İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

GQ Türkiye, 2018’de başarıları ve stiliyle dikkat çeken erkekleri ve yılın kadınını seçti. GQ tarafından dünya çapında 23 yıldır sürdürülen ve Türkiye’de Clear ana sponsorluğunda, bu yıl yedinci kez düzenlenecek GQ Türkiye Men Of The Year”ödül töreni 13 Şubat Çarşamba akşamı Volkswagen Arena’da gerçekleşiyor. Şu sıralar Avlu'da rol alan Demet EvgarGQ Men Of The Year 2018de Yılın Kadını seçildi.

MOTY 2018’de Yılın Kadını Ödülü’ne layık görülen Evgar’ın, derginin tarihçesinde ayrıca önemli bir yeri var. GQ’nun Türkiye edisyonunun, 2012 Mart’ında piyasaya çıkan ilk sayısının kapağında, üzerinde smokin, başında silindir şapkayla yine o vardı. Didem Soydan’ın nü pozlarla kendisine eşlik ettiği çekimi hatırlarken, gülüyor: “Didem’le biz, iki Arnavut, ortalığı sallamıştık! Çok zevkli çekimdi ama aslında içerik olarak zor da bir çekimdi. Didem’le -ki işinde en iyi isimlerden biri, bayılıyorum- çok yardım etmiştik birbirimize. Prestijli, cool bir kapaktı. Sonunda çıkan işten çok memnun olmuştuk. Bu Yılın Kadını olayından dolayı da çok onore oldum hakikaten. Çok kıymetli bir ödül benim için, motive edici bir ödül… Güzel yani; insanın kadınlığının kutlanması güzel…"

Demet Evgar, sezisiyle, sözüyle, gözüyle, tam da kadınlık hâlleri üzerine ağız tadıyla laflanacak insanlardan. Ağzından çıkanlar, çıkardığı işler, hayattaki duruşu… İkinci sezonunda olan Avlu’nun reytingleri, “esas kız” rolünden farklı bir kadın karakterin sırtladığı bir dizinin, pekâlâ misler gibi ilgiye mazhar olabildiğine delalet.

“Avlu’da ekip olarak da tam bir girl power durumu var” diyor: “Kastıyla, yönetmeniyle, kamera arkası ekibiyle filan, çok kadın ağırlıklı bir ekip… Dizi çekmek artık biraz gerilla usulü oluyor, malum. Yazarların her bölüm o 160 dakikayı dolduracak şey yazması çok zor. Her seferinde kadına ait taze bir duyguyu, acıyı, sevinci vermek üzerine çok kafa patlatıyoruz sette. Yazılanın üzerine bir şey koyabilmek için herkes çok çabalıyor. Herkes kendini tatlı tatlı çekip projeyi ön plana çıkarma gayretinde. Seneler sonra dönüp baktığımda bunun benim için çok kıymetli bir yıl olduğunu göreceğimi biliyorum.”

TimesUp, MeToo akımlarının dünyayı çalkaladığı bir sene oldu, 2018. “Geç oldu, bari gerisi güç olmasın” temennisinde cümleten hemfikiriz: “Bu sene özellikle, kadınlığın tam bir ‘ensemble’ olayı, takım oyunu olduğunu çok daha net algılıyorum kendi hayatımda. Sonra Penelope Cruz’un bir şeyini okuyorum, Meryl Streep’in bir şeyini okuyorum, bambaşka şartlar, coğrafyalar ama eminim o kadar yakın ki ruhlar; dertler ortak, onu görüyorsun… Yüzlerce, binlerce yıllar önce yaşamış kadınları bile bu sene daha yakından hissettim diyebilirim. Hep söylediğim şey; ben nihayetinde bir hikâye anlatıcısıyım. Görevimden de çok memnunum.”

2018, Demet Evgar için iyi bir seneydi gerçekten. Gülse Birsel’in yazıp Ozan Açıktan’ın yönettiği komedi Aile Arasında, geçtiğimiz yılın başlarında vizyon görüp tüm senenin en iyi gişe yapan işlerinden biri oldu.

Hemen akabinde vizyona giren, Ümit Ünal’ın senaryosunu yazıp yönettiği kara komedi Sofra Sırları, İstanbul Film Festivali’nde, Ünal’a En İyi Senaryo, Demet Evgar’a da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü getirdi. En İyi Film dahil, dört dalda Altın Koza ödüllü Onur Ünlü filmi Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok da mayısta salonları şenlendirdi.

Bunlar Demet Evgar’ın geçtiğimiz yıl içinde, sırf sinemada, sırf seyirci huzuruna çıkmış işleri... Salon kararınca, çalışkan arı dükkânı kapatıp evine dönüyor diye bir şey yok tabii… Yine Onur Ünlü’yle çalıştığı ve “yine acayip bir kadın filmi” olarak addettiği Topal Şükran’ın Maceraları’nı çekmiş bitirmiş durumda bu arada misal. Ki “acayip” kelimesini kullanırken elimizi korkak alıştırmayalım mümkünse; zira filmin kendisi ve yapım aşamasında Evgar’ın yaşadıkları da az buz acayip değil: “Topal bir kadını canlandırıyorum, orasını isimden anlamışsındır zaten de filmde hiç diyalog yok! Sıfır… Film diyaloglardan önceki ve sonraki sessiz anlardan oluşuyor. Bütün o sessiz anların kurgusuyla anlatılıyor hikâye. Çekilen her planda ‘E iyi de hiç konuşmadık ama her şey bal gibi anlaşılıyor!’ diye diye, içinde bulunduğumuz hâlin şaşkınlığını yaşıyorduk. Çok ilkel bir film oldu aslında. Karakterler de çok ilkel. Benim için özellikle çok enteresan bir deneyimdi. Hayatımda hep böyle tuhaf, metaforik şeyler olur zaten, onlara da çok kıymet veririm, o işaretleri hep takip ederim: Bu film başlamadan önce telefonum denize düştü benim. Sonrasında beş ay boyunca telefon kullanmadım. Bütün film boyunca çok acayip bir konsantrasyondu. Hayata tekrardan odaklandım aslında. Telefon denize düştüğü an, dedim ki ooohhh… Nasıl bezmişsem telefondan, içimin yağları eridi; o kadar mutlu oldum… Bir süre telefonsuz yaşasam demişken sonrasında da konuşulmayan bir sete girdim; iyi mi… Bir ev telefonu bağlandı, numarasını sadece bana illa ulaşması gereken insanlara verdim. Bir de küçük telefon rehberim vardı numaraları yazdığım, birini aramam gerektiğinde gidip bir yerden telefon açtım. Çok tatlı oldu o sessizlikte oynamak. Dil susunca, başka şeyler konuşmaya başlıyormuş meğer. Duymadığım birçok şeyi duydum. Herkes için çok kıymetli bir deneyim oldu. Türk sineması için de öyle bence… Şimdilerde yurtdışı festivallere başvuruldu; zaten film, festivallik bir film…”

Televizyon ve sinemanın yanında tiyatro da var ki Demet Evgar, kesseniz tiyatroyu ihmal edecek oyunculardan değil. 

Okul arkadaşları Okan Yalabık, Engin Hepileri ve Bülent Şakrak ile birlikte çalıştığı Müşterek’in, yıllardır dolu salonlara perde açan, uzun soluklu işi 39 Basamak hâlâ seyirciden gördüğü alakadan bir şey kaybetmiş değil.

Evgar’ın kendi tiyatrosu Tiyatro Pangar ile kovaladığı yapımlar da ayrı… Haklarını satın aldığı, çevirtmekte olduğu, gözünü dikip gönlünü yatırdığı üç ayrı oyundan bahsediyor. (İşlerin ne zaman, hangi sırayla hayata geçeceği henüz belli olmadığı için henüz açıklayamıyoruz ama özellikle biri, heyecandan şapkamı uçurdu, öyle söyleyeyim.)

Yetmediyse, Hata Yapım Atölyesi’nde yürütülen çalışmalara da önümüzdeki dönem bir yenisi ekleniyor. Evgar’ın espriyle karışık “seyirci yetiştirme kursu” olarak addettiği Seyretme, Anlama ve Oynama Atölyesi’nin yanı sıra 2019’da çocuklara yönelik bir atölye de başlatıyorlar: “Bizim atölye çalışmalarını yürüttüğümüz, Tophane’deki yerin lojistik olarak birkaç sıkıntısı oldu; taşımak zorunda kaldık. Bizim için kıymetli bir yerdi ama dedik ki orada yaptığımız şeyi her yerde yapabiliriz. Peter Brook’un dediği gibi, ‘boş bir alan’ gerekli sadece… Neticede Bahçeşehir’in (Koleji) yeni Nakkaştepe kampüsünde, bize çok tatlı bir yer verdiler. Ağaçların içinde, kediler, köpeklerle haşır neşir kurduk yine atölyeyi. Geçen seneden farklı olarak, 2019’da çocuklarla ilgili çalışmaya da başlıyor olacağız. Dört-yedi yaş grubunun, ebeveynleriyle geldiği bir konsept olacak o. İsmi, Büyüklerden Zaman Çalma Atölyesi, mottomuz da ‘çocuğunu çocukluğunla tanıştır’. En basitinden oyun oynamaya yönelik şeyler yapacağız; elim ucu sende, yağ satarım bal satarım oynayabilmek… Anneannesiyle, babaannesiyle, dedesiyle, halasıyla, teyzesiyle, kimle isterse çocuk; orada büyüklerin de çocuk olduğu, yeğenini, kızını, torununu, kendi çocukluğunun oyunuyla tanıştırdığı bir alan yaratalım dedik. Bakalım nasıl olacak… Mesleki olarak da bana faydası çok oluyor.”

Şu geçtiğimiz dönem, hayat farklı yönlerden fena çullandığı için bezgin bezgin ağlaşıp duruyordum, Evgar’ın takvimini dinleyince yine mahcubiyetle çenemi kapatmaya karar veriyorum. Bir sonraki çekimimizin Süper Kahramanlar temalı bir şey olacağını umuyorum. Demet Evgar’a, önünde S harfi olan lateks bir body ve pelerin giydirelim, çekim sonunda eve uçarak gitmezse ben de bir şey bilmiyorum.