniz?
Oyun; çocukluğundan beri ayrılmamış üç arkadaşın; biri mahallenin kasabı, biri muhasebeci, biri de Türk kültürü profesörü olmuş üç kafadarın yaşadıklarını anlatıyor. İçlerinden biri kanser oluyor ve inancı gereği öldükten sonra yakılmak istiyor. Ancak bu farklılığa, yaşam hakkı vermeyen düzenle karşı karşıya kalıyor. Başvurduğu her yerde başka komediler yaşıyor, her türden anlaşmazlık ve anlayışsızlıklarla karşılaşıyor. Aslında çağdaş bir “Yaşar-yaşamaz” hikayesi sunuluyor.

İzleyicilerden gelen yorumlar nasıl?
Takip ettiğim kadarıyla olumlu. Gittiğimiz tüm sahnelerde oyunumuz çok beğenildi. Ben “tatmin garantili oyun” diyorum...

Üzümcü'nün de dediği gibi, ülkenin problemlerinin üstesinden gelmek için öncelikle bireyin yetiştiği ortama ve sunulan yaşam şartlarına bakmak gerekiyor. Bu bağlamda Türkiye'deki çocukların hepsi "şanslı" kategorisinde değil tabii ki. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle eğitim hakkı elinden alınmış, aile koşulları nedeniyle okula gitmeyen çok sayıda çocuk var. Ve bu rakamların daha fazla artmadan, en aza indirmek gerekiyor. Bunun için herkesin inançla, elini taşın altına koyup, bir şeylerin değişmesinde etken olması gerek.

İşte Atatürk'ün gösterdiği hedef doğrultusunda, çoğu cumhuriyetin kurucuları arasında yer alan isimlerin bir araya gelmesiyle, 31 Ocak 1928'de kurulan Türk Eğitim Derneği; Türkçe ve yabancı dilde eğitim veren okullar kurmak, öğrenci yurtları açmak ve maddi imkânları yetersiz başarılı çocuklara burslar vererek eğitimlerini sürdürmek için çalışıyor.

Dernek zaman içerisinde; Türk eğitim standartlarını çağdaş seviyeye taşıyacak bilimsel platformlar oluşturmayı, araştırma projeleri ile eğitim sisteminin sorunları ve çözümleri konusunda toplumu bilinçlendirmeyi ve Türk eğitim politikasının oluşturulmasında söz sahibi olmayı hedefliyor.

Bu dernek nasıl çalışıyor; hangi projeler ile, kaç gencin yoluna ışık tutuyor?

Türk Eğitim Derneği Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu ntvmsnbc okurları için anlattı...

Türk Eğitim Derneği Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu
Türk Eğitim Derneği Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu

Türk Eğitim Derneği nerelerde faaliyet gösteriyor? Hangi fikir ve hedef yolunda ilerliyor?
Ülke genelinde 22 okulu, 2 temsilciliği, 1 öğrenci yurdu, mezun dernekleri ve okullarının spor kulüpleri ile faaliyet gösteriyoruz.

Öncelikle eğitim alanında sivil inisiyatifin etkinleştirilmesini hedefliyoruz. Eğitime doğrudan veya dolaylı katkı sağlayan kişi ve kuruluşlarla deneyim ve düşünce paylaşımına gitmeyi, eğitim alanında edindiği tecrübeleri ülke çapında eğitimin tüm boyutlarına taşımayı ve çalışmalarını uluslararası düzeyde de sürdürmeyi esas alıyoruz.

Şu an toplam kaç öğrenciye eğitim desteği sağlanıyor?
Kuruluşundan bu yana yaklaşık 47 bin öğrenciye karşılıksız burs imkânı sağlayan Türk Eğitim Derneği, başarılı ancak maddi imkânları yetersiz öğrencilere "Destekleme Bursu", "Tam Eğitim Bursu", "Tam Destek Bursu" ve "Özel Başarı Bursu" olmak üzere dört ayrı sistemle burs veriyor.

Burs kapsamında öğrencilerin hangi ihtiyaçları karşılanıyor?
Bu öğrencilere sadece maddi destek sağlanmıyor, onların tüm sosyal gelişimleri de (uzmanlar aracılığı ile) izleniyor. Öğrencilerin tüm eğitim hayatı boyunca takibi yapılıyor; barınmasından servisine, kıyafetinden cep harçlığına kadar tüm ihtiyaçları karşılanıyor.

Yardımda bulunmak isteyenler ne yapabilir?
Dileyen herkes, bir yıllık eğitim masrafı olan 13 bin 500 TL'nin 4 bin 500 TL'sini ödeyerek bir çocuğa "Tam Eğitim Bursu"ndan yararlanma fırsatı sağlayabilir. Burs almaya hak kazanan öğrenciler, dernek tarafından açılmış olan 21 okulda veya devam ettikleri okullarda eğitim alıyorlar. 

Ayrıca Türk Eğitim Derneği'ne destek vermek isteyenler ise Yapı Kredi Bankası (IBAN TR450006701000000069946958) ve Finansbank'ta (IBAN TR680011100000000024712168) bulunan hesaplar ya da http://ik.ted.org.tr/mesale/index.asp adresi aracılığıyla bağışta bulunabilir, (0 212) 337 66 76 no'lu çağrı merkezimizi arayabilir, (0 312) 418 53 02 numaralı telefonu arayarak başvuru formu edinebilirler.

Tüm operatörlerden 5833'e boş SMS atarak, 5 TL bağışta bulunmak da mümkün.

Derneğinizden yardım almak isteyenlerin nereye ve nasıl başvurmaları gerekiyor?
TED Okulları'na alınacak burslu öğrencileri "Tam Eğitim Bursu Sınavı" ile belirliyoruz. Sınava girecek öğrencilerde ise T.C. vatandaşı olmak, 5., 6., 7., 8. veya 9. sınıfa devam ediyor olmak, en son alınan karnedeki not ortalamasının 85-100 aralığında olması, ekonomik koşullar itibariyle maddi desteğe kesinlikle ihtiyaç duymak gibi kriterler aranıyor.

"Tam Eğitim Bursu" sınavına girmek isteyen adaylar ise derneğimizin internet sayfasından sınav kriterleri hakkında bilgi alabilir, online başvuru yapabilir ya da 0312 418 06 14 /150 - 152 numaralı telefonları arayarak bize ulaşabilirler.

Ayrıca, Ankara ve İstanbul'da bulunan temsilciliklerimiz aracılığıyla da burs başvurusu yapmak ya da bağışta bulunmak isteyen herkes Türk Eğitim Derneği ile irtibata geçebilir.

"10.000 Genç Meşale Daha Aydınlık Türkiye" isimli bir çalışmanız var. Biraz bu konuya değinirsek meşale fikri nasıl ortaya çıktı?
İyi bir eğitim almanın tüm çocukların hakkı olduğuna inanıyoruz. Öte yandan maddi imkânsızlıklar yüzünden pek çok başarılı çocuğumuzun bu haktan mahrum kaldığını da biliyoruz. Bu gerçeği değiştirmek üzere, 2003 yılında başarılı ancak ekonomik yetersizlikler yaşayan öğrencilerin nitelikli eğitim görmesi için başlattığımız burs çalışmalarına 2009 yılında yeni bir hedef belirleyerek "10.000 Genç Meşale Daha Aydınlık Türkiye" kampanyasıyla ülke çapında bir eğitim seferberliği başlattık.

YAKILAN HER MEŞALE, BİR ÇOCUĞU DAHA CEHALETİN PENÇESİNDEN KURTARIYOR
Kampanyamız kapsamında yakılan her meşale, bir çocuğun daha cehaletin pençesinden kurtulduğunu ve yarınlara umutla baktığını müjdeliyor. Diğer bir ifadeyle Türk Eğitim Derneği, 10.000 genç meşale yakarak Türkiye'nin yarınlarını aydınlatmayı hedefliyor.

Kampanyaya kimler (kuruluşlar vs.) destek veriyor?
Kampanyanın pek çok bireysel ve kurumsal destekçisi bulunuyor. Kurumsal destekçilerimiz arasında Finansbank, Denizbank, Hyundai ve Kahve Dünyası gibi çok sayıda kuruluş var.

Bireysel destekçilerimiz arasında Filiz Akın, Ali Poyrazoğlu, Alev Semker Akal, Kurthan Tarakçıoğlu, Pınar - Fethi Köseliören, Gülay Tan, Ergün Özen ve Rüşdü Saraçoğlu gibi isimler yer alıyor. 

Kampanya kapsamında yer alan "Sektörel Uyanış" projesi ise, farklı sektörlerin eğitim sistemine katkıda bulunmasını sağlıyor. Çeşitli sektörlerde başarılı olmuş uzman ve liderlerle işbirliğine gidilerek bu kişilerin kampanyamıza katkıda bulunabilmelerini sağlayan "Sektörel Uyanış Projesi"ne halihazırda Avukat Rezan Arıemre, Doktor Meral Demirel ve Aktör Tamer Karadağlı gibi isimler destek veriyor.

Kampanyaya destek olmak isteyenler ne yapmalı?
Bağışta bulunmak isteyenlere 3 farklı yol sunuyoruz. Destekçilerimiz dilerlerse bir öğrencinin burs alabilmesi için gerekli olan yıllık 4 bin 500 TL'yi tek başlarına ödeyerek meşale yakabilir, dilerlerse 2, 3, 5 ve 10 kişilik gruplar kurarak bu meblağı aralarında paylaşabilir ve kıvılcım yakabilir, dilerlerse de operatör fark etmeksizin 5833'e boş SMS göndererek 5 TL'lik bağışta bulunabilirler.

Kampanyanın hedef beklentisi nedir?
Hedefimiz 10 yılda 10 bin genç meşale yakmak, yani maddi imkânsızlıklar yüzünden gelecek kaygısı taşıyan 10 bin başarılı öğrenciyi ülkemize kazandırmaktır. Ulaşmak için yoğun bir çaba sarfediyoruz. Toplamda 2 milyon kişinin hayatını etkileyecek ve Türkiye eğitimin aydınlatıcı ışığıyla Ulu Önder'in çizdiği yolda emin adımlarla ilerliyoruz.

Bu bağlamda bir de tiyatro oyununuz var...
Kaynak yaratmak amacıyla bugüne kadar pek çok sanat etkinliği gerçekleştirildi. Ali Poyrazoğlu'nun sahnelediği "Ben Eskiden Küçüktüm" ve "İki İleri Bir Geri" isimli tiyatro oyunlarıyla Türkiye çapında yaklaşık 5 bin kişiye ulaştık. Sertab Erener ve Fahir Atakoğlu da birlikte bir konser vererek hayranlarını kampanyamızla buluşturdu. 

Bu anlamlı destek kervanına son olarak da İstanbul Halk Tiyatrosu katıldı. Irmak Bahçeci'nin yazdığı, Yıldıray Şahinler'in yönettiği ve Cem Davran, Erkan Can, Levent Üzümcü, Bahtiyar Engin ve Tuğçe Kıltaç'ın sahnelediği "Alevli Günler" oyunu, tüm geliri Derneğimize aktarılmak üzere izleyiciyle buluştu.

HEDEF: TEST İLE TOST ARASINA SIKIŞMAMIŞ BİR GENÇLİK YARATMAK
Biraz da Türkiye'deki eğitim sisteminden söz edelim... "Test ile tost arasına sıkışmamış bir gençlik" yaratmaktan bahsediyorsunuz... Burada kastedilen dershaneler sanırım... Sistemin değişmesi için, nasıl bir eğitim süreci öngörüyorsunuz?
Türk Eğitim Derneği olarak eğitim sistemimizdeki sorunlara dikkat çekmeyi ve bunlara yönelik çözüm önerileri geliştirmeyi asli görevlerimiz arasında kabul ediyoruz. Bu anlayış doğrultusunda sınava odaklı eğitim sisteminden beslenen ve günümüzde 16 milyar 709 milyon 311 bin 739 TL'lik kaynağın deyim yerindeyse heba edilmesine yol açan sınava hazırlık sektörüne üçüncü kez savaş açtık.

Bu sektörün eğitim sistemimizde yol açtığı tahribatın boyutlarını ortaya sermek üzere gerçekleştirdiğimiz "Ortaöğretime ve Yükseköğretime Geçiş Sistemi ve Sınavlar" raporu, dershanelerle rekabet edemeyen okulların içinin, gerek öğrenci gerekse müfredat bakımından boşaltıldığını gösteriyor. Sınava hazırlık sektörüne harcanan kaynakların büyüklüğü ise 2010 yılında ilköğretim okulları için ayrılan toplam kamu bütçesine yaklaşmış bulunuyor. 

Bu tabloya daha yakından bakıldığında ise işin korku veren bir boyutu daha olduğu görülüyor. Çünkü öğrenciler sınava hazırlanmak için okul yerine dershaneye gitmeyi tercih ediyor ve sınavda soru gelmeyecek derslerin müfredattan çıkartılmasını talep ediyor. Liselerde öğrencilerin yüzde 22'si üniversiteye giriş sınavında soru çıkmayan derslerin gereksiz olduğunu ve yapılmaması gerektiğini, yüzde 24'ü ise soru çıkmadığı için bu derslere ayrılan sürede sınavda soru çıkan derslerin yapılması gerektiğini düşünüyor.

Üstelik bu görüş, veliler tarafından da destekleniyor. SBS'de soruları yer almayan derslerin önemli olmadığını veya bu derslerin sınava hazırlık için kullanılması gerektiğini düşünen velilerin oranı yüzde 44,9. Bir başka deyişle velilerin yarıya yakınının, dersleri sınav odaklı bir yaklaşımla değerlendirme eğiliminde oldukları görülüyor. 

Öğretmenler de bu olumsuz tablo içinde yer alıyor ve yüzde 50'lik bir kesim sınava hazırlık için dershaneye gidilmesinin gerekli olduğunu düşünüyor. Velilerin de yaklaşık yüzde 42'si çocuklarının dershaneye gitmeden istedikleri liseye girebilmelerinin mümkün olmadığı görüşünde.

ÖĞRENCİLERE GERÇEK OLMAYAN VAATLER SUNULUYOR! SONUÇ İSE HAYAL KIRIKLIĞI OLACAK...
Oysa sınav sistemi ve sınavlara hazırlık sektörü, öğrencilere gerçekçi olmayan umutlar vaat ediyor. Şöyle ki, Anadolu liselerinin kontenjanlarının sınırlılığına rağmen öğrencilerin yüzde 83'ü istedikleri liseye yerleşebileceklerini düşünüyor. Bu kadar büyük bir oranın sayısal olarak istediği bir liseye yerleşmesi mümkün değil. Bunun sonucu olarak ise öğrencilerin büyük bir kısmı, sınav ve yerleştirme sonrasında hayal kırıklığı yaşayacak. 

Peki bu sorunları aşmak için neler yapmak gerek?
Hükümetlerden hükümetlere, YÖK başkanından YÖK başkanına değişmeyecek, Türkiye'de her kesimden insanın uzlaşı içinde olacağı, ayrışan değil ortak noktalardan hareket eden bir eğitim programına ihtiyacımız var. Bu da ancak bir ulusal programla gerçekleştirilebilir.

SINAV SİSTEMİ DEĞİŞTİRİLMELİ!
Savaşların silahlarla değil beyinlerle yapıldığı bir dünyada, Türkiye'nin kendi ekonomik refahını ve iç güvenliğini sağlayabilmesinin ancak geliştirilmiş beyinlerle mümkün olduğu da göz ardı edilmemeli. Bu nedenle öncelikli olarak sınav sistemi sorununu çözmek gerek. 

Şu anda Türkiye'de maddi ya da başka sorunlardan dolayı eğitim görmeyen, sıkıntı çeken kaç çocuk (ortalama) var? Türkiye'nin en belli başlı sıkıntısı nedir?
Bu konuya dair istatistiki veriler farklılık gösteriyor. Ancak şu bilinen bir gerçek ki; ülkemizdeki sosyal uçurumun derinleşmesi ve maddi olanaksızlar nedeniyle eğitim hakkı elinden alınmış olan, eğitim hedeflerine ulaşamayan çocukların sayısı çok fazla. Üstelik, yine son derece yüksek oranlara sahip olduğunu gözlemlediğimiz okulu terk etmiş olan ve okuma-yazma bilmeyen çocuklar bu gruba dahil değil! 

TÜRKİYE'NİN EN BELLİ BAŞLI SIKINTISI "EĞİTİMDEKİ SOSYAL ADALETSİZLİK"
Çünkü bir ülkeyi ileriye taşıyacak olan en temel unsur, nitelikli ve eğitilmiş bir nüfusa sahip olmaktır. Türkiye'de ise sosyal adaletsizlik eğitimdeki baş aktör. Sosyal toplumdaki ve devlet okullarındaki uçurumlar en başta gelen sorunlar haline geldi. Dolayısıyla Türkiye'nin birincil sorunu ne ekonomi ne de terör; nitelikli bir nüfusa sahip olamamak yani eğitimdir.

