Metabolik hastalıkla dünyaya gelen çocukların yaşam boyu düşük proteinli bir diyet uygulamak zorunda olduğunu anlatan Prof. Dr. Neslihan Önenli Mungan, “özel” dediği çocukların hastalıkları ve diyetleri hakkında şunları söyledi:

"Ömür boyu et, yoğurt, süt, yumurta peynir, tahıl, baklagil tüketemeyen çocuklar. Tükettikleri zaman ya hayatları tehlikeye girer ya da zihinsel özürler onları bekler. Bu o kadar zor bir hayat ki. Çocuklarımız marketlere gittiğinde diğer çocuklar gibi alışveriş yapamıyor. Onlar, çok kısıtlı gıdalara, çok zor imkanlarla ulaşıyor. Bu çocuklar özel mamalarla besleniyor. Özel mamayla beslenme yaşamın her döneminde çocuğu ne mutlu edebilir, ne de büyütebilir. Bir annenin, çocuğunun, 'Neden ben bunu yiyemiyorum, bunun tadı nasıl, eğer bu kötüyse siz neden yiyorsunuz?' sorularına cevap verememesi, diğer çocuklarını ise gizli saklı yedirmek zorunda kalması ne kadar acıdır."

“GÜÇLÜ DURMAYA ÇALIŞIRKEN İÇİMDEN 'YETER' DİYE HAYKIRIYORUM”

6 yaşındaki çocuğunda çoklu gıda alerjisi hastalığı olduğunu söyleyen ve konuşmasını yaparken gözyaşlarına hakim olamayan Uzm. Dr. Deniz Kör, “Hekim Gözüyle Annelik ve Diyet” başlıklı sunumunda şunları söyledi:

"Diyet yapmak çoğu zaman yetişkinler için bile çok zor. Bu durumu çocuklardan beklemek, hele bir ömür boyu beklemek çok zor. Ne kadar zor olsa da biz onların yasaklarını delmediğimiz sürece çocuklar bizden daha kolay başa çıkabiliyorlar. Bizim için her şeyden kıymetli olan çocuğumuza diyet yaptırırken, ‘yeme, az ye, bu sana yasak’ demek zorunda kalmak bazen sırf onun sağlığı için içimiz kan ağlarken birçok şeyi kısıtlamak ve güçlü durmaya çalışmak, güçlü durmaya çalışırken içimizden 'yeter' diye haykırmak… Kendi açımızdan ne kadar haklı olsak da böyle anlar çocuk üzerinde kalıcı etkiler bırakabiliyor."

“ÇOCUĞUMUN SORULARI CANIMI ÇOK ACITIYOR"

"Özel çocukların sabırlı annelerine" sözleriyle konuşmaya başlayan Hülya Temir de, 9 yaşında ve sürekli diyet yapması gereken bir kızının olduğunu aktardı. Çok zor bir hayatı olduğunu dile getiren Temir, "Biz anneler bir lokma ekmeği bile önce çocuklarımıza veririz, sonra biz yeriz. Ne yazık ki nadir bir rahatsızlığı olan kızım benim yediklerimin tadına hiç bakmadı, bakamadı. Kızımın sormuş olduğu sorular bazen canımı çok acıtıyor. 'Bu yemeğin tadı nasıl, kokusu güzel tadı da güzel mi, bundan ben ne zaman yiyebileceğim, ben iyileşebilecek miyim, ablamın, kardeşimin yediklerinden hiç yiyemeyecek miyim, neden ablam, kardeşim sağlıklı da ben hastayım?' gibi sorular karşısında ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. Boğazım düğümleniyor, gizli gizli ağlıyorum. Özellikle sofradan doymadan kalkmasını istemek bir anne için en acı duygu diye düşünüyorum" şeklinde konuştu.

Diğer konuşmacılar Uzm. Dr. Derya Bulut, Anneler gününün geçmişten günümüze anlamını; Esma Tezcan ise “Tarih, Tıp Ve Yemek” isimli konuşması ile annelere tıbbın ve diyetin tarihsel yolculuğunu anlattı.

Duygusal anların yaşandığı ve annelerin çoğu zaman gözyaşlarına hakim olamadığı etkinlikte, aynı sıkıntıyı yaşayanlar deneyimlerini paylaştı.