Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, "2'nci Bursa İnşaat Zirvesi"nin açılışında konuştu.

Güllüce, Türkiye'nin, 1980'lerin 1990'ların Türkiye'siyle mukayese edilemeyecek bir noktaya geldiğini, geçenlerde açılışına katıldığı bir laboratuvarla ilgili kendisine bu standartta dünyada 5 laboratuvar olduğu bilgisinin verildiğini anımsatarak, şöyle devam etti:

"Dünyada diye başlayan bir şeyi söyleyen bir ülkenin bakanıyım, insanıyım, vatandaşıyım diye insan nasıl mutlu oluyor. Burada ben bakan olurum, Ahmet, Mehmet olur, mahkeme kadıya baki kalmıyor. Bir saat sonra olmazsınız ama ülkem adına müthiş bir şey o biliyor musunuz. Mesela 'Dünyanın en büyük havaalanını yapıyoruz' dediğimde kendimi böyle Viyana kapılarındaki akıncı beyi gibi sanıyorum. Ülkesini seven herkes de aynı şeyi düşünmez mi?''

"İNŞAATÇILARA KARŞI TUHAF BİR SALDIRI VAR"

Türkiye'nin son 300 yıldır ıskaladığı Batı ile arasındaki açığı kapatmak için herkesin elinden geleni yapması gerektiğini ifade eden Güllüce, son yıllarda "betonlaşma" diye bir kavramın sürekli gündemde olduğuna dikkati çekti.

Güllüce, bu konuda bir kavram kargaşası yaşandığını anlatarak, şu değerlendirmelerde bulundu:

"İnsanoğlunun son asırda bulduğu en güzel inşaat malzemelerinden biri de beton. Tamam ahşap da taş da güzeldir ama 14 katlı bir binayı ahşaptan, taştan yapamazsınız. Betonlaşma, çevreci anlayışın dışında bir şekilde kullanılır hale geldi. Bu betonlaşma, ağacı, çevreyi, yeşili azaltma anlamında söyleniyorsa muhteşem doğru bir söz, yok inşaatlar çoğalıyor anlamında söyleniyorsa anlamsız bir söz. Ne kastediliyor buradan Bakıyorsunuz, inşaatçılara karşı tuhaf bir saldırı var, 'Betonlaştırıyorlar Türkiye'yi ' Yani imar planı olan bir arsanın üzerine bina yapıyorlar, orada imar planında bir problem varsa onun suçlusu bakanlık, belediye ve vesairedir ki öyle bir şey de yok zaten. O zaman inşaatçı ne yapmış, neyi betonlaştırmış "

"TÜRKİYE'DE KONUT FAZLASI OLMAZ"

Konut fazlası olduğu yönündeki iddiaları da değerlendiren Güllüce, şöyle konuştu:

"Konut fazlası deniliyor, bu da bir propagandanın yolu. Yani herhalde akılları sıra bir siyaset yapılıyor. Türkiye'de konut fazlası olmaz, pazarlama problemi olabilir. İkisi aynı şey değil. Eski aile yapısından yeni modern aile yapısına dönülüyor. Şimdi hiç evlendiği gün babasıyla annesiyle dayısıyla birlikte oturan aile biliyor musunuz Yok. Evlendiği gün yeni bir eve gidiyor. Nüfusun yüzde 60'ı genç olan, dünyanın en genç nüfusa sahip ülkelerinden birisiyiz. 'Bu nasıl karşılanacak?' diye asıl düşünmemiz lazım."

Güllüce, Türkiye'nin birinci derece deprem kuşağında bulunduğuna işaret ederek, ülke genelinde bina analizlerine 4 pilot ilde başladıklarını, dolayısıyla bu kadar çok riskli binaya sahip bir yerde konut fazlasının olamayacağını vurguladı.

YABANCILARA KONUT SATIŞI

Yabancılara daire satışıyla ilgili tartışmalara da değinen Güllüce, şunları dile getirdi:

"Dün yine vardı; 'Türkiye satılıyor.' Yok kardeşim, bu bakış açımızı da değiştirmemiz lazım. Bizim orada işçi olarak çalışan insanlarımızın hepsi gayrimenkul aldı ama Almanya bize hiç satılmış değil, Almanya Almanya'da duruyor. Burada da gelse şimdi bir Fransız bir daire alsa ne olur ki. O bir daire aldı diye bizim vatan bütünlüğümüz filan gidecekse ölelim. On binde bir insanın aldığı bir daire yüzünden biz neyi satmış olabiliriz ki. Artık değiştirmemiz lazım kendimizi. Keşke çok fazla sayıda daire üretebilsek ve yabancıya da satabilsek."

Güllüce, müteahhitlerin imar kurnazlıklarının önünü kesen çareler konusunda çalışmalar yaptıklarını da ifade ederek, bu şekilde firmaların büyüyemeyeceğini, büyümenin akılla sağlanabileceğini belirtti.

"BİR TEK CARETTAMIZIN BACAĞINA DÜNYALARI VERİRİZ"

Çevre bilincinin, Türklerin binlerce yıllık kültürünün bir parçası olduğunu, kimsenin çevre kavramını ithal bir şey sanmaması gerektiğini dile getiren Güllüce, şunları kaydetti:

"Sanayicilerimiz dünyayı kirletmeden kalkınabilmiştir, sanayici olmuştur. Türkiye, dünyaya zarar vermeden gelişebilmiştir. At nalının çivisini yapamayan, normal çiviyi yapamayandan bugün helikopter yapacak sanayi, teknoloji düzeyine gelmiştir ama dünyayı hiç kirletmemiştir. Oysa Batı'nın endüstrileşme tarihine baktığınızda hem uzun bir süre bütün dünyayı perişan etmişlerdir, Afrika'sını Hindistan'ını filan perişan etmişlerdir, yoksul halkların alın terleriyle zengin olmuşlardır. Atıklarını götürüp şuraya buraya gömmüşlerdir, getirip Karadeniz'e kadar atıp kaçmışlardır ama bizim sanayimiz, endüstrimiz tamamen alın terimize dayalıdır. Hiçbir dünya halkının bizden alacağı yoktur. Kendi alın terimizi yeriz ve dünyaya da hiç zarar vermeden gelişmekteyiz, gelişmişizdir. Çevreci arkadaşlarım bu hassasiyeti bilsin; hem çevreyi koruyan hem de hızla kalkınan bir ülkeyiz. Bir tek carettamızın bacağına dünyaları veririz."