Robert Redford: Kimse yakışıklı olduğumu söylemedi

Dünyanın en yakışıklı aktörlerinden biri olarak anılan Robert Redford, “Çocukken kimse yakışıklı olduğumu söylemedi. Çok sonradan duymaya başladım. Hazırlıklı değildim” dedi.

  • 1

    Robert Redford’un son kez oyuncu olarak seyirci karşısına çıktığı The Old Man and The Gun filmi önceki gün gösterime girdi. Amerika’nın en ünlü banka soyguncularından Forrest Tucker’ın hayat hikayesinden uyarlanan filmde rol alan sinemanın yaşayan efsanesi Robert Redford, “Artık oyunculuğu bırakma zamanı geldi galiba. Oyunculuk yerine yönetmenlik ve yapımcılık yapacağım” dedi.

  • 2

    Hürriyet’ten Barbaros Tapan’a konuşan Redford, eski günlerden özlediği şeyin “sadelik” olduğunu söyleyerek, “Şimdi her şey daha karmaşık. Filmi yapmak yetmiyor, reklamı, tanıtımı... Liste böyle uzayıp gidiyor” şeklinde konuştu.

  • 3

    “Çocukken kimse yakışıklı olduğumu söylemedi” diyen Redford, “Kırmızı saçlı, çilli, yaramaz bir çocuktum. Çok sonradan duymaya başladım ve insanlar beni yakışıklı bulmaya başlayınca şaşırdım. Hazırlıklı değildim” dedi.

  • 4

    Şimdi dünyanın en yakışıklı aktörlerinden biri olarak anılan 82 yaşındaki oyuncu, “Bu hoşuma gidiyor. Ama hoşuma gitmesi sadece görüntümle alakalı değil, iyi vakit geçiriyorum” ifadesini kullandı.

  • 5

    Bir çocukluk anısını anlatan Redford şunları söyledi:

    “13-14 yaşlarında saçlarım kontrol edilemez haldeydi. Babamın beyaz bir saç likiti vardı. Küçük miktarda sürmek gerekiyormuş. Bir gün ben avucuma doldurdum ve saçıma sürdüm. Daha sonra saçımı taradım. Aynaya baktım ve ‘Harika görünüyorum’ dedim. Okula gittim, sınıfa girdim ve çocukların yüzü değişti. Neden bana garip bakıyorlar acaba dedim içimden. Anlam veremedim. Saç kremini o kadar çok sürmüşüm ki kafamın ısısıyla birlikte köpükleşmiş, kabarmış...”

  • 6

    Çevresel konularda en çok çaba harcayan oyuncuların başında gelen Redord, doğaya olan tutkusunun nasıl başladığını şöyle anlattı:

    “11 yaşında başladı. Annem o yaşta beni bir gün Los Angeles’tan Yosemite’ye, dağlara getirmişti. Uzun bir tünelden geçiyorsun. Tünel bitince karşına cennet çıkıyor. Arabadan yemyeşil doğayı görünce ‘Bakmak istemiyorum içinde olmak istiyorum’ demiştim. O zaman kendimi doğayı koruma ve muhafaza etmeye karşı sorumlu hissetmeye başladım. Eğer doğayı korumayacaksak neden çocuk yapıyoruz anlamıyorum. Ben büyürken Amerika’da gökdelen çılgınlığı vardı. Bizi Avrupa’dan ayıran gökdelenlerimizdi. Allah’tan o dengesiz dönem bitti. Bu yüzden mutluyum.”