"Black Mirror mu değişti, ben mi aynı değilim?"

Distopyalar diyarının zirvedeki dizisi “Black Mirror” 3 bölümden oluşan beşinci sezonunu Charlie Brooker önderliğinde seyircisi ile buluşturdu. O seyircilerden biri olarak, heyecanla başladığım serüveni, 95 yaşındaki yorgun ve umutsuz bir kadın olarak bitirdim. Niyesini maddelerle anlatmaya çalışacağım. (Yazı: Ceren ALA filmleri değerlendirdi. / Ceren.ala@ntv.com.tr)

  • 1

    Anthony Mackie’nin başrolünde yer aldığı sezonun ilk bölümü “Striking Vipers”da kadronun tamamı siyahi oyunculardan oluşuyor. Son dönemin “moda”sı haline gelen “siyahi” oyuncu kadrosundan faydalanma hareketi daha ilk saniyede hikayeden uzaklaşmama neden oldu. Bu herkeste aynı etkiyi yaratmaz tabi. 

  • 2

    Onun dışında hikayesiyle beni saran tek bölüm de “Striking Vipers” idi. İki yakın arkadaşın sanal gerçeklik evreninde geçen bir dövüş oyununda yaşadıklarını anlatan hikaye o sahneleriyle büyüleyici bir atmosfer yaratsa da; bir süre sonra sonu başından belli, azıcık sıkıcı, hayal gücünü sınırlandırıcı bir sıradanlığa büründü. Belki de yıllar önce bize “distopik” gelen olaylar, artık “komşuluk kalmadı, komşuluk” cümlesiyle açıklanabiliyordu.

  • 3

    İkinci bölümün adı: Smithereenes. Hikaye bu kez tamamen İngiliz. Şahane aktör Andrew Scott’ın performansı sayesinde yaklaşık 10 dakika bütün dikkatimi vererek izlediğim bölümün sonunda hissettiğim tek şey karnımın acıktığıydı. Ne olayla, ne de karakterlerle hiçbir bağ kuramayışımın yegane nedeni “aşırı dozda romantizm”e maruz kalmamdı

  • 4

    Cep telefonuna bir an bakmak için direksiyonu tuttuğunu unutan bir adamın, kendine itiraf edemediği suçunu kabulleniş hikayesini sümüklü gözyaşları, manasız sahneler, gereksiz diyaloglarla; basiretsiz karakterlerin birbirinin ayağına bastığı sıkıcı bir salon dansını izler gibi izledim. Belki de bazıları en büyük suçlarını kabullenmiş, o bölümü çoktan çekip bitirmişti.

  • 5

    Son bölüm “Rachel, Jack ve Ashley Too” distopik evreni ucundan yakaladı. Şarkıcı ve oyuncu Miley Cyrus’ın performansını izlemek keyifliydi. Bölümü bitirdikten sonra müthiş bir haz duyabilirdim: 14 yaşında olsaydım! ‘Son bölümde biraz da gençleri yakalamak istediler zaar’ diyerek uykuya dalan zihnim, Cyrus’ın şarkı söylediği birkaç anda şöyle bir uyandı.
  • 6

    Yapay zekalı bebekler, kötü kalpli teyzeler, niye orda olduğu bilinmeyen ablalar, orda olmasa da olurdu dediğim karakterler... Belki de her şeyin mümkün olabileceğine dair güçlü inancımız ve kimi zaman karamsarlığımız bizi bundan çok uzun yıllar öncesine götürüyor. Belki de distopya, anlamını değiştiriyor. Ya da bize “Love, Death & Robots” gibi köküne kadar fantazyayı soluduğumuz diziler gerekiyor. Çok da önemli değil, her şeyin sonunun her an gelebileceği günümüzde “Black Mirror” iyi dayandı bence.