Gerek ilköğretim, gerek üniversite... Devlet, eğitim konusunda üzerine düşen görevi tam olarak yerine getiriyor mu? Ne gibi eksiklikler söz konusu?
Şüphesiz ki; Türkiye gibi kalabalık ülkelerde her şeyi devletten beklemek söz konusu olamaz. Ama devletin, organize edilen sistemi kuran ve denetleyen bir yapısı olması gerekir. Sosyal devlet yapısında da devletlerin en önemli fonksiyonu eğitim, sağlık ve adalet üzerinedir.

DEVLET GÖREVİNİ YERİNE GETİREMİYOR ÇÜNKÜ...
Türkiye'nin şu anda milli eğitim noktasında ne millilik ne de eğitim açısından yeterli bir seviyede olduğunu söylemek mümkün değil. Haliyle devletin bu noktada üzerine düşen görevi tam olarak yerine getirdiğini de söyleyemeyiz. Çünkü devlet, doğru bir organizasyon gerçekleştirmiş olsaydı, Türkiye'de 16 milyar lira okul dışı sistemlere gitmezdi. Devlet sistemi doğru bir şekilde kurgulamış olsaydı Türkiye'deki okullar arasında bu denli büyük bir sosyal adaletsizlik olmazdı. Örneğin; İstanbul'daki iyi ve kötü okul arasındaki fark yüzde 45 gibi büyük bir makas açıklığına ulaşmazdı.

TÜRKİYE'NİN ULUSAL EĞİTİM PROGRAMINA İHTİYACI VAR
Az önce de altını çizdiğim gibi bu eksikliklerdeki temel gerekçe ise, Türkiye'nin ulusal bir eğitim programına sahip olmaması. Siyasetçilerin ve bürokratların değişim sürecinde, diğer bir ifadeyle koltuk değişimlerinde devlet politikalarının da yeniden değişmesi ve herkesin kendine göre bir politika oluşturması. Türkiye'nin asıl yapması gereken; kişiden kişiye değişmeyecek bir ulusal program oluşturmak ve bu program doğrultusunda planlama yaparak hareket etmek olmalı. 

"Onlar bizim çocuklarımız… Yaşamak onların da hakkı!" diyoruz... Peki, dünya ülkeleriyle kıyaslandığımızda, Türkiye'nin eğitim profili nasıl?
Bu noktada dünyanın hangi ülkesini kendimize hedef aldığımız önemli. Eğer ki söz konusu kalkınmış, medeniyetin getirdiği dejenerasyona uğramamış yani değerlerini bilen ama yüksek niteliklerle donatılmış, çağdaş bir ülke ise; Türkiye'nin kendisini kıyaslaması gereken tek ülke yine kendisidir. Ancak hedefi de tabii ki Kuzey ülkelerinin seviyesine ulaşmak olmalıdır.

Bu aşamada nüfus projeksiyonları ve benzeri karşılaştırmalardan daha önemli olan bir ülkedeki insanlara birbirine yakın bir eğitim hakkının verilip verilmediğidir. Bu durum Avrupa Birliği ve OECD ülkelerinin bir çoğunda ideale yakın noktaya geldi. Bu doğrultuda Türkiye'deki eğitim sistemini yönetenlerin yapması gereken de, ülkemizin eğitim profilini düzgün bir şekilde yukarıya taşımak ve çocuklarımızın 21. yüzyılın gerektirdiği özelliklere sahip olmasını sağlamak.

Sosyal zekâsı gelişmiş, kitap okuyan, spor yapan, kültürünü bilen, dünyayı izleyen ve sosyal medyanın içinde yer alan bir nesil yetiştirmek zorundayız. Ancak bu şekilde 21. yüzyılın, bilişim çağının neslini yetiştirmiş oluruz. Aksi takdirde tarım çağı ile sanayi devrimi arasına sıkışmış bir nesille ileride niteliği olmayan bir yığına sahip olabiliriz. Bu da bir ülke için en büyük risk!