En çok o öldürüyor

2005’te hipertansiyona bağlı kalp ve beyin hastalıklarından 17 milyon kişi öldü. Rakamın 2020’de 23.4 milyon olması bekleniyor. Yüksek tansiyonun en önemli tetikleyicileri arasında ise hemen hemen herkesin damak zevkine hitap eden tuz var.

20.10.2014 - 09:50

En çok o öldürüyor

Tuzluğa uzanırken bir kez daha düşünmek gerekiyor çünkü dünyada ölüm nedenleri arasında birinci sırada bulunan kalp-damar hastalıklarının en önemli sorumlularından biri tuz. Tuz, kardiyovasküler hastalıklarda en önemli risk faktörü olan yüksek tansiyonla yakından ilişkili. İÜ İstanbul Tıp Fakültesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Kerim Güler, Antalya’da yapılan 16. İç Hastalıkları Kongresi’nde, iyi tedavi edilmeyen hipertansiyonun kalp krizi, felç ve kalp yetmezliği gibi ciddi sonuçlar doğurduğunu vurguladı.

Hipertansiyonun çok sık görülen bir hastalık olduğunu ve ülkemizde yaklaşık her 3 kişiden birinde hipertansiyon bulunduğunu aktaran Güler, “Tüm çabalarımıza rağmen ülkemizdeki tedavi başarı oranı % 54, yani % 46 oranında hasta tedavi olamıyor ve ölümcül risklere maruz kalıyor” dedi.

Tedavideki başarısızlığın en önemli nedenini, “Hastalar hipertansiyonu pek ciddiye almıyor” şeklinde değerlendiren Prof. Güler, “Hastalarımız hipertansiyon ilaçlarından fazlasıyla korkuyor fakat unutulmaması gereken şey; ilacın yan etkisi hipertansiyonun oluşturacağı hastalıklardan daha hafif kalıyor” ifadesini kullandı.

HİPERTANSİYONDA İLAÇSIZ ÇÖZÜM MÜMKÜN
Yaşam tarzı değişikliği ile hipertansiyon tedavisinde ilaca dahi gerek kalmayabileceğine vurgu yapan, “Yaşam tarzını değiştirmeden ilaç dozu ve sayısı ne kadar arttırılırsa arttırılsın tedavide başarıyı yakalamak son derece zordur” diyen Güler, tuz tüketimine işaret etti. Güler, günde 6 gramın altında tuz tüketmenin, alkolden uzak durmanın, egzersiz yapmanın, Akdeniz diyetiyle beslenmeni ve kilo kontrolünün hipertansiyondan, dolayısıyla kardiyovasküler hastalıklardan korunmada anahtar rol oynadığının altını çizdi.

HEPATİT B NE ZAMAN SİROZA GÖTÜRÜR?
Başkent Üniversitesi’nden Gastroenterolog Prof. Dr. Birol Özer ise çok yaygın olan Hepatit B virüsüne dikkat çekti. Dünyada yaklaşık 350-400 milyon kişinin bu virüsle karşılaştığını kaydeden Özer, tedavi edilmeyen Hepatit B vakalarının 5 yılda yaklaşık % 20’sinin siroza dönüştüğünü söyledi. “Tedavi bırakıldığında ise hastaların % 20’si karaciğer yetmezliğinden ölüyor” diyen Özer, tedavinin etkinliğine vurgu yaptı, “Çünkü hasta tedavi alıyorsa hepatit B ile ilgili ciddi bir sıkıntısı olmadan yaşamını devam ettirebilir” diye konuştu.

Hastalığın üreme hızının kesilmesinin bulaştırıcılığı da azalttığını belirten Prof. Özer, Hepatit C tedavisinde ise yurt dışında kullanılan ve yan etkisi az, tedavi başarı oranı ise yüksek olan yeni ilaçların yakında Türkiye’de de kullanılacağını söyledi.

GÖRÜNDÜĞÜ KADAR “ŞEKER” DEĞİL
Kongrede öne çıkan başlıklardan biri de önemli kronik hastalıklar sınıfında yer alan ve özellikle çocuklar arasındaki artışıyla endişe yaratan diyabet oldu. Dünyada 382 milyon yetişkin diyabet hastası olduğunu ve 2035’te % 55 artışla bu rakamın 592 milyona ulaşacağını söyleyen Hacettepe Üniversitesi’nden Endokrinolog Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, halk arasında ‘gizli şeker’ olarak bilinen prediyabetin de hızla arttığını söyledi.

15 yaş altı çocukluk diyabeti denen tip 1 diyabetin yarım milyon çocuğu etkilediğine dikkat çeken Yıldız, “Her 6 saniyede bir kişiyi diyabete bağlı bir nedenle kaybediyoruz. 2015 yılında toplam 5.1 milyon ölümden bahsediyoruz” dedi.


Panellerde, ‘Hangi hastada, ne zaman insülin kullanılmalı?’ sorusuna yanıt arandığını belirten ve “1920’lerden beri elimizdeki ilk ve en etkili diyabet ilacı insülindir” ifadesini kullanan Prof. Yıldız, insülinle ilgili doğru bilinen yanlışlar hakkında ise şunları söyledi: “Hastalar der ki, ‘insülin hastalığa yenilgidir’ bu yanlıştır. Diyabet bizim için ilerleyici bir hastalıktır. Hasta elinden gelenin en iyisini yapsa, beslenme planına uysa, hareket etse, kilo verse bile hastalığının bir aşamasında insülin kullanması gerekebilir.

‘İNSÜLİNLE YOLCULUK TEK ŞERİTLİ BİR YOL DEĞİLDİR’
Hastalar, ‘Ben sonsuza kadar insülin mi kullanacağım?’ der. Diyabet hastasının insülinle yolculuğu tek şeritli bir yol veya çıkmaz bir sokak değildir. Dolayısıyla bazı hastalar bir süre sonra insülin kullanmayı bırakabilir. Ayrıca insülinin bağımlılık yaptığı düşünülüyor. Bir maddenin bağımlık yapması için vücutta olmaması gerekir. İnsülin ise bizim vücudumuzda bulunan bir hormon, dolayısıyla vücutta ihtiyaç nedeniyle veriyoruz ve bağımlılık yapmaz. Bir de insülünün kilo aldıracağı, şekeri aşırı derecede düşüreceği söylenir.

İNSÜLİN KİLO YAPAR MI?
İnsülin başlangıçta bir miktar kilo aldırabilir ama iyi bir tedaviyle bu birkaç kiloyu kontrol etmek mümkündür. Şeker düşüklüğü ise insülinin kendisinden ziyade hastanın beslenmesini ve fiziksel aktivitesini uygun şekilde yapmamasından kaynaklanır. Öte yandan, ‘insülin gözümü, böbreğimi tahrip eder’ düşüncesi vardır ki bu da kesinlikle yanlıştır. Aksine insüline ne kadar zamanında başlarsak diyabetin göz ve böbrek başta olmak üzere diğer organlara etkisini önleme şansı buluyoruz.”

Prof. Yıldız, birçok hastada tedirginlik yaratan insülin iğnelerinin de eskisi kadar can yakmadığını ve gelişen teknoloji ile insülin kullanmanın artık daha kolay olduğunu sözlerine ekledi.


  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...