Ozan Musluoğlu: Athena dönemi aile gibiydi

Ozan Musluoğlu, caz kontrbas sanatçısı, basçı ve besteci. 1977’de Almanya’da doğdu. Müziğe ilgisini babaannesi fark etti; 16 yaşında bir bas gitar hediye etti. Bu sayede Musluoğlu’nun müzik yolculuğu başladı. Hep yeni ve farklı bir yöne koşmaya, devamlı üretmeye çalışıyor. Musluoğlu, NTV Radyo’nun ”Bizim Cazcılar” programında İrem Gökbudak’ın sorularını yanıtladı.

  • 1

    YILIN EN İYİ CAZ ALBÜMÜ

    Bugüne kadar beş albüm kaydetti. İlk iki albümü kendi bestelerinden oluşuyor. Üçüncü albümü “My Best Friends Are Pianists”in içindeTürkiye’nin on iki önemli caz piyanisti yer alıyor. Davulda Ferit Odman ile 12 farklı dünyaya girip çıkıyorlar. Bu albüm ilgi görünce bunun vocal versiyonu olan, My Best Friends Are Vocalists’I kaydetti. Bu album bir dostlar buluşması niteliğinde oldu, yirmi sekiz müzisyen katıldı. 2015’te Sony tarafından çıkan bu albüm iTunes’da yılın en iyi caz albümü seçildi.

    Ozan Musluoğlu, NTV Radyo’daki Bizim Cazcılar adlı programda, ilk albümü Coincidence’da yer alan “You Must Forget Sometimes”, İkinci albümü 40th Day albümünün açılış parçası olan ve babaannesi için yazdığı“Requiem For K.C. ”, Türkiye’nin önemli piyanistlerinin yer aldığı My Best Friends Are Pianists albümünün açılış parçası “Agoni” ve son albümü My Best Friends Are Vocalists’in kapanış parçasıolan “Blues For Ayşe” adlı parçaları çaldı.

  • 2

    İLK BASS GİTARIMI BABAANNEM ALDI

    Çocukken Rock müzikten çok hoşlanıyordum. Hatta en sevdiğim gruplardan biri Iron Maiden’dı. Bas gitara başlama nedenim de Iron Maiden’ın bas gitaristi Steve Harris’ti. Onun çok büyük hayranıydım. Tabii eskiden şimdi olduğu gibi internet, her kanalda müzik programları falan yoktu. O yüzden haftada 1 kere yayınlanan o müzik programında klibinin çıkması benim için çok önemli bir şeydi. Bütün haftayı o programı bekleyerek geçiriyor gibi hissediyordum bazen kendimi. Tabii yaş ilerledikçe enstrümana yönelme oldu. O dönemlerde Iron Maiden’ın müziğini dinlerken kendi kendime bas gitara benzer enstrümanlar yapmıştım. Kendimi bas gitar çalıyor gibi hayal ediyordum ve başka da hiçbir enstrümana da merakım yoktu. Büyüdükçe daha farklı müzik türleri dinlemeye başladım. Rahmetli babaannem 90’lı yıllarda merakımı fark edip sevgili İlhan Börekçi’nin Kadıköy’deki müzik mağazasından bana bir bas gitar satın aldı ve serüven o şekilde başladı. Yani o bas gitar alınmamış olsaydı şimdi müzik ile alakalı bir şey yapmıyor olabilirdim.

  • 3

    VE MACERA BAŞLIYOR

    O dönemde “bas gitar öğrenmek istiyorum” dediğiniz zaman karşınıza çok fazla eğitim veren kişi/yer çıkmıyordu. İnternet de yoktu maalesef. Metodları bulamıyordunuz.Yine sevgili İlhan Börekçi beni Mehmet Burak Alapan diye birinin telefonunu verdi. Pazar günü ilk ders için randevulaştık. Bas gitarımı sırtıma alıp evine gittim. Kapıyı açan kişinin kolu kırıktı. Tabi görünce şaşırdım ve yanlış yere geldiğimi düşündüm. Sonra fark ettim ki o gece küçük bir kaza geçirmiş ve kolu kırılmıştı.

    Dersimiz 3 – 4 hafta kadar rötarlı başladı. Sözlü, müzikli, dinleyerek, çalmadan yapabileceğimiz dersleri yaptık. 4 – 5 ay güzel bir çalışma tempomuz oldu. Yani o enstrümanın nasıl çalındığını, nelerin çalışılması gerektiğini, o enstrümana yönelik ilk başta öğrenmem gereken her şeyi sayesinde öğrendim. Sonra bireysel çalışmalar devreye girdi. Bir yandan hep müzik dinliyorsunuz, merak ediyorsunuz, çalmaya çalışıyorsunuz falan. Çalma konusunda hızlanmaya başladım.

  • 4

    EN KEYİFLİ DÖNEM. LİSEDE ROCK STAR!

    Annem ile babam ayrıydı. Babam da çok fazla müzik ile alakalı bir şey yapmamı istemiyordu o dönemde. O yüzden çok destek görmedim. Ama babaannem her zaman arka çıktı. Bas gitarla ilgili yapmam gereken her şeyde beni destekledi hep. Toprağı bol olsun, muhteşem bir insandı... Sonra lise yıllarında okul orkestrası ve liseler arası müzik yarışmaları gündeme geldi. Okul grubunun bas gitaristiydim. Farklı farklı gruplarda çalmaya başladım ve bu böyle de devam etti. Devamlı çaldığım müzikler değişti, gruplar değişti, çoğaldı ve 2000’li yıllara kadar hep bas gitar çaldım.

    Okul orkestralarında, lise gruplarında çalan müzisyenler okulun Rock starları gibi ilgi görüyor olabilir. Grubun konserleri çok keyifli geçiyordu.Yarışmalar çok eğlenceliydi. Çok güzel bir dönemdi o dönem. Güzel hatıralar kaldı.2000’li yıllara kadar bas gitarla ilgili maceralarım devam etti.

  • 5

    ASKERE GİDİP KAFAMI TOPLAMAK İSTEDİM

    2000 yılında askerlik problemim belirdi ve zaten çaldığım müzikten biraz sıkılmış ve farklı yönlere kayma isteği belirmişti içimde. Çare olarak da uzun dönem askerlik yapmamın kafamı toplamak konusunda yardımcı olacağını düşünmüştüm. Kendi kendime askerlik başvurusu yaptım. Çünkü açık öğretimde okuyordum ve 4 yıllık Kamu Yönetimini bitirme ışığı görünmüyordu ufukta. Askere gidip bu işi bitirmek istedim ama askerde pişman olmamak için de gitmeden önce bütün müzik okullarının sınavına girdim. İlk sıradaki tercihim Bilgi Üniversitesi’ydi. Bilgi Üniversitesi’ndeki sınav çok güzel geçti. Bursu da alınca hayatım değişti. Hayatımda yeni bir sayfa açıldı. Askerlik konusunu 7 yıl kadar erteledim.İlk sene hazırlık okudum ve İngilizce ile dopdolu bir yıl geçirdim. Hazırlık sınıfını geçtikten sonra 2001 yılında akademik olarak ilk müzik eğitimimi almaya başladım. Okulda kontrbas bölümünün de olduğunu fark edince bölüm başkanının odasına gidip “Ben bas gitarla bursumu kazandım ama kontrbas öğrenmek istiyorum. Bölüm değişikliği yapma şansım var mı?” diye sordum. Sevgili Ali Perret’ti o dönemki bölüm başkanımız…

    “Tabi ki, neden olmasın” diye bir cevap gelince kontrbas serüvenim de o yıl başlamış oldu. İnsanın zevkleri değişebiliyor. Büyüdükçe farklı şeylerden hoşlanabiliyorsunuz ve iyi ki öyle bir seçeneğim olmuş. İlk iki sene Volkan Hürsever ile birlikte ders yaptık Bilgi Üniversitesi’nde. Üçüncü sene bir Amerikalı kontrbasçıyla derslerimiz oldu. Dördüncü sene müfredatta kontrbas dersleri yoktu ama o dönem ders vermeye başlayan sevgili, rahmetli Kürşat And’ın derslerine girmeye başladım misafir olarak. Yakalayabildiğim derslerin hepsine dışarıdan katıldım ve çok keyifli bir 7 yıl geçti.

  • 6

    ATHENA DÖNEMİ AİLE GİBİYDİ

    4 yıl kadar Athena’da çaldım. Tam o döneme denk geldi. 2003 – 2007 arasında Athena grubuyla birçok festival, konser, turne çalışmalarımız oldu. Keyifli bir dönemdi, güzel anılarımız var. Askere gidene kadar bayağı bir konser, turne, albüm kaydı, televizyon kaydı ve Eurovision gerçekleştirdik birlikte... Aile gibi oluyorsunuz ve zamanınız devamlı birlikte geçmeye başlıyor. Çok keyifli anlarımız oldu. Eğlenceli bir 4 yıl olarak hatırlıyorum.Güzel kliplerimiz var. En son albüme de Gökhan (Özoğuz) gelip bir parçama konuk oldu sağolsun. Athena grubuna ilk girdiğimde klibinde oynadığım parçaydı. Biz bu parçayı konserlerde nedense hiç çalmıyorduk ama çok sevdiğim parçalardan biriydi. Günün birinde mutlaka bu parçayla ilgili bir şeyler yapacağım diye aklımdan geçirmiştim. 2015’e kısmet oldu. My Best Friends Are Vocalists albümümdeki solistlerden biri de Gökhan’dı. Orada bir An isimli Athena parçasını seslendirdik. Çok güzel hatıralar benim için. Şimdi herkes farklı şeyler yapıyor. Onlar da kendi müziğini yapmaya devam ediyorlar. Ben ise kendi albümlerime, kendi müziğime yöneldim.

  • 7

    HEP KONTRBAS İŞÇİSİYİM

    Müzik bir okyanus... Öğrenmek hiçbir zaman bitmiyor. O dönemlerde etkilenip, beraber çalışma fırsatı yakaladığım isimler oldu. Kontrbasçılardan Robert Balzar, Dominique Lemerle, Marc Johnson, Dwayne Burno ve şu an aklıma gelmeyen birçok kontrbasçıdan yakaladığım her yerde bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Her workshop yaptığım kişiden devamlı bir şeyler öğrenme şansım oldu.Bunlar benim için çok faydalı şeylerdi. Çünkü enstrümanı öğrenmeye çalışıyorsunuz ki fiziksel zorluğu olan bir enstrüman.

    Bir konservatuar geçmişiniz olmamış. Sonradan hızlandırılmış bir şekilde o açığı kapatmanız gerekiyor gibi durumlar vardı. Askerlik dönüşü sevgili Arda Agoşyan’la da bir dönem çalışma şansım oldu. Müthiş bir kontrbasçıdır ve çok iyi öğreten bir hocadır. Gösterdiği klasik şeyleri de kontrbasıma adapte etmeye çalıştım. Hep kendimi kontrbas’ınağır işçisi gibi gördüm. Yaşadığınız sürece yapmamız gereken tek şey, devamlı çalışmak... Zaten bu enstrümanı çalabilmek için yaşıyorsunuz, hobiniz gibi sevdiğiniz bir şeyle uğraşıp hayatınızı devam ettiriyorsunuz. Aslında çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum ve devamlı şükrediyorum. Hani hep söylerler ya “En son çaldığım kadar iyi çalabiliyorum.” Çok doğru. Benim de çok sevdiğim bir laftır; kendinizi devamlı geliştirmeniz gerekiyor.

  • 8

    JOHN COLTRANE HAYRANIYIM

    Caz, Türk toplumunun çok sevebileceği bir müzik... Gereksiz bir önyargı olduğunu düşünüyorum. Sadece o kadar geniş bir yelpazesi var ki. Benim bile dinlemekten hiç keyif almadığım ama adı caz olan müzikler de var. Dinleyicilerin sevdiği cazı bulması, üzerine gitmesi ve o formatta albümleri ya da kayıtları araştırması daha doğru. Bu bir enstrüman olabilir, bir vokalist olabilir… Gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Mesela saksofon seviyorsanız John Coltrane ile yollarınız bir yerde mutlaka kesişiyor. Sonra Coltrane dinlerken rotayı o dönemin saksafoncularından farklı birine kaydırabiliyorsunuz ya da bir trompetçiye geçebiliyorsunuz. Önemli olan keyif aldığınız enstrümanın ne olduğunu keşfetmek. Coltrane’in albümlerini çok seviyorum. Akustik piyano triolarını çok seviyorum.

  • 9

    MESELE CAZI KEŞFETMEK

    Türk dinleyicisinin de cazı çok seveceğini düşünüyorum. Sevgili Kenan Doğulu’nun albümü İhtimaller’in prodüktörlüğünü yaptım. Albüm süreci 1 yıl sürdü. O albümde Kenan’ın bestelerinin çok başka yorumları var. Bu yorumların içine yeni parçası eklendi. Bence Türk cazı için çok önemli bir albüm oldu bu. Gereksiz bir önyargı var.

    Mesela şöyle bir anımı anlatabilirim. Televizyon, müzik sistemleri satan bir mağazaya girmiştim. Bluetooth ile çalışan bir müzik sistemini denemek istedim. Adam da “kendi müziğinizi çalın isterseniz” dedi. Son dönemlerde dinlediğim bir akustik caz albümü çaldım. Çaldığım şeyin ne olduğunu sordu bana. Ben de ismini söyledim. Niye sorduğunu merak ettiğim için ona aynı soruyu yönelttim. “Ben bu ürünü bundan sonra tanıtmaya kalktığım zaman sizin bu çaldığınız müzik ile tanıtacağım gelen müşterilerime” dedi. Çok mutlu oldum, belli ki müzik adamı bir şekilde yakalamıştı…

    Bana göre bu adam aslında bu müziği çok seviyor ve nedense yolları daha önce hiç kesişmemiş. Kesişmediği için de o döneme kadar dinledikleri içinde en sevdiklerini bir arada tutup, onları araştırmış.

     

  • 10