Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Hazine Müsteşarı İbrahim Halil Çanakcı, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu Başkanı Tevfik Bilgin'in de katıldığı toplantıda 49 bankanın genel müdür ve üst düzey yetkilileriyle bir araya geldi.

Babacan açılış konuşmasında şunları söyledi: "Türkiye'ye gelen sermayenin daha kalıcı ve uzun süreli olmasını sağlamak önemli, bu bizim tercihimiz. Kısa süreli sermaye hareketlerinin sebep olacağı olumsuz sonuçlara karşı tüm kurumlarımızı daha nasıl korunaklı hale getirebiliriz, bunun üzerinde yoğunlaşmalıyız.

Bu dönemde kamu-özel kesim için aşırı borçlanma yoluna gitmemek, olabildiğince TL cinsinden borçlanmak ekonomimizin dış şoklara karşı dayanıklılığını pekiştirecektir.

Bütçe açığı ve kamu borcu alanlardaki iyileşme makro istikrarın devamında önemli katkı sağlayacak. Kurumlararası koordinasyon Türkiye'ye yönelik risklerin yönetilmesinde hayati öneme haizdir.

Mali disipline devam ederek, cari açığın üzerindeki baskının azaltılması, para politikasının esnekliğinin artırılması amaçlanıyor. Temel makro hedefler ve strateji doğrultusunda TCMB ve BDDK gerekli adımları atıyor. Kamu borcunun GSYH'ya oranı ciddi düşmekte, bugünkü hesaplamayla yüzde 41.4'e düştüğünü görmekteyiz. İç borç çevirme oranının 2011'de yüzde 90'ın altında olacağını öngörüyoruz. Bankacılık sektörünün güçlü yapısını 2011 yılında da sürdürecek olması önemli. Cari açığın bu yıl 40 milyar doları geçeceğini öngörüyoruz. Hükümetimiz istikrar için gerektiğinde en sert tedbirleri almaktan kaçınmaz.

Sermaye akımlarında Türkiye için doğru, rasyonel ve sonuç getirici adımlar atacağız. Biz uyguladığımız politikalara güveniyoruz, kurumlarımız doğru adımlar attı. Elimizde her türlü araç var, gelişmelere göre biz bunlara yön veririz. Merkez Bankası fiyat istikrarı konusunda her türlü araç bağımsızlığına sahip bir kurumumuz.

Tahvillere stopaj avantajı getiren kararname imzada. Bir yılın altındaki tahvil ihraçlarında stopaj yüzde 10 olarak devam edecek. Yurtdışı tahvil ihraçlarında; 1-3 yıl arasındaki ihraçlarda vergi yüzde 7, 3-5 yılda yüzde 3, 5 yılın üzerindeki ihraçlarda yüzde sıfıra düşürüldü."




Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye'nin son 8 yıldır uluslararası doğrudan yatırımlara ve portföy yatırımlarına açık bir ülke olduğunu ve bir cazibe merkezi haline geldiğini söyledi.

Türkiye'de güven ve istikrar sağlandığı sürece, güven ve istikrar güçlendiği sürece, Türkiye'ye gelen sermaye akımlarının net anlamda hep pozitif olmaya devam edeceğini ifade eden Babacan, burada önemli olanın Türkiye'ye gelen sermayenin daha kalıcı olmasını, daha uzun süreli olmasını sağlamak olduğunu kaydetti. Babacan, şöyle devam etti:

''Bu bizim tercihimizdir. Bizim bu konudaki temel yaklaşımımız da açıktır. Türkiye'nin dışa açık bir ekonomi olma özelliğini mutlaka korumamız, hatta güçlendirmemiz gerekmektedir. Dünyada ne olursa olsun Türkiye'nin dışına duvarlar örecek, setler çekecek, Türkiye'yi kendi içine kapatıcı bir yaklaşımda asla bulunmayız, bulunamayız.

Öte yandan, kısa süreli sermaye hareketlerinin sebep olabileceği olumsuz sonuçlara karşı kurumlarımızı, daha nasıl korunaklı hale getirebiliriz, bunun üzerinde yoğunlaşmamız gerektiğini düşünüyoruz. Burada temel politika yaklaşımlarımız açıktır, mali disiplin, bütün bu politikaların merkezidir. Kamu kesiminin kendine çeki düzen vermiş olması, kamu açıklarının, kamu borç stoğunun makul seviyelerde ve düşen oranlarda devam edecek oluşu burada en önemli konulardan bir tanesidir.''

