Bugün 1 Aralık Dünya AIDS günü. HIV pozitif kişiler ile yakınları, sanatçılar, aktivistler, sivil toplum kuruluşları ve dernekler, “Hangimiz HIV+ ne fark eder? HIV/AIDS; kadınların, erkeklerin, bakkalın, öğretmenin, polisin, işadamının, ev kadınının, yani bizim meselemizdir” demek için sokağa çıktılar. Onlardan biri, 31 yaşında virüsü kapan ve AIDS evresinden dönen E.P, yaşadığı korkuları, önyargıları ve ayrımcılığı NTVMSNBC’ye anlattı. “Test yapılmasaydı bir ay içinde ölecektim” diyen E.P, hastalıkla yüzleştiğinde verdiği ilk tepkinin, HIV ve AIDS ile ilgili toplumsal önyargıya örnek oluşturduğunu söylüyor: “Çünkü biz AIDS’in hep kötü insanların başına geldiğini öğrenmişiz. Öyle ki AIDS olduğumu duyduğumda gözümün önüne, Arena programında yabancı uyruklu hayat kadının, kamyon şoförüyle yaptığı pazarlık geldi. Kadın şoföre ‘Bende AIDS var’ diyor. Şoför de, ‘Senin AIDS’ine kurban olayım, mikroba mikrop bir şey yapmaz, gel’ diyordu. O an, ‘Ben şimdi ne yapacağım?’ diye düşündüm. Çünkü insan her şeyden, hatta hastalıktan da önce önyargılardan korkuyor.”

Rakamlar Türkiye’de HIV ile yaşayanların sayısının ciddi şekilde arttığını gösteriyor. 2004’te yeni tanı sayısı 210 iken, 2007’de 376 oldu. 2007 yılında vaka sayısı 2920 iken, Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2008’in ilk 6 ayında 250 kişilik şaşırtıcı bir artış gerçekleşti ve vaka sayısı 3 bin 170’i buldu.

SEKS ÇALIŞANIYIM YA DA MADDE KULLANIYORUM DERSEN
AIDS ve HIV pozitifler hastalık nedeniyle pek çok zorluk yaşıyor. Bunlardan biri de AIDS evresinde teşhis edilen ve tedaviyle hayata dönen E.P. Virüsü, eşinden aldığını belirten 38 yaşındaki E.P, tedavi süresince çok sıkıntı yaşadığını ancak en büyük sorunun toplumsal önyargılar olduğunu söylüyor:

“Seminerlerde veya toplantılarda en çok karşılaştığım soru, ‘Virüsü nereden aldın?’ oluyor. Çünkü insanlar olayı buna göre kafalarında bir yere oturtuyor. ‘Seks çalışanıyım’ ya da ‘Madde kullanıyorum’ dediğin zaman; ‘Ha, tamam o zaman, hakketmişsin’ diyorlar. ‘Ameliyatta kan yoluyla’ veya ‘Eşimden aldım’ deyince, ‘Vah vah, yazık, mağdur kadın’ oluyorsun. Ancak hastalığı eşimden almış olmak beni daha mağdur ya da daha ahlaklı yapmıyor; durumu böyle kategorize etmek çok rahatsızlık verici. Çünkü bu herkesin başına gelebilecek bir olay. Mesela Pozitif Yaşam Derneği’ne danışmak için gelenlerin arasında mimar, mühendis, imam, çocuk, örtülü ve çarşaflı kadın, yani her kesimden insan var.”

HIV POZİTİF OLDUĞUM İÇİN SUÇLU DEĞİLİM
Ancak E.P hastalıkla yüzleştiğinde kendisinin de aynı önyargının etkisinde kaldığını anlatıyor:

“Çünkü biz AIDS’in hep çok kötü insanların başına geldiğini öğrenmişiz, bu bilgiyle yetişmişiz. Hastalığı ilk öğrendiğimde gözümün önüne Uğur Dündar’ın Arena programındaki yabancı uyruklu bir hayat kadının bir kamyon şoförüyle yaptığı pazarlık geldi. Kadın, şoföre ‘Bende AIDS var’ diyor. Şoför de ‘Senin AIDS’ine kurban olayım, mikroba mikrop bir şey yapmaz, gel’ diyordu. Aklıma ilk gelen şey bu oldu. O anda ‘Ama ben seks çalışanı değilim ki, ne alaka?’ dedim ve ‘Şimdi ne yapacağım?’ diye düşündüm. Çünkü insan her şeyden, hatta hastalıktan da önce toplumdaki önyargılardan korkuyor.”

