İlişkili Haberler

Geleceğin en önemli sağlık sorunu olarak gösterilen obezite, tüm yaş gruplarında olduğu gibi çocuklarda da tip 2 diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, uyku apneleri, ortopedik sorunlar ve insülin direnci gibi sağlık problemlerini tetikliyor.

Çocuklarda obezite tehlikesinin her geçen gün arttığını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Şafak, ciddi kronik bir hastalık olan obezitenin, genetik ve çevresel etkileşimli bir yapıya sahip olduğunu söyledi.

Vücutta olması gerekenden daha fazla miktarda yağ dokusunun bulunmasıyla gelişen bu hastalığın iyi bir tıbbi tedavi gerektirdiğine işaret eden Şafak, çocukların obezite ile tanışmalarındaki en önemli faktörlerin ise, yetersiz aktivite, yanlış beslenme ve genetik sebepler olduğunu belirtti.

OBEZİTE, PSİKOSOSYAL BOZUKLUKLARI TETİKLİYOR

Ayaküstü yeme alışkanlığının çocukların da hızlı ve sağlıksız beslenmesine yol açtığını aktaran Şafak, “Obezite, yalnızca kilo artışıyla sınırlı kalmazken, psikososyal bozuklukları da beraberinde getiriyor. Bu hastalık, çocukların fiziki performans gerektiren faaliyetlere uyum sorunu yaşamasına, aşırı kiloları sebebiyle de arkadaş çevresi tarafından dışlanmalarına neden olabiliyor. Bu durum da fiziki görünümleri açısından çocuklarda sosyal izolasyona yol açabiliyor. Arkadaşlarının dışladığı çocuk sosyalleşecek aktivitelere katılmaktan çekinir ve zamanla daha hareketsiz bir yaşama sürüklenir. Bu noktada ailelerin çocuklarına daha duyarlı yaklaşmaları gerekiyor. Çünkü obezite bir hastalıktır. Bu nedenle çocuklarda hızla kilo artışı görülüyorsa rutin hastalıklarda olduğu gibi mutlaka bir uzman desteğine başvurulmalıdır” dedi.

KIZLARDA ERGENLİĞİ TETİKLİYOR, ERKEKLERDE GECİKTİRİYOR

Obezitenin önüne geçilmemesi durumunda sağlık sorunları baş göstermeye başlıyor. Bunların başında ise tip 2 diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi (kan yağlarında yükseklik), uyku apneleri, ortopedik problemler ve insülin direnci geliyor. Şafak’ın verdiği bilgiye göre, kız çocuklarında vücut yağlanmasının artışı, leptin hormonunun da artmasına ve ergenliğin tetiklenmesine neden olurken, erkek çocuklarında ise ergenliği geciktirebiliyor. Ayrıca obezite hastalığı kız çocuklarında 8 yaşından önce meme gelişimini başlatıyor, 10 yaşından önce de adet görülmesine sebep olabiliyor.

ÇOCUĞUN DİYET PROGRAMINA AİLE BİREYLERİ DE UYMALI

Kilolu fakat obez sayılmayan çocuklara diyet uygulanmadığını dile getiren Şafak, çocuklara sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmada ailenin rolüne parmak basarak şu önerilerde bulundu:

“Beslenme alışkanlıkları ve yaşam şekli değiştirilerek uzun vadede boyun uzamasıyla boy-kilo dengesi sağlanır. İleri derecede obez çocuklarda ise uzun vadede kilo verme planlanır. Beslenme alışkanlıkları doğru yönlendirme ile değiştirilerek, çocuğa bunun gerekçesi anlatılmalıdır. Tüm aile bireylerinin de bu beslenme kurallarına uyması gerekir. Diğer yandan çocuk daha hareketli bir yaşama teşvik edilerek, bir spor dalına yönlendirilmelidir. Ailece çıkılacak yürüyüşler de bu dönemde çocuğa yardımcı olacaktır.

Diyetisyen Deniz Şafak
Diyetisyen Deniz Şafak

ARA SIRA ÇOCUĞUN KEYİF ALDIĞI YİYECEKLER DE HAZIRLANMALI

Uygun diyet planlaması yapılırken, mutlaka çocuğun alışkanlıkları dikkate alınmalıdır. Çocukların büyüme ve gelişmesinin durdurulmaması ve boy uzaması da büyük önem taşır. Bu nedenle beslenme programı hazırlanırken çocuğun gelişim gereksinimleri göz önünde bulundurulmalıdır. Diyet tedavisine başlamadan önce çocukların bir hekim kontrolünden geçirilmesi gerekir. Genel değerlendirme ve kan testlerinden sonra hekim gerekirse uygun tedaviye başlar. Diyet uzmanı da, kilonun yanında farklı bir sağlık sorunu var ise diyet tedavisini ona göre düzenler.

BESLENME ŞEKLİ ÇOCUĞU MUTSUZ ETMEMELİ

Diyetin en önemli koşullarından biri hazırlanacak diyetin çocuğun yaşına, boyuna, kilosuna, yaşam şekli ve beslenme alışkanlıklarına uygun olmasıdır. Aksi halde diyetin hayata geçmesi zorlaşır. Keyif alınan yemek alışkanlıkları göz önünde bulundurmalı, sınırlı da olsa sevdiği yiyeceklere yer verilmelidir. Aksi takdirde uygulanan diyet, çocuğu mutsuz edebilir. Çocuğa doğru beslenme alışkanlığı diyet döneminde kazandırılmaya çalışılmalıdır. Böylelikle diyet bittikten sonra hem çocuğun sağlıklı kalması sağlanır, hem de kilosu kontrol altına alınmış olur.

ABUR CUBUR GIDALAR YERİNE MEYVE VERİLMELİ

Genel beslenme alışkanlıklarımıza bakıldığında iki önemli eksik ortaya çıkıyor. İlki ara öğünlerin yetersizliği, ikincisi ise suyun yeterince tüketilmemesidir. Çocuklar günlük yemek alışkanlıkları içerisinde, öğünlerin arasında genelde yiyecek tüketmez. Yedikleri yiyecekler de olması gereken besinler olmaz. Çünkü ara öğünler için genelde bisküvi, çikolata gibi abur cubur gıdaları tercih ederler. Ancak bu gıdaların içerikleri çocuğun gerekli ihtiyaçlarını karşılamadıkları gibi kilo alımını da kolaylaştırır. Bunların yerine çocuğun beslenme tablosuna, vitamin mineral deposu olmalarının yanında düşük kalorili ve besleyici olan taze meyveler ve meyve suları koymak gerekir. Çocukların içecek seçimleri de genelde şekerli ve asitlidir. Her çocuğun günlük aldığı her 1 kalori için bir 1 ml. suya ihtiyacı vardır. Günlük 1850 kaloriye ihtiyaç duyan bir çocuğun, yaklaşık 1850 ml kadar su tüketmesi gerekir.

ÖĞÜNLERDE VİTAMİN-PROTEİN DENGESİ SAĞLANMALI

Diğer önemli bir konu da öğünlerin içeriğidir. Her öğünün yeterli vitamin-mineral ve protein-karbonhidrat-yağ dengesinin sağlanması gerekir. Bu nedenle sebze, et, süt-yoğurt ürünleri ve tahıllar sofrada bir arada bulundurulmalıdır. Bu besin gurupları bir arada bulunduğunda miktar ayarlamasını da yapmak kolay olacaktır. Örneğin; 1 kase çorba, 1 porsiyon ızgara et, salata ve ayrandan oluşan bir menü yeterli ve dengelidir. 1 tabak etli sebze yemeği , ½ tabak pilav veya makarna, 1 kase yoğurt dengeli bir menüdür. Bu besin gruplarını bir arada kullanarak mönü çeşitlilikleri oluşturulabilir.

DİYET SÜRESİ, ÇOCUĞA GÖRE DEĞİŞKENLİK GÖSTERİR

Uygulanacak diyetin süresi, çocuğun sahip olduğu kilo ve hedeflenen kiloya göre değişkenlik gösterir. Verilen kilonun yağ olması gerektiği düşünülürse ayda 2 kilo verilebilir. Daha hızlı kilo kayıplarında vücuttan su ve kas kaybı gerçekleşeceğinden, bunu gerçek kilo kaybı olarak değerlendirmek yanlıştır. Düzenli ölçümler yapıldığında verilen kilonun ne kadarının yağ olduğu değerlendirilmeli ve yeni diyet ona göre düzenlenmelidir.”