“Abartılı şekilde kendine hayran olma, kendini beğenme, tüm güçlülük ve büyüklenmecilik” olarak tanımlanan narsistik kişilik bozukluğuna sahip bireylerin kendilerini yüceltirken, diğerlerini küçümseme ve aşağılama eğiliminde olduklarını belirten Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım, narsistik kişilik bozukluğuna Türkiye’de sık rastlandığını söyledi.  

Türklerle Japonların bu açıdan benzer özellikler gösterdiğini kaydeden ve “Narsistik kişilik bozukluğu çoğunlukla erkeklerde görülen bir rahatsızlık. Çalışmalara göre toplumumuzda görülme sıklığı da oldukça fazla” diyen Yıldırım’a göre ülkemizde daha çok “gizli narsistler” var:

“Japonlar da bizim gibi gelenek ve göreneklerine düşkün. Erkek çocuk Japon halkı için de önemli. Ancak bizim kültürümüzde kendini övmek, büyüklenmecilik çok hoş karşılanmadığı için ‘closed narsist’ dediğimiz ‘gizli narsistlerle’ daha sık karşılaşıyoruz.”

BAŞARI, MAKAM VE PARA VAR AMA MUTLULUK YOK!

Çalışmalara göre, narisistik kişilik bozukluğu tanısı alanların yaklaşık yüzde 80’i erkek. ntv.com.tr'nin sorularını yanıtlayan Psikolog Gülcem Yıldırım, bu bozukluğun daha çok erkeklerde görülmesinin sebebini ise ”En önemli neden ilk çağlardan itibaren evin geçiminden sorumlu olan kişinin erkek olması, erkekten beklenen güç ve başarıdır. Yani toplumsal rol olarak da erkeğin güçlü ve başarılı olması gerekir. Zaten bu kişilik bozukluğuna sahip olan kişiler de çoğunlukla güçlü ve başarılı kişilerdir” şeklinde açıkladı.

Narsistlerin zihinlerinin sürekli ve muhteşem başarı düşünceleri ile dolu olduğunu söyleyen Yıldırım’a göre, narsistik kişilik bozukluğu olanlarda hayranlığa ve takdir görmeye duyulan ihtiyaç, onları iş hayatında genellikle başarı, makam ve para sahibi yapıyor ama bir türlü mutlu edemiyor:

“ÇOK BAŞARILI BİR İŞ ADAMI OLUR AMA HER ZAMAN DAHA FAZLASINI İSTER”

“Muhteşem başarı fantezilerinde onları tatmin eden duygu ise diğerlerinin hayranlığını almak, o ışıltılı bakışı görmektir. Narsistik kişilik bozukluğu olanların doymayan bir takdir görme, sevilme, beğenilme, onaylanma ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaç onları iş hayatında başarılı yapar. Kişi kendisine sürekli hedef koyar, ona ulaşmak için elinden gelen bütün çabayı sarf eder ve hedefine çoğunlukla ulaşır. Ancak süreçten keyif almaz, bütün dikkatini ve zekasını varmak istediği hedefe yöneltir. Hedefine ulaştığında ise hissettiği duygu hayal kırıklığı ve mutsuzluk olur. Mutluluğun burada da olmadığını anlar ve hemen yeni bir hedef daha koyar. Çok başarılı bir iş adamı olur ama her zaman daha fazlasını ister. Yani hedef hep daha fazlası olduğu için var olanlar onu mutlu etmeye yetmez. Bu, sonu olmayan bir yolculuk gibidir. Mutluluk bu kişiler için hep karşı kıyıdadır. O kıyı ise hiç bir zaman ulaşılamayacak bir kıyıdır.”

“NARSİSTLERİN EŞLERİ VEYA PARTNERLERİ KENDİLERİNİ EŞYA GİBİ HİSSEDER”

Narsistik kişilik bozukluğu olanların çevresindekileri duygusal olarak olumsuz etkilediklerini ifade eden Uzman, ilişkileri sömürü ve manipülasyon üzerine kuran narsist erkeklerin özellikle kadınlarla olan ilişkilerinde ciddi sorun yarattığına dikkat çekerek şunları söyledi:

“Bu kişilerin sosyal ilişkileri iyi olmasına rağmen yakın ilişkileri sorunludur, özellikle de partnerleriyle, eşleriyle ve yakın dostlarıyla. İlişkideki en büyük sorunları empati kurma yetisinin az olmasından kaynaklanır. Bu durumda yakın ilişki kurduğu kişilerin en sık hissettiği duygu değersizliktir. Kadınları çok iyi anlar ve kadınların ihtiyacını bir süre görüp onları kendilerine bağımlı yaptıktan sonra onlara eşya gibi davranıp sömürmeye başlarlar. Kadınları adeta ‘sepete atma’ konusunda yeteneklidirler, kadın sepete girmezse de saplantılı bir aşk besleme duygularını da bu kişilerde sıklıkla görürüz. Bu kişilerin hayatındaki kadınlar genellikle, ‘kendimi çanta gibi hissediyorum, kendimi eşya gibi hissediyorum’ ifadelerini kullanır. Kısacası bu kişilerin eşleri ya da partnerleri kendilerini eşya gibi hisseder, kıymetli bir eşya ama eşya…” 

NARSİSTLER DUYGUSAL ŞİDDET UYGULUYOR

Narsistlerin, başta kadınlar olmak üzere insanlara duygusal şiddet uyguladığını söyleyen Klinik Psikolog, “Çocukluk döneminde şiddete uğramış ya da şiddeti izlemiş kişilerin fiziksel şiddete de meyli olduğunu söyleyebiliriz. Bu kişiler de antisosyal çekirdeği olan narsistik görünümlü kişiler olabilir. Narsistik kişilerin şiddeti genellikle duygusal şiddettir. Diğerini elde etmek için çeşitli taktikler, stratejiler, manipülasyonlar uygular. Çoğunlukla da bu manipülasyonlar amacına ulaşır” dedi.

AİLENİN DAVRANIŞLARI VE BEKLENTİLERİ NARSİZMİ BESLİYOR

Yüzde 10-20 gibi toplumsal ve çevresel etkiler olsa da narsizmin beslenmesindeki başrol aileye ait. Bu kişilik bozukluğunun gelişmesindeki en önemli nedenin, yüzde 80-90 oranla aile tutumu olduğuna dikkat çeken Yıldırım, genel olarak zor çocukluk geçirenler veya narsist bir ebeveyni olanlarda narsistik kişilik bozukluğu riskinin arttığını dile getirdi ve ailenin “abartılmış başarı beklentisi”nin etkisine vurgu yaptı: 

“Ebeveynin çocuktan başarı beklentisi yüksek, çocuğun başarısızlığına olan tahammülü ise yok denecek kadar azdır. Bu çocuklar çoğunlukla ailenin vitrinine koyulan çocuklarıdır. Çocuk bu rolden vazgeçmek istediğinde ebeveynleri çocuktan olumlu duygusunu çeker ve duygusal olarak çocuğu terk eder. Duygusal geri çekilmeye dayanamayan çocuk ise kendi kimliğinden ve kişiliğinden vazgeçip ebeveyninin istediği kişi olur. Çocuk yetişkin bir birey olduğunda ve başarıyı yakaladığında, içindeki ebeveynin sesi onu severek, alkışlayarak, aferin diyerek ödüllendirirken, başarısız olduğunda ise eleştiren, aşağılayan, küçümseyen bir içsesle karşı karşıya kalır.”

Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım
Uzman Klinik Psikolog Gülcem Yıldırım

NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞUNDAN KURTULMAK MÜMKÜN MÜ?

Narsistik kişilik bozukluğunun terapiyle iyileşen bir hastalık olduğunu söyleyen Psikolog Gülcem Yıldırım, narsistleri terapiye götüren en önemli sebebin, ikili ilişkilerde yaşadıkları sıkıntılar olduğunu vurgulayarak terapi yöntemini şöyle özetledi:

“Narsistik kişilik bozukluğunun terapisinde tüm kişilik bozukluklarında olduğu gibi bölme-savunma mekanizması aktiftir. Yani bu kişiler terapiye gelirken çoğu zaman terapistini idealize ederek gelir. Süreçte terapinin ilerlemesiyle beraber hissettikleri değersizlik duygusunu terapiste yansıtırlar. Terapide tümgüçlülük ve değersizlik arasındaki salınımını danışanın fark etmesi ve bunun örseleyici çocukluk yaşantılarıyla benzerliği konuşulur.”  
“ÇOCUĞU VİTRİNE KOYUP HEP ÖRNEK DAVRANIŞ BEKLEMEYİN”

“Peki narsistik kişilik bozukluğu önlenebilir mi, bir çocuğu bu bozukluktan uzak büyümesini sağlamak için ailelerin yapması gerekenler nelerdir, hangi davranışlardan uzak durulmalı?” sorusuna ise Yıldırım, “Evet önlenebilir. Aileler çocuğun kendine ait bir kimlik ve kişilik oluşturmasına izin versinler. Kendilerinin yapamadıkları, içlerinde ukte kalan istekleri, hayalleri onun hayaliymis gibi çocuğa empoze etmesinler. ‘Ben doktor olamadım oğlum cerrah olacak’ demesinler mesela. Çocuğun doğal ve kendiliğinden oluşan davranışlarını teşvik etsinler. Kendi istedikleri gibi davrandığında alkışlayıp, istemediklerini yaptığında degersizlestirip, görmezden gelmesinler. Çocuğu vitrine koyup ondan hep örnek davranışlar sergilemesini beklemesinler” şeklinde yanıt verdi. 

İlişkili Haberler

İlişkili Haberler