Bir başka temel politika alanının Merkez Bankası'nın başarıyla yürüttüğü ihtiyatlı para politikaları olduğuna işaret eden Babacan, yapısal reformların da bir başka politika alanı olduğunu söyledi. Türkiye'nin rekabet gücünü artıracak, Türkiye'nin tek tek, kurum kurum, şahıs şahıs daha yüksek katma değer üretmesini sağlayacak olanın yapısal reformlar olduğuna dikkati çeken Bakan Babacan, serbest kur rejiminden de asla bir taviz ve sapma olmayacağını söyledi. Babacan, ''Tüm bu konularda içinde bulunduğumuz konjonktürde makro ihtiyati tedbirlerin ön planda tutulması gereken tedbirler, araçlar olduğunu düşünüyoruz'' dedi.

AŞIRI BORÇLANMA
Başbakan Yardımcısı Babacan, hem kamu hem de özel kesim için aşırı borçlanma yoluna gitmemek, tüm borçlanmalarda uzun vadeye yönelmek, olabildiğince TL cinsinden borçlanmayı tercih etmek ve riskleri doğru yönetmenin ekonominin dış şoklara karşı dayanıklılığını önemli ölçüde pekiştireceğini belirtti.

Merkez Bankası'nın uyguladığı para politikasının fiyat istikrarı ile finansal istikrarın birbirini tamamladığı bir çerçevede şekillendiğini kaydeden Babacan, toplam talebin kompozisyonundaki gelişmelerin, politika faizi dışındaki araçların küresel kriz öncesi seviyelere getirilmesini gerekli kıldığını ve para politikasında normalleşme sürecinin yaşandığını söyledi.

''OVP'NİN ÖNEMİ ARTTI''
Babacan, OVP'nin önümüzdeki dönemde öneminin daha da arttığına işaret ederek, ''Gerek bütçe açığı gerekse kamu borcu alanlarındaki iyileşme makro istikrarın sürdürülmesine önemli katkı sağlayacak'' dedi.

Konuşmasında küresel ekonomideki gelişmelere de değinen Babacan, 2010 yılının 2009 yılına göre küresel ekonominin bir miktar toparlandığı bir yıl olduğunu belirtti. Babacan, küresel ekonomide ciddi risklerin hala devam ettiğini de kaydederek, önümüzdeki birkaç yılda atılması gereken adımlar, alınması gereken kararlarda hükümetlerin yavaş ve yetersiz kalacağını öngördüklerini söyledi.

Babacan, merkez bankalarına daha çok iş düşeceğini ifade ederek, merkez bankalarının bir bakıma bütün bu olumsuz tabloda durumu kurtarmak için, daha kötüye gidişi önlemek için, bankalarda ya da devletlerde olan çöküşü önlemek için oldukça sıra dışı ve yüksek miktarda müdahalelerde bulunmak durumunda kalacağını kaydetti.

Genişlemeci para politikalarının ortaya çıkardığı likidite bolluğu ve bu çerçevede gelişmekte olan ülkelere yoğun sermaye girişinin de bazı sorunları beraberinde getireceğini anlatan Babacan, şöyle devam etti:

''2011'de, 2010 yılına göre, dünya ekonomisindeki büyümenin bir miktar azalacağını bekliyoruz. Avrupa'daki borç sorununun önemini koruyacağını bekliyoruz, gelişmiş ülkelerde Merkez Bankalarının politika faizlerinde 2011 yılının sonundan önce bir artışın zor olacağını düşünüyoruz. Yine gelişmiş ülkelerle, gelişmekte olan ülkeler arasında büyüme farklılığının orta vadede devam edeceğini öngörüyoruz. Özellikle yüksek işsizlik yüksek kamu açıkları, yüksek borç stoğu bunlar gelişmiş ülkelerin büyüme oranları üzerinde daha yıllarca baskı oluşturmaya devam edecek.

Türkiye açısından önem taşıyan Avrupa bölgesinde güçlü bir toparlanma da zaman alacak. Maalesef tüm dünya geneline baktığımızda Avrupa bölge olarak, en yavaş toparlanan ve sorunların çözümünün en uzun süreceği bölge gibi şu anda görünüyor. Gelişmekte olan ülkelere sermaye akışının portföy ağırlıklı yapısının da devam edeceğini beklemekteyiz.''