Türk Girişimsel Radyoloji Derneği’nin (TGRD) düzenlediği ve girişimsel radyolojideki son gelişmelerin değerlendirildiği 14. TGRD Yıllık Toplantısı, EVIS 2019 (EndoVascular and Interventional Symposium) toplantısı ile ortaklaşa olarak İstanbul’da yapıldı.  

Uluslararası bir toplantı ile birlikte düzenlenen ve çok sayıda yabancı uzmanın katıldığı kongrenin basın toplantısında konuşan Türk Girişimsel Radyoloji Derneği Başkanı Profesör Doktor Mehmet Halil Öztürk, girişimsel radyolojinin birçok hastalıkta en uygun tedavi yöntemi olduğunu söyledi.

Girişimsel radyolojinin ayrı bir branş olması gerektiğini belirten Öztürk, “Hastalar Türkiye'deki sistem gereği önce diğer branş hekimleri tarafından görülüyor, onlar kendileri açısından uygun bulmadıkları hastaları girişimsel radyolojiye yönlendiriyor. Bu durum hastalar için zaman kaybı oluyor. Girişimsel radyolojinin ayrı bir branş olması gerekiyor. Girişimsel radyoloji ayrı bir branş olduğu takdirde hastaların direkt olarak bize başvurması tedavi açısından daha faydalı olacaktır. Türkiye'de girişimsel radyoloji dünya ile aynı anda başlamıştır ama bürokrasi açısından ilerleme kaydedilmediği için öncü olduğumuz bir alanda geri kalma ile karşı karşıyayız” dedi.

“GİRİŞİMSEL RADYOLOJİYLE HASTA NORMAL YAŞAMINA KISA SÜREDE DÖNEBİLİR” 

Girişimsel radyoloji ile geçekleştirilen operasyonlarda, klasik ameliyatların aksine büyük kesilerin olmadığına da değinen Öztürk, “Sadece bir iğnenin ve arkasından kateter dediğimiz plastik boruların geçeceği kadar küçük kesiler yoluyla operasyonlar gerçekleştirilir. Ancak işlemler sırasında, görüntüleme cihazları ile sürekli kontrol vardır ve vücut içine gönderilen iğne veya kateterlerin nereye gittiği sürekli takip edilir. Ayrıca, işlemler çoğunlukla lokal anestezi ve hastanın narkozsuz uyuması ile yapılır. Bu sayede hastalar normal yaşama ya da işine çok daha kısa sürede dönebilir” diye konuştu.

“İNME ZAMANA KARŞI BİR YARIŞTIR”

İnme hakkında konuşan TGRD ve Kongre Genel Sekreteri Prof. Dr. Kıvılcım Yavuz, inmenin beyni besleyen damarlardaki tıkanma ile oluştuğunu ve erken tanı ile tedavisinin yapılmadığı takdirde felç haline dönüşebileceğini belirtti.

Doktor Kıvılcım Yavuz, inme tedavisi için şu anda sadece Ankara’da uygulanan Akut İnme Merkezlerindeki modelin ülke çapına yayılması gerektiğini söyledi, inme tedavisinde oluşturulan modelle başarı oranının artacağını belirterek, "İnme dünyada olduğu gibi ülkemizde de engelliliğin en sık sebebi. Dünyadaki en sık ikinci ölüm nedeni olan inmeyi geçirenlerin çoğunluğu erken dönemde hayatını kaybetmese de ciddi kısıtlılıklarla bazen yatağa bağlı kalarak yaşamak zorunda kalmakta. İnme zamana karşı bir yarıştır. Fakat ülkemiz de inme çoğu zaman erken zamanda fark edilemiyor. Özellikle yaşlı hastalarda zaman zaman meydana gelen damar tıkanıklıklarına tanı konulmakta zorlanıldığı ve hastalarında nasıl olsa geçer deyip beklediği durumlar var. Bunlar bizim zamana karşı olan yarışımız da en büyük kayıplarımız" dedi.

BU BELİRTİLERE DİKKAT! İNMEDE ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIYOR

İnmenin belirtilerinden de bahseden Yavuz şöyle devam etti:

“Konuşmada bozulma, anlamsız konuşma, kol veya bacaklarda uyuşukluk, yüzün simetrisinde bozukluk ani bozukluk, mide bulantısı, görme bozuklukları inmenin belirtileri olabilir. Bu belirtiler olduğunda hastaların hızlı bir şekilde doktoruna görünmesi gerekiyor. İnmenin iki çeşit tedavi yöntemi var. Bunlardan biri medikal tedavi, damardan pıhtı eritici ilacın verilmesiyle gerçekleşen bir tedavi, genellikle küçük tıkanıklarda yeterli tedavi olabiliyor. Bir diğer tedavi yöntemi ise girişimsel tedavi yöntemidir. Kasık damarından girip beyin damarına ulaşarak pıhtıyı çıkarma işlemidir. Hastanın tedavisi için hangi yöntemin uygulanacağı konusunda hastaya hangi tedavi yönteminin uygun olacağı hastaya iletiliyor. Hastanın bilgilendirilmesinin yanında uygun olan tedavi yöntemine ilgili hekim karar veriyor. İnme erken teşhis ile felç kalmadan yaşamını kaybetmeden tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Erken teşhis hayat kurtarıyor.”

“TÜMÖR YAKMANIN CERRAHİ MÜDAHALEYE GÖRE AVANTAJLARI VAR”

Tümör yakma tedavisinin avantajlarından ve kullanım alanlarından bahseden Kongre  Bilimsel Kurul Başkanı Profesör Doktor Devrim Akıncı ise şunları söyledi:

“Tümör yakma tedavisinin en sık kullanıldığı alanlar karaciğer, akciğer, böbrek, kemik, böbreküstü bezidir. En sık karaciğerde, karaciğerin kendi kanseri olan hepatoselüler kanser ve kalın bağırsak, meme, mide gibi kanserlerin metastazlarında uygulanmaktadır. Cerrahi tedavi bu hastaların yaklaşık yüzde 20'sine uygulanabildiğinden, cerrahi uygulanamayan hastalar için bu tümör yakma tedavisi ciddi bir alternatif oluşturmaktadır. Benzer durum akciğer kanserlerinde ve akciğerdeki metastatik tümörlerde de söz konusudur. Tümör yakma yöntemleri, görüntüleme yöntemleri kılavuzluğunda böbrek, kemik, böbreküstü bezi tümörlerinde başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Tümör yakma tedavilerini uygulanabilmesi tümörün boyutu, sayısı ve yerleşimine bağlıdır. Tümör yakma tedavisinin, uygulanabileceği hastalarda genel anestezi gerektirmemesi, iğne deliğinden yapılabilmesi, hastanın aynı gün veya ertesi gün evine gidebilmesi ve normal hayatına dönebilmesi gerekirse birden fazla kez tekrarlanabilmesi açısından cerrahi tedaviye göre bazı avantajları vardır.”

“BACAK DAMAR TIKANIKLIKLARI ÖNEMLİ BİR SAĞLIK SORUNU”

Kongre Danışma Kurulu Başkanı ve Chicago Rush Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Arslan, en önemli damar hastalığının dünyadaki tüm ölümlerin yarısından fazlasından sorumlu olan damar sertliği, diğer adıyla damar kireçlenmesi olduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Damar sertliği bir damarda daralma ve tıkanma yaparak hangi dokuyu besliyorsa o dokunun beslenmesini engeller. Ancak gelişmişlikle birlikte toplumda ortalama yaşam süresi ve diyabet oranları arttıkça bacak damar tıkanıklıkları da çok önemli hale gelmektedir. Hastalık genellikle 50 yaşından sonra görülmeye başlar ve yaş arttıkça sıklığı artar. 60 yaş üstü insanların yaklaşık %15’ini etkileyen bir hastalık grubudur. Sigara içenlerde, şeker hastalarında, kronik böbrek yetmezliği olanlarda, kolesterol yüksekliğinde ve yüksek tansiyon hastalarında damar sertliğine bağlı damar tıkanıklıkları daha sık görülür. Yaşam süresinin uzaması, önümüzdeki 30 yılda hem diyabet hem de buna bağlı böbrek yetmezliğinde belirgin artışlara yol açacaktır. Bunun sonucu olarak da -özellikle ayak damarlarında- atardamar darlık ve tıkanmaları çok daha sık görülecektir.”

GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ İLE AMELİYATSIZ YÖNTEM

Girişimsel radyolojinin, kalp damarları dışında tüm damar hastalıklarının anjiyografi kullanarak tedavisini yapan bölüm olduğunu kaydeden Doktor Bülent Arslan, “Kronik damar darlık ve tıkanmalarını açabilen bir ilaç yoktur. Daha önce ameliyatla tedavi edilen damar tıkanmaları, yerini daha kolay ve riski daha az olan girişimsel anjiyografi ile yapılan tedavilere bırakmaktadır. Bunun bilincinde olan sağlık endüstrisi de son yıllarda çok büyük atılım yaparak damar tıkanmalarını açmada kullanılan balon ve stentlere ek olarak damar açma cihazları geliştirmektedir. İlaç kaplı balonlar ve ilaç kaplı stentler açılan damarların daha geç tıkanmasını ve daha uzun süre açık kalmasını sağlamaktadır. Damar tıraşlama yöntemi damar açmada son yıllarda kullanıma giren yeni bir yöntemdir. Önümüzdeki dönemde vücutta eriyen ve iz bırakmayan stentler yaygın olarak kullanıma girecektir. Bu yöntemler tedavide başarıyı arttırmakta, riskleri azaltmakta ve açılan damarların daha uzun süre açık kalmasını sağlamaktadır” dedi.