2008’de ABD’deki mortgage kredileri üzerinden patlak veren küresel mali kriz, üzerine geçen yıl başlayan AB’deki borç krizi… Dünya ekonomisi bir süredir “tatsız” ve 1990’lardaki gibi bir genel büyüme döneminin yakın gelecekte yaşanabileceğine dair emare yok. Pek çok gelişmiş ülkede ekonomik büyüme oranları sıfıra yakın.

İşsizlik tüm dünyada ciddi bir sorun ve bu pek çok ülkede göçmen karşıtlığı, yabancı düşmanlığı ve aşırı sağın yükselişi biçiminde tezahür ediyor. Avrupa’nın en çok büyüyen ekonomisine sahip olması hasebiyle Türkiye bir istisna, ama Türkiye’de de işsizlik hâlâ ciddi sorun, ayrıntılar yazının devamında…

Küresel bir sorun olarak ‘istihdam’, PERYÖN’ün düzenlediği 25. Avrupa İnsan Yönetimi Konferansı’nın geçen Cuma günkü oturumunda ele alındı. Katılımcılardan biri, İnsan Yönetimi Dernekleri Dünya Federasyonu’nun (WFPMA) Başkanı Horacio Quiros’tu. Kuzey Amerika’dan ilginç rakamlar verdi Quiros:

Kanada tüm gelişmiş ülkeler arasında göçmen almak konusunda en hevesli ülkelerden biri, yılda 300 bin kişiyi topraklarına kabul ediyor. ABD’de hükümet yeni istihdam alanları yaratarak işsizlik sorununu hafifletme niyetinde ama şu ana kadar başarılı olmuş değil. Meksika’nın durumu o kadar da kötü değil; resmi rakamlara göre işsizlik yüzde 5 civarında, gerçek oranın ise yüzde 7-8 olduğu tahmin ediliyor.

Küresel ölçekte, istihdamın gri alanlarını ise şu üç kategorinin teşkil ettiğini belirtiyor WFPMA Başkanı: Yetersiz istihdam, yani düzensiz ve güvencesiz işler. Bu işlerde elbette ücretler de çok düşük. Tüm dünyada 200 milyon civarında insanın yetersiz istihdamın (“sub-employment”) süjesi olduğu tahmin ediliyor. İkinci kategori, çocuk işçiler. Üçüncü kategoriyi ise kayıtdışı sektörü oluşturuyor. Bazı ülkelerde ekonominin yüzde 40-45’ine varan dilimi kayıtdışı. Quiros, işsizliğin tüm dünyada en çok kadınları vurduğuna işaret ediyor.

Avrupa İnsan Yönetimi Derneği (EAPM) Başkanı Filippo Abramo da Avrupa ekonomisinin içinde bulunduğu duruma ilişkin önemli tespitlerde bulundu. Bu son borç krizinde İskandinav ülkeleri, Hollanda, Almanya ve kısmen de İngiltere’nin, yani genel olarak Kuzey Avrupa ülkelerinin görece iyi durumda bulunduğunu (görece kelimesinin altını çizelim) belirten Abramo, asıl darbeyi Güney Avrupa’nın yediğine dikkat çekiyor:

“Bazı Güney ülkelerinde kamu açığı gayrısafi milli hâsılaya eşit. Ancak bu ülkelerde dahi sanayi kötü durumda değil. Söz gelimi İtalyan sanayii. Yani ortada finansal bir kriz ve kamu açığı krizi var, endüstriyel bir kriz yok”.

Abramo, AB’yi önümüzdeki yıllarda bekleyen tehditlerden birinin de yaşlanan nüfus olduğuna dikkat çekiyor. Zaman içinde resmi rakamlara göre AB’de çalışan nüfusun azalacağını, AB ülkelerinde emeklilik yaşının sürekli arttırıldığını, bazı ülkelerde 70’e dayandığını anlatıyor.

AB İÇİNDE İŞ GÜCÜ DOLAŞIMI ÇOK SINIRLI
Filippo Abramo’nun paylaştığı bir diğer ilginç veri de, iş gücünün AB içindeki dolaşımına dair: Avrupalı çalışan nüfusun sadece yüzde 2’si bir başka Avrupa ülkesinde çalışıyor. Emeğin sermaye kadar rahat dolaşamaması küresel bir mesele, ancak Abramo’nun paylaştığı veriye bakılacak olursa bu sorun AB içinde dahi vaki.

Gelelim Türkiye’ye. Orada da sözü PERYÖN Başkanı Selen Kocabaş’a bırakalım: “15-64 yaş arası nüfusun istihdam oranı yüzde 46.5. İşsizlikle ilgili istatistiklerde son yıllarda iyileşme var. Ama gene de istihdam ekonomik büyümeyle desteklenemiyor. Genç istihdamında azalma var. Bu alanda Türkiye, OECD rakamlarının altında. Kadın istihdamında da OECD rakamlarının fazlasıyla altında.”

1990’larda yüzde 56 dolayında seyreden kayıtdışı istihdamın 2010’da yüzde 44’e indiğini belirten Kocabaş, bu rakamın hâlâ yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Yapılması gerekenler faslında ise, büyük sermayenin bir süredir seslendirdiği talepleri dile getiriyor: Esnek çalışmanın yaygınlaştırılması (kadın ve genç istihdamına katkısı olacağı gerekçesiyle), kıdem tazminatı uygulamasının yeniden “değerlendirilmesi” ve bölgesel asgari ücret uygulamasına geçilmesi.

Sermayenin bu güncel taleplerine emek cephesinin yanıtları var muhakkak. Bu konular bu sonbahardan itibaren, tabii hangi spesifik dönemlerde ve ne yoğunlukta tartışılacaklar şimdiden kestirmek güç ama, ülke gündeminde üst sıralara tırmanmaya aday. Sendikaların, meslek örgütlerinin ve aydın kesimlerin dirençli ve inatçı bir cephe örüp öremeyeceğini göreceğiz artık…