Dozunda tüketilen hiçbir yiyecek kalbin düşmanı olamaz

Prof. Dr. Sadi Güleç kalp sağlığı ve beslenme konusunda doğrular ve yanlışlarla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.

25.11.2011 - 18:01

Dozunda tüketilen hiçbir yiyecek kalbin düşmanı olamaz

Hem kalbimiz hem de diğer organlarımız için en iyi beslenmenin dengeli beslenme olduğunu söyleyen Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadi Güleç, beslenmede yumurtanın da, kuru fasulyenin de, etin de, margarinin de, zeytinyağının da yeri olduğunu belirtti.

‘Dünya şişmanladıkça şişmanlıyorsa bunun nedeni dengeli beslenmeyi terk edip farklı yöntemlere meyletmiş olmamızdır’ diyen Prof. Dr. Güleç, ‘gözümüz doyana kadar yedik ve şişmanladık. Sonra da niye şişmanlıyoruz diye sorduk’ dedi.

Kalbe dost ve düşman olan yiyecekler hangileridir?
Dost ve düşman yiyecekleri sizin için hemen sıralayayım. Ispanak ve pancar kalbimize, nane ve kereviz midemize, nohut ise bağırsaklarımıza dost. Çikolatalı pasta ise ruhumuza bire bir... Ruhumuza dost olan yiyecekler kalbimize, kalbimize dost olanlar karaciğerimize, karaciğerimize dost olanlar ise dalağımıza düşman olabilirler.

Bir kalp profesöründen bunları duymayı beklemediğinizi biliyorum ama ben doktor olduğumdan daha uzun suredir insanım ve insanların yiyecekleri organ organ ayrıştırmasının sağlıkları açısından, en azından ruh sağlıkları açısından iyi olmadığına inanıyorum.

Beslenme konusunda yapmamız gereken şey ruh ve beden sağlığımızı bir bütün olarak ele alan bir strateji oluşturmaktır. Yani biraz ondan, biraz bundan, biraz ruhumuz biraz bedenimiz için yemeliyiz. Dengeyi hangi tarafa doğru bozarsak bozalım kaybetme yolundayız demektir. Bedenim sağlıklı olacak diye takıntı yapıp ağzına hiç tatlı sokmayan bir insanın ruhunun çektiği işkence sağlıklı bir bedenle telafi edilemeyecek kadar derin izler bırakacaktır. Sadece ruhu için beslenerek canı her istediğini yiyen bir insanın bedeninin çektiği acı da önünde sonunda ruhunu incitecektir (şişman insanların incinmiş ruhları).

Bu arada bir besinin kalbe dost olup olmadığını bilimsel olarak test etmek hiç de kolay değildir. Bunu yapabilmek için farklı besinler yiyen binlerce insanın seneler boyu kalp sağlığı açısından takip edilmesi ve sonuçların eksiksiz kaydedilmesi gerekiyor. 2000li yıllarda yayımlanan ve kalp krizinin sebeplerini bulmaya yönelik bu tür bir çalışmada dünya üzerindeki tüm kıtalardan 20.000 gönüllü takip edildi. Ne öğrendik derseniz gün içinde ne kadar çok meyve sebze tüketirsek kalp krizi riskimizin o kadar azalacağını öğrendik. Ama tek tek hangi gıdanın kalbe ne yaptığını bilmemiz imkansız ve bence bir o kadar da gereksiz.

Kalbe düşman yiyecek nedir sorusuna yanıt olarak ise şunu söyleyebilirim ki dozunda tüketilen hiçbir yiyecek kalbin düşmanı olamaz.

Beslenmeye dikkat ederek kalp sağlığımızı korumamız mümkün mü?
Simdi hem kalbimiz hem de diğer organlarımız için en iyi beslenme dengeli beslenmedir diyeceğim ama herkes dudak bükecek. Sansasyonel sonuçlar vaat etmeyen bu beslenmenin maalesef heyecan verici hiçbir yanı yoktur. Yüzyıllardır köylerde yasayan nine, hala vb'lerin evde uygulamaya çalıştıkları-alıştıkları beslenme türüdür bu. Yumurta, kuru fasulye, pilav, salata, et ve meyve... hepsi vardır. Yemeklerde margarin de vardır, zeytinyağı da. Hepsi kararında. Bu beslenme felsefesinde göz doyana kadar değil de karın doyana kadar yenilir. Bu haliyle uygulanırsa sadece belli gıdalara değil tüm gıdalara açıktır.

Dünya şişmanladıkça şişmanlıyorsa bunun nedeni dengeli beslenmeyi terk edip farklı yöntemlere meyletmiş olmamızdır. Gözümüz doyana kadar yedik ve şişmanladık. Sonra da niye şişmanlıyoruz dedik. Kilolarımız yağdan oluştuğuna göre sorun yağlardadır diyerek devrim yaratan gıda buluşu olan düşük yağlı (low fat) gıdaları keşfettik. Amerika low fat macerasına atıldığında büyük umutlar besliyordu. Sonuçta ne oldu derseniz şişman insanlar daha da şişman oldular. Çünkü gıdalardan eksiltilen yağın yerini karbonhidrat almıştı ve aşırı karbonhidrat aşırı kilo olarak geri döndü.

Şişmanlık ve kilo verme konusu açılınca şunu belirtmeliyim ki sağlıklı beslenme ile kilo verdirici beslenme aynı şey demek değildir. Çok sağlıksız kilo verdirici diyetler olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak yeryüzünde fazlasıyla kilo sorunu olan insan bulunduğu için olsa gerek kilo verdiren beslenme önerileri hep gündemdedir. Bir beslenme modelinde ne kadar kilo verirseniz o model o kadar tutar. Son dönemlerde protein temelli beslenmenin moda olduğunu görüyorum. İstediğin kadar protein (et, süt, yumurta v.b) ye ve zayıfla. 3 ayda 20 kilo ver. Gerçekten çok cezbedici. Ama insan hayatinin ne kadarını bu şekilde geçirebilir. 3ay, 10 ay, 3 yıl?... Peki sonra ne olacak? Diyelim ki fazla kilolardan kurtulduk, şimdi ne yapacağız?

Bizim geçici kilo vermelerdense omur boyu uygulayabileceğimiz bir beslenme stratejisine ihtiyacımız var. Bu da ancak her şeyden kararında yemekle mümkün olabilir. Yoksa 3-5 ay başarılı bir kilo verme döneminin ardından eski kiloya dönüş dönemi başlayacaktır.

Ailesinde kalp krizi öyküsü olanlar kalp sağlıklarına daha fazla özen göstermeli mi?
Kalp krizi hain bir hastalıktır. Geliyorum demeden geliverir. Kriz geçirenlerin yarıdan fazlasının kriz öncesinde hiçbir şikayeti yoktur. Şikayeti olmasalar da anne, baba veya kardeşlerinde erken yaşta kalp krizi görünenler diğer insanlara oranla daha fazla risk altındadırlar. Bu genetik bir mirastır ve maalesef bu mirası reddetme şansımız yoktur. Neyse ki kötü genetik mirasa sahip olanlar iyi bir yaşam biçimiyle ve uygun destek tedavileriyle bu kötü mirasın olumsuz etkisini bertaraf edebilirler. Unutmayalım ki dünya üzerindeki kalp krizlerinin %80’i kolesterol, sigara ve yüksek tansiyon üçlüsüne ikincil gelişiyor. Şeker hastalığı da katkı sağlayan önemli faktörlerden biri. Bu faktörlerden ne kadar fazlasına sahipseniz başınız o kadar belada. Genetik mirasınız kötüyse bu risk faktörlerinin önemi daha da artıyor. Bu nedenle genetik mirası kötü olanların bu risk faktörleri hakkında detaylı bilgi sahibi olması gerekiyor. Şimdi risk faktörleri hakkında çok da zor ve karışık olmayan bazı bilgileri tek tek paylaşalım

1) Sigara: Biz kalp doktorlarının sevmediği 2 tane risk faktörü vardır. Birincisi genetik risktir. Sevmeyiz çünkü hastaların ailelerini değiştiremeyiz. İkincisi de sigaradır. Sevmeyiz çünkü sigaranın zararlarını yok edecek, azaltacak bir ilaca sahip değiliz. İki durumda da elimiz kolumuz bağlı başımıza gelecek felaketi beklemekten başka şansımız yoktur. Bu nedenle özellikle ailesinde kalp krizi hikayesi bulunanların sigaradan uzak durmaları hayati derecede önemlidir. Ailesinde kalp krizi bulunan birinin kendi için yapabileceği en büyük iyilik sigarayı bırakmaktır. Bunun sağlayacağı faydayı hiçbir doktor veya hiçbir ilacın sağlayamayacağını hatırlatmak isterim

2) Tansiyon: Tansiyonunuzu zaman zaman ölçtürmeyi ihmal etmemelisiniz (öyle her gün falan değil. 6 ayda bir ölçtürmek yeterlidir).Eğer 14/9 değerinin altındaysa işler yolunda demektir.(İdeal tansiyon 12/8’dir lafını duymuş olabilirsiniz ama tansiyon 14/9 ve üzerine çıkmadıkça tedavi gerektirmez). Yüksek tansiyon durumunda lütfen sarımsak, limon gibi besinlerden medet beklemeden bir doktora başvurunuz

3) Kolesterol: Kolesterol düzeyimizi bilmemiz çok önemlidir. LDL kolesterol değerimizin (Kötü kolesterol olarak bilinir) 100mg/dL’nin altında olmasını hedeflemeliyiz.130’un üzerindeyse tedavi seçenekleri için doktora başvurmalıyız. İyi kolesterolümüzün (HDL kolesterol) ise erkek isek 40’ın, kadın isek 50’nin üzerinde olmasını hedeflemeliyiz. Eğer kolesterolümüz hedef değerlerde ise 2-3 yılda bir ölçümleri tekrarlamak yeterli olacaktır.

4) Şeker: Açlık kan şekerimizi de mutlaka bilmeliyiz. Bu değer 100mg/dL’nin altında olmalıdır. Bu değerden yüksek ise mutlaka doktora başvurmalıyız.

Bu 4 belanın hepsinde hedefteysek ve kilomuz da normal sınırlar içindeyse yapmamız gereken herşeyi yaptık demektir.

Diğer yandan genetik risk taşıyanların beslenmesine de biraz değinelim.  Aslında ailemde kalp krizi var ben ne yemeliyim sorusunun yanıtı ailemde hiçbir hastalık yok ben ne yemeliyim sorusundan farklı bir cevabı yoktur. Çünkü sağlıklı yaşam önerileri sadece hastalar veya hasta olma ihtimali yüksek olanlar için değil herkes için aynıdır. Hastalarımda dikkatimi çeken bazı düşünce tarzlarını sizinle paylaşmak isterim

1) Düşünce tarzı; Canım çok yumurta çekti ama ailemde kalp krizi yaygın. En iyisi yemeyim…
- YANLIŞ

Düşünce tarzı; Yumurtayı çok seviyorum. Nasılsa zararı yokmuş. Her gün 3 öğün yumurta yiyim…
- YİNE YANLIŞ

2) Düşünce tarzı; Bu yemek aslında zeytinyağıyla değil margarinle lezzetli oluyor ama ailemde kalp krizi yaygın. En iyisi margarin yemeyim.
- YANLIŞ
Düşünce tarzı; Margarin yemem serbestmiş. Sabah ekmeğin üzerine süreyim, öğlen ve akşam yemeklerinde de tüm yemekleri margarinle pişireyim.
- YİNE YANLIŞ
3) Düşünce tarzı; Tuzsuz yemekten nefret ediyorum ama ailemde kalp krizi yaygın. En iyisi hep tuzsuz yemeye devam edeyim.
- YANLIŞ
Düşünce tarzı; Tuz yemem serbestmiş. Her yemeğe tadına bakmadan tuz atayım.
- YİNE YANLIŞ

Mesaj açık: Azı karar, çoğu zarar. Tekrar ifade etmek isterim ki kararında yenildiğinde hiçbir gıda kalbe zararlı değildir

Sağlıklı bir bireyin günlük beslenme düzenine ilişkin ne gibi önerileriniz olur?
Yakın zaman önce ayni gıdalarla beslenen iki kardeş maymunun sağlık verileri bilim dünyasıyla paylaşıldı. Bu iki maymun 10 yıl boyunca ayni kafeste yasamış, aynı gıdalarla beslenmişlerdi. Ancak 10 yıl sonunda maymunlardan birinin cildi daha kırışık, sırtı daha kambur, kemikleri daha zayıf hale gelmişti. Bu maymun daha kiloluydu ve aynı yaşta olmalarına rağmen diğer maymundan bariz olarak daha yaşlı görünüyordu. Bu farkın sebebi neydi biliyor musunuz? Maymunlar aynı yemekleri yemişti ancak bir tanesine günde 3 tabak diğerine 2 tabak dolusu yemek verilmişti. Az yiyen hem görünüm hem de sağlık anlamında daha genç kalmıştı.

Günlük beslenme önerim elbette ki 2 tabak maymun yemeği değil ama almamız gereken ders açık. Ne yediğimizden çok, ne kadar yediğimiz önemli. Sizler için günlük menüler oluşturmak, besin isimleri söylemek istemiyorum çünkü bu tür listelerin insanları iyice strese soktuğuna, yemek gibi doğal bir olayı bir eziyete dönüştürdüğüne inanıyorum. Beslenmenizde her çeşit gıdaya yer verin. Kilo almıyorsanız doğru yoldasınızdır, devam edin. Her sabah tartılın ve kilo almaya başlıyorsanız frene basın (özellikle ekmek ve tatlıda fren çok işe yarar). Diğer yandan ben hayatta katı yağ yemem, 15 yıldır yumurta yemedim- kırmızı eti de en son 8 yıl önce rüyamda görmüştüm diyorsanız; sofranızdan balık ve zeytinyağlılar eksik olmuyorsa; ara öğünlerde meyve yemeden gözünüze uyku girmiyorsa ama tüm bunlara rağmen göbeğiniz büyüdükçe büyüyorsa bilin ki sağlıklı beslenmekle uzaktan yakından ilginiz yok...

Kalp sağlığımızı düzenli olarak takip etmek için ne zaman, ne gibi tetkikler yaptırmalıyız?
Bir insanın yaşını, cinsiyetini, sigara içip içmediğini, tansiyonunu, kolesterolünü, şekerini bilmemiz bize o insanın 10 yıl içinde yüzde kaç ihtimalle kalp damar hastası olacağını hesaplayabilecek kadar bilgi veriyor. Bunun dışındaki daha sofistike ve daha pahalı tetkiklerin hiçbirine ihtiyacımız yok. Dolayısıyla 30 yaşını geçen her insanın bu basit tetkikleri yaptırması yeterlidir. Tetkiklerin normal çıkması durumunda 2-3 yıl sonra tekrarlamak uygun olur. Özel risk gruplarında ve tetkik sonuçları bozuk çıkanlarda ise doktor önerisine göre davranmak doğru olacaktır.

Kendi kalp sağlığınızı korumak için siz nasıl besleniyorsunuz?
Doktor hastasına ne önerir, kendisi ne yapar? Samimi olarak ifade edeyim ki listemde yasaklı olan hiçbir yemek yok. Yağda yumurta, et sote ve kaymaklı ekmek kadayıfı dahil herşeyi yerim. Meyve ve sebzesiz günüm de geçmez. Her sabah tartılırım ve kilo alma moduna girer girmez frene basarım. Beslenmede temel hedefim herşeyden yiyip kilo almamaktır. Haftanın 2-3 günü spor yaparım. Gram kilo vermeyeceğimi bilsem de sporsuz bir yasam düşünemem. Kısacası ruhumla bedenimi barışık tutacak bir yasam biçimini uygulamaya çalışıyorum. Kilo alırsam bedenim aç gözlü ruhuma hesap soruyor, onu yemez bunu içmezsem de ruhum bedenime isyan ediyor. Yuvarlanıp gidiyorum...

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...