Ekonomi kanalları genellikle sokaktaki vatandaş için pek bir şey ifade etmez. Onların görüşü bu kanalların daha büyük yatırımcılar için olduğu yönündedir. Ekonomi yayıncılığı yapan kanallara sadece kendilerini ilgilendiren konular olduğu zaman bakmaya çalışırlar.

CNBC-e ise uzun süredir bu kemikleşmiş inancı kırmakta. Artık sokaktaki insanlar da kendilerinin anlayacağı dilde programların yapıldığını biliyorlar. Bu konuda en büyük rollerden biri CNBC-e’nin Genel Yayın Yönetmeni Servet Yıldırım’a ait. Yıldırım ve ekibi yayın yelpazelerini oldukça geniş tutarak herkesimden insanların anlayacağı programlarla ekonomiyi yayıncılığını halka sevdiriyor.

Türkiye’de son dönemde ekonomi yayıncılığı giderek önem kazanmaya başladı. Ekonomi yayıncılığının Türkiye’deki geleceği için neler düşünüyorsunuz?
Ekonomi yayıncılığı Türkiye’de son 10 yıl içinde ciddi şekilde önem kazandı. Eskiden gazetelere baktığımız zaman tek sayfalık ve çok da gündemde olmayan ekonomi haberleri görürdük. Önce ekonomi sayfalarının gazetelerdeki ağırlığı arttı, hatta ekonomi sayfaları neredeyse tek başına gazete haline geldi. Dünyanın önemli ekonomi ajansları Türkiye’ye girmeye başladı. Mesela Reuters gibi ajanslar Türkiye’de ofisler kurdu ve bu ofislerin Türkçe servisleri yayın hayatına geçti. Yani Türkçe habercilik yapmaya başladılar. Sonra bu Türkçe habercilik giderek genişledi. Televizyon yayıncılığına baktığımızda Türkiye ile ilgili haberlerin giderek daha ağırlıklı yer aldığını görmeye başladık.

Türkiye’deki ekonomi yayıncılığında CNBC-e’nin yeri nedir?
Türkiye’de ekonomi yayıncılığı denince akla CNBC-e gelir, çünkü çok uzun süredir bu kulvarda ve çok etkin bir rol oynuyor. Hem piyasaları takip etmiş hem de piyasaların bir parçası olmuştur. Dolayısıyla iş dünyasını bir bütün olarak aldığınız zaman CNBC-e hem içindedir hem de dışında. Bir aktördür. Bilgilerin yatırımcılara ulaşması için etkin rol oynar. CNBC-e ekranına baktığınızda değişik kaynaklardan gelen bilgiler görürüz. Yani tek bir ekran yoktur. Üst tarafta üç ayrı kutu vardır ve oralarda anlık bazda dünya piyasalarını, enerji piyasalarını ve çapraz kurları görebilirsiniz. Haber tarafına baktığınızda orada içeriği ve katılan uzman görüşünü alırsınız. Altta akan bantlardan gözünüzü dört dakika boyunca ayırmazsanız o anda dünya ekonomisinde ne olup bitiyorsa bilgi sahibi olursunuz. Haber hattı başlı başına ajans görevi görür. Haber hattımız diğer kanalların haber hatlarından amaç, işlev ve içerik olarak farklıdır. Yaklaşık on ayrı kaynaktan gelen bilgileri veririz. Buradaki amaç yatırımcılara, ekonomodeki işletmelere ihtiyaç duydukları tüm bilgileri verebilmektir. Türkiye’de başka ekonomi kanalları da var, ama bizim diğerlerine göre farkımız şu; CNBC-e dünya çapındaki bir şemsiyenin Türkiye’deki parçasıdır. Türkiye’de ise Doğuş Yayın Grubu içindedir. Dolayısıyla bu iki tarafın bir araya gelmesinin de verdiği güç ile piyasadaki lider rolümüzü sürdürüyoruz. Biz bilgiyi süratli ve doğru vermeye çalışıyoruz. Aynı şekilde yorumu ve analizleri de... İzleyiciler aldıkları bir bilgi ya da haberin doğruluğunu kontrol etmek için bize bakma isteği duyuyorsa o zaman biz işimizi iyi yapmışız demektir. Bunu yıllardır başarıyoruz.

Yatırımcılara yayın yapıyoruz dediniz. Bu yatırımcılar arasında sokaktaki Ayşe teyze de var mı? Sizi izlediği zaman anlatılanları anlayabiliyor mu?
Herkes yatırımcıdır bizim için. Bankada bir milyon doları olan kişi de, maaşından 100 lira arttıran bir küçük tasarrufçu da bizim için yatırımcıdır. Parayla işi olan herkes yatırımcıdır, zira o parayla bir işlem yapacaktır, ya Cumhuriyet Altını alacaktır, ya döviz alacaktır ya da borsada yatırım yapacaktır... Diğer yatırımcı işletmeler de büyümek için yatırımlar yapacaklardır. Bu anlamda onlara da ihtiyaç duydukları bilgileri verebilmeliyiz. Onun için iş dünyasında karar verenlerin odalarında bizim kanalımız açıktır, karar vericiler bizi izliyor. Yatırımcılar, sokaktaki Ayşe Teyze de bizi izliyor. Onların hepsine gereken bilgi, yorum ve veriler bizde. Güngör Uras Ayşe Teyze’ye vereceği kararı anlatırken, öğle kuşağında en karmaşık yatırımı yapacak kişilere de gerek bilgiyi verebiliyoruz. Yatırımcı dediğinizde bu geniş bir yelpazeyi kapsıyor, CNBC-e’de bu yelpazeye hizmet edecek şekilde yayın yapıyor.

CNCB-e’nin kurumsal kimliği o kadar güçlü ki bazen ekrandaki yüzlerinin isimlerini hatırlanamayabiliyor. Bu durum içerde bir sorun yaratıyor mu?
Yok hayır. Bizim ekran yüzlerimiz az görülen insanlar olabilir ama bizim işimiz ekonomi yayıncılığı olduğu için ekrandan çok içerik ön plana çıkıyor. Bu yüzden diğer kanallardaki anlayış bizde yok doğal olarak. Bizim ekran yüzlerimizin hepsi deneyimli. Aşağı yukarı büyük bir bölümümün piyasa deneyimi var, banka ya da aracı bir kurumda çalışmışlar. Örneğin ekran yüzlerimizden Gülay Afşar, Didem Arslanoğlu ve Gökay Otyam bir aracı kurumdaydı. Ben ve Artunç Kocabalkan banka kökenliyiz.. Dolayısıyla CNBC-e’de çalışanların büyük bölümünün piyasa deneyimi vardır, ne konuştuklarını bilirler. Piyasa ile ekonomi dünyasının aynı dili konuştuğunu bilirler. Büyük çoğunluğunun eğitimi ekonomi üzerinedir, bu alanda ya lisans ya da yüksek lisans yapmışlardır. Yani, donanımlı bir kadroya sahibiz.

Kanalınızın reyting kaygısı var mı?
Bizde reyting kaygısı yok. Çünkü reytingler, reyting firmaları tarafından hanelerde ölçülmeye başlandı. Biz hanelerin yanı sıra işyerlerinde de açık olan bir kanal olduğumuzu biliyor, görüyoruz. İstanbul’daki birçok iş yerinde Ankara’daki birçok iş yerinde bizim kanalımızın açık olduğunu biliyoruz. Onlar ölçülmüyor. Hane sayısına yakın işyeri sayısı var. Devlet dairelerinde, Ankara’daki ofislerde bizi izleyenler mevcut. Onlarda da ölçüm aleti yok.

CNBC-e iki yayın kuşağına sahip. Biri ekonomi kuşağı, diğeri ise akşam yayınlanan dizi ve film kuşağı. İkisini birlikte yürütmenin bir zorluğu oluyor mu? Bu karar nasıl verildi?
Dünyadaki CNBC’lerle karşılaştırdığınızda bunun bir tek Türkiye’de uygulandığını görürsünüz. Önceleri yadırgansa da artık tuttu. Ayrı bir seyirci kitlesi var. Gündüz ekonomiyi izleyenler akşam CNBC-e’yi izlemeye devam edebiliyor, yani gündüz kuşağının devamı gibi. Tabii niye 7 gün 24 saat ekonomi yayını yapmıyorsunuz diye sorabilirsiniz? Türkiye’de ona ihtiyaç yok. Ben bu iddiayla yola çıkanların da akşam ekonomiden uzak, magazine kaçan programlar yaptığını görüyorum. Ben o formatın Türkiye’de tutacağına inanmıyorum, bir de bizim formatımızda, akşam kuşağında kaliteli olmasına önem gösterdiğimiz dizi ve filmlerin bir izleyici kitlesi oluştu. Bence dünyada diğer CNBC ile ortak program yapan kanallar da bizi takdirle karşılıyor.

Önümüzdeki dönemde yeni program düşünceniz var mı?
Şu anda yeni başlattığımız programlar, kuşaklar var. Onları sürdürüyoruz. Yakında bir-iki tane daha olacak. Yeni programların hazırlıkları hâlâ sürüyor, yakın zamanda açıklayacağız. Biri özellikle vergi üzerine olacak, herkesin vergiyle bir ilişkisi oluyor ve vergi konusunda soracak çok şey olmasına karşın insanların Türkiye’de bunu sorabilecekleri uzman sayısı sınırlı. Bu insanları etkileyebilirsek, onlar için bir şeyler yapacağız.

Türkiye’nin kredi notunu yükseliyor bu aralar. Bunun sokağa yansıması nedir? Bu sokaktaki insan için genelde pek bir şey ifade etmiyor.
Bu bizim esas meselemiz. Bu haberi sadece vermekle yetinmememiz lazım. Üç sene önce Amerika’daki konut kredilerinin ödenememesini anlatmaya başladık. Çoğu kişi, “Bunun benimle ne ilgisi var” diye sordu. Biz o noktada insanlara bu dünyaya yayılır, gelir bizi de etkiler, bizi de vurur demeye çalıştık. Bunu anlatmaya çalıştık ve başardık da. Mesela Türkiye’nin kredi notu arttı. Bunun sokağa yansımasını anlatmak lazım. Bunun artmasıyla döviz kuru 1.52’nin üzerindeyken aşağıya geldi. Yani döviz kredisi alan da bundan etkileniyor, borsada hisse senedi olan da... Önümüzdeki dönemde maaş görüşmeleri de bundan etkilenecek. İşte bunlar bizim yaşantımızı doğrudan etkileyen gelişmeler. Bu haberi verdikten sonra bizim bunu bağlantılarla, yorumlarla işlememiz gerekiyor. Televizyonculuk bu, bunu yaptık mı keyif alıyor ve işimizi yapmış oluyoruz.

Bir dönem Reuters’ın haber servisinin müdürlüğünü yaptınız. Şimdi ise CNBC-e’nin Yayın Yönetmeni'siniz. Yabancı yayın şirketlerinin Türkiye’de ortaklık kurmalarının yararları sizce neler?
Bu iki şirket de köklü şirketler. Birikimleri ve kuralları var. Bu kurallar yılların birikimiyle oluşmuş. Bu şirketler Türkiye’ye birikimleriyle, kurallarıyla geliyorlarsa bu bizim için bir kazanımdır. Dolayısıyla Türk basınına katacakları şeyler vardı ve kattılar da... Reuters için tarafsızlık çok önemliydi ve bu görüşünü basına getirebildi. O anlamda muhabirlerine verdiği destek önemlidir. Sürat kavramını da haberciliğe getiren odur. Bu hız kavramı kazanılana kadar enflasyon verisi gelir, saatlerce masanın üzerinde bekler, haber ondan sonra yapılırdı. Ancak Reuters ile enflasyon verisi ABD’de olduğu gibi önem kazandı. Gelir gelmez yatırımcıya ulaştıralım denmeye başlandı, artık bugün enflasyon verisi anlık açıklanıyor ve anlık yayımlanıyor. Bunlar bize dışardan gelen iyi alışkanlıklar. Tabii bir de teknoloji var. CNBC-e’nin ekran grafiği bir teknolojidir. İşte Reuters’ın getirdiği şey de bu teknolojidir.

Bu şirketler Türkiye’ye neden geliyor peki?
Burada bir pazar var. Burada gelişmekte olan bir finans sitemi var. Buradan para kazanıyor. Karşılıklı bir ilişki bu. Büyüme potansiyeli var, şirketler de bu potansiyele geliyor.

Davos ile ilgili yazılarınızda en azından bakan düzeyinde katılmak gerekirdi dediniz. Neler diyeceksiniz bu konuda?
Biz düzenli olarak altı yıldır geniş bir ekiple Davos’a gidip yayın yapıyoruz. Bir ekonomi kanalı için, iş dünyasının kanalı için Davos önemli bir yer. Geçen yıl Başbakan, “Daha da gelmem” dediğinde oradaydık. O laf bir başbakanın ağzından çıktığı zaman ertesi sene gitmemesi doğrudur. Ve benim kişisel görüşüm de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gitmemesi yönündeydi, doğruydu. Ama bence bakan düzeyinde katılmamak yanlış oldu, çünkü Türkiye’nin anlatacak bir hikâyesi var. Son dönemde 100’e yakın not hareketi var ve 80’i düşürme yönünde. Not artışı 20 kadar ve bunlardan sadece birkaçı Türkiye’ye ait. Türkiye, Yunanistan’ın, Portekiz’in notu aşağı düşerken notu yükselen bir ülke. Bu anlatılacak bir hikâyedir. Dünya bir finans krizi yaşarken Türkiye finans krizini 2001’de yaşadı ve yeniden finansal yapılanmaya gitti. Bu yıl Davos’taki forumlara giderek bu hikaye bakan düzeyinde anlatılabilirdi. Çok da etkili olurdu. 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın meşhur bizi sözü var, “Kriz teğet geçecek” diyor, sizce de böyle mi oldu?
Bence bu ülkede ekonomi yüzde altı civarında daralmışsa, sanayi ortalama yüzde 9 daralmışsa, işsizlik oranları yüzde 13.5’in üzerine çıkmışsa kriz o ülkede teğet geçmemiştir. O ülke krizden etkilenmiştir. Üretim kaybı, istihdam kaybı olmuştur. En temel iki gösterge budur. Kur artmış, faiz düşmüş falan, tüm bunlar yansımadır. Sonuçta iki temel gösterge vardır; üretim ve istihdam. Buna baktığımızda üretim de istihdam da yüzde 9-10 civarında olmak üzere sanayi de daralmıştır. Ama şunu da belirtmek gerekir ki diğer ekonomilere göre biz çok ucuz atlattık.

Türkiye şu ara bir yargı krizi yaşıyor. Eskiden olsaydı şu an yaşanan olaylar ekonomiyi tepetaklak ederdi. Şimdi öyle değil. Bunun sebebi ne?
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bir açıklaması oldu. Gül yargı krizinde bir kısır döngüden, bir çıkmaz sokaktan bahsediyor. Şimdi eskiden bir cumhurbaşkanı bundan bahsetse ekonomi tepetaklak olurdu. Ama ekonomi artık aynı ekonomi değil. Anayasa fırlatıldığında ekonomide, finans sisteminde sorunlar vardı. Ülkenin reel sektöründe sorunlar vardı. Yasal altyapı uygun değildi. 2001 krizinden sonraki en büyük kazanım şu oldu; kriz kötüydü, bir sürü can yaktı ama o kriz yüzünden mecburen bazı adımlar attıldı. O krizde, o dönem atılan adımlarla riskler bir bir ayıklandı. Yapısal reformlar yapıldı. Bunun yararlarını bugün görüyoruz. Ekonominin şoka dayanıklılığı arttı. Reformun yararı bu. 90’lar boyunca herkes reform yapılsın dedi, işverenler, bürokratlar, iktisatçılar siyasileri zorladılar. O reformlar 90’larda yapılsaydı olaylar daha farklı yaşanırdı, 2001 krizi yaşanmazdı.

Ekonomi haberleri yapanlar yatırımcılara önerilerde bulunur. Peki, ekonomi haberi yapanların kendi yatırımları nasıldır? Nerelere yatırım yaparlar?
Şimdi buradaki ince nokta şu. Ekonomi üzerine gazetecilik yapanların yatırım tavsiyelerine inanmayın. Bence bu konuda bir yasak olması lazım. Zaten “kelin merhemi olsa kendi başına sürer” mantığı da budur. Benim bir dosyam var, yapılan eski tahminlerin hepsi yazılıdır. İçinde kendi tahminlerim de var, dünyanın önde gelen bankalarınınki de. Geçenlerde krizden önce yapılan tahminlere bakıyordum. Kimse öngörememiş olacakları. Öngören çok az. Gazetecinin burada yapacağı tavsiye vermek değil, tahminleri, tavsiyeleri aktarmak, haberleri derlemek toparlamaktır. Anket de aktarılabilir. Dışarı çıkıp ve piyasadakilere ne bekliyorsunuz diye soruyoruz. Bunu 30 kişiye soruyor ve bir ortalama alıyoruz. Diyelim ki beklenti beş, önemli olan bu beklentiyi aktarmaktır. Gerçekleşme olunca üç diye bir rakam çıktı. Bu üç iyi midir kötü müdür? Bu üçü bir şeylerle karşılaştırmak lazım. İşte o birşey anketlerle ortaya çıkan beklentidir.. Üçü piyasa beklentisi olan beş ile karşılaştırıyorsun. Bizlerin kendi görüşümüzü değil, piyasanın görüşünü yansıtmamız gerekiyor.