“Ben HIV pozitif olduğum için suçlu değilim ama toplumla bunu rahatça paylaşamıyorum. Çünkü anında mimlenip ayrımcılığa uğruyorsunuz. AIDS daha çok cinsel yolla bulaştığı ve cinsellik de Türkiye’de hala tabu olduğu için insanlar size, ‘Mutlaka çok kötü bir şey yapmıştır ki bunu almıştır’ diyor ve bu bir ilahi adalet gibi düşünülüyor.”

DOKTOR FISILTIYLA AIDS’SİN DEDİ

Hastalık aşırı kilo kaybı, boğaz yaraları, akciğer iltihabı ve yutma güçlüğü ile başlamış, teşhis geciktikçe de zor günler yaşanmış:

“Belirtiler çıktığında beş doktora gittim, birçok hastalık açısından araştırma yapıldı ama teşhis konamadı. Bu sürede çok kötü oldum, yatalak durumundaydım, annem altımı temizliyor, yemek yediriyordu. İki kez ambulansla acile kaldırıldım. Hastanede bir ay körü körüne antibiyotik tedavisi yaptılar. Sonra bir kan tahlili yapıldı ve bir kadın doktor beni koğuştan alıp ayrı bir odaya götürdü, ‘Size yaptığımız HIV testinin sonucu pozitif geldi’ dediğinde bir şey anlamadım çünkü o güne kadar HIV diye bir şey duymamıştım. Sonra doktor fısıltıyla ‘AIDS’sin’ dediği an dünya başıma yıkıldı. Çok zordu, hani gerçekle hayalin birbirine karıştığı, hiçbir şey anlayamadığınız ve çok derin bir uçurumdan aşağıya yuvalanıyormuşsunuz gibi olur ya insan, işte öyle hissettim. Aslında bunu kelimelerle ifade edemiyorum, çok ağır bir duyguydu.”

‘NEYE BAĞLI ÖZEL VAKASIN’ DİYE SORDULAR
E.P. hastalığını açıklayan doktor açısından şanslı olduğunu söylüyor. Çünkü HIV testi yaptırırken öncesinde, sırasında ve sonrasında alınan danışmanlık büyük önem taşıyor:

“Ben o dönemde iyi bir danışmanlık aldığım için süreçle daha hızlı barışabildim. Ailem biliyordu ve onlar bana çok destek oldu. ilaçlara başladıktan 6 ay sonra sağlığımı geri kazanmaya başladım. Ama toplumdaki ayrımcılık beni çok rahatsız etti. Meselâ diş tedavisi sırasında zorunda olmadığım halde, diş doktoruna HIV pozitif olduğumu söyledim. Anında tepeden tırnağa süzmeler ve imalı bakışlarla karşılaştım. Mesela sağlık evrakımın arkasına ‘özel vaka’ diye yazılmıştı. Başka bir sağlık kuruluşunda kayıt yapan görevli, 9-10 kişinin ortasında, ‘Neye bağlı özel vakasın?’ diye sordu. Eğitimli kişilerin daha fazla önyargılı olması ve hak ihlalinde bulunması en kötüsü.”

ÇOCUĞUMUN YÜZÜNÜ HİÇ BÖYLE GÖRMEMİŞTİM
Konuşmasında sürekli erken teşhisin önemine vurgu yapan E.P., kullandığı ilaçlar sayesinde hem çalışma hem de sosyal hayatının normal seyrinde gittiğini söylüyor:

“Bu test yapılmasaydı muhtemelen bir ay içinde ölecektim ve ölüm nedenim de bilinmeyecekti. O nedenle tanının iyi konması ve bir an önce tedaviye başlanması gerekiyor. Böyle olunca AIDS ölümle sonuçlanan bir hastalık değil.”

E.P, hastalığını ancak 4 yılın ardından söylediği çocuğunun tepkisinden çok etkilenmiş. “Ergenlik çağına giren çocuğuma ADIS oluğumu söylediğimde yüzü çok garip oldu, o güne kadar çocuğumun yüzünü hiç öyle görmemiştim, o ifade beni çok derinden etkiledi” diyen E.P’nin son sözleri ise bugün sokakta yükselen sesi özetler nitelikte:

KORUN, TEST YAPTIR, AYRIMCILIK YAPMA
“Bu yürüyüşle, HIV ve AIDS’in sokağın meselesi olduğunu söylemek istiyoruz. Yani belli grupların, insanların değil, hepimizin başına gelebilecek bir hastalıktır. Ben ailesiyle yaşayan sıradan bir insandım ama hastalığa yakalandım, şimdi yine ailesiyle yaşayan, sıradan bir kadınım. O nedenle bu hastalıktan dolayı bize ayrımcılık yapmasınlar, bizi öcü gibi görmesinler. Kısaca korkma korun, korkma test yaptır ve korkma, ayrımcılık yapma diyorum.”