BCG Türkiye Genel Müdürü Tansan, yarın İstanbul’da başlayacak ve iki gün boyunca dünya ekonomisinin önemli isimlerini ağırlayacak Dünya Ekonomik Forumu (WEF) öncesi yaptığı yazılı açıklamada, son 10 yılda Türkiye'nin dünya ekonomisindeki yerinin çok daha kuvvetlendiğini vurguladı. Türkiye'nin dünya Gayri Safi Millî Hasıla (GSMH) büyümesinden, toplamda sahip olduğu paya göre daha çok pay almayı başardığına dikkati çeken Tansan, 2003 yılında Türkiye'nin dünya GSMH içerisindeki payı yüzde 0,8 iken 2003-2013 arasındaki dünya GSMH artışındaki payının bunun yaklaşık 2 misli civarına çıkarak yüzde 1,6 olduğunu aktardı.

Tansan, şunları kaydetti:

"Benzer şekilde Türkiye'nin yatırımlar ve özel tüketim artışındaki payı da normal payının yaklaşık iki katı olarak gerçekleşti. 2003 yılında Türkiye'nin dünyadaki toplam yatırım içerisindeki payı yüzde 0,7 seviyesindeyken, 2003-2013 arasındaki dünya yatırım artışındaki payı yüzde 1,4 oldu. Türkiye'nin ihracattaki büyümesi de dünya ortalamasının oldukça üzerinde gerçekleşti. 2003 yılında Türkiye'nin dünyadaki toplam ihracattaki payı yüzde 0,7 iken, 2003-2013 arasındaki dünya ihracat artışındaki payı bu oranın 1,4 misli oldu. Ülkemizin avantajlarını değerlendirdiğimizde Türkiye’nin yakaladığı büyüme trendini devam ettirebileceğini söyleyebiliriz."

Tansan, Türkiye'nin hem büyük hem de Avrupa ülkelerine göre çok daha genç ve dinamik bir nüfusa sahip olduğuna dikkati çekti. Avrupa’da problem haline gelmeye başlayan iş gücü potansiyelinin, Türkiye için önemli bir güç haline geldiğinin altını çizen Tansan, Türkiye'nin bir diğer önemli avantajının da konumu olduğunu belirtti.

Tansan, iki kıtayı birbirine bağlayan Türkiye'nin ticaretin ve ulaşımın geçiş noktası, doğalgaz ve petrol transferi için de oldukça avantajlı duruma geldiğini, makroekonomik göstergelerin de bunu gösterdiğini dile getirdi. Türkiye'nin kamu borcu ve bütçe açığının da GSMH'ye oranla oldukça düşük seviyede kaldığını hatırlattı.

Tansan, şunları kaydetti:

"Özel sektör borcu yükselse de Türk finans sistemi bankacılık sektöründe gerçekleştirilen reformlar sayesinde güçlü durumda. Sonuç olarak jeopolitik konumumuz, genç nüfusumuz, üretim imkanlarımız ve ticari bağlantılarımız Türkiye’nin geleceğini aydınlık kılıyor.

Doğru politikalar izlendiğinde Türkiye’nin önümüzdeki dönemde dünya ekonomisine daha çok damga vuracağını söylemek güç değil. WEF’in ardından 2015’te B20’ye ev sahipliği yapacak olmamız da Türkiye’nin ekonomik ajandasının küresel anlamda daha da öne çıkmasını sağlayacaktır."