Kanser tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi olmak üzere üç ana tedavi yöntemi uygulanıyor. Cerrahi ve radyoterapinin bölgesel, ilaç tedavileri ise sistemik, yani tüm organların en uç noktalarına kadar ulaşan bir etki yapıyor.

Kanserde şifa şansının artmasının ''ilaç tedavisindeki gelişmelere paralel olacağını'' söyleyen Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı ve Ankara Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Tıbbi Onkoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Demirkazık, ''Çünkü, cerrahide tümörlü alan ve çevresinde operasyon yapılırken radyoterapide tümörün çevresindeki dokulara az da olsa zarar verilebiliyor. İlaç tedavisinde ise hastanın tüm vücudu uygulamadan etkileniyor. İlacın girmediği yer kalmadığı için, görünen görünmeyen her yerdeki hücreleri ölüyor fakat ilaçlar vücudun normal hücrelerine de bazı zararlar verebiliyor'' dedi.

Demirkazık, eski kanser ilaçlarının önüne gelen her dokuyu vururken şimdi belli kanser türlerine özgü özel ilaçların geliştirildiğini belirterek, ''Araştırma aşamasındaki bazı yeni ilaçlar kanserli hücrelerdeki özel hedeflere saldırıyor veya bağışıklık sisteminin daha uyanık olmasına neden olup, onların tümöre saldırmasını sağlayabiliyor. Çünkü, kanserli hücre vücudun içinde geliştiği için, bağışıklık sistemi tarafından yabancı olarak algılanmıyor ve bağışıklık sisteminin denetiminden kaçıyor'' diye konuştu.

Yeni geliştirilecek ilaçların, bağışıklık sistemini uyararak, tümöre saldırmasını sağlamaya çalıştığını ifade eden Demirkazık, bu ilaçların klinik araştırmalar sonrasında ruhsat alacağını söyledi.
 
ARAŞTIRMAYA GÜNDE 10 MİLYON DOLAR HARCANIYOR 
İlaçların geliştirilmesi için klinik çalışmaların yapılması gerektiğini ifade eden Demirkazık, şunları kaydetti:

''İnsanların klinik çalışmalara olan ön yargısı, tamamen bilgisizlikten kaynaklanmaktadır. İlk kanser ilaçları, İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD Ulusal Kanser Örgütü tarafından geliştirilmiş ve bunların bir kısmı halen kullanılmaktadır. 1980 yıllarından sonra ise kanser ilacı geliştirme süreci ilaç üreten firmaların yönetiminde olmaya başlamıştır. Günümüzde bir büyük ilaç firmasının bir günde ilaç araştırması için harcadığı para 10 milyon dolar kadardır. Yani bir büyük firma, AR-GE'ye yılda 3-4 milyar dolar harcamaktadır. Dünyada yaklaşık 10 civarında büyük ilaç firması bulunduğu düşünüldüğünde, dünya AR-GE pazarı 50 milyar dolar civarındadır. Bunun en az 10-15 milyar doları, kanser ilacı geliştirmek için harcanmaktadır.''
 
KLİNİK ARAŞTIRMALARDA 'BİZ KOBAY MIYIZ?' ENDİŞESİ  
Demirkazık, ilaç firmalarının ''kanseri yok edecek ilacı buldukları halde piyasaya sürmedikleri'' yönündeki komplo teorilerine katılmadığını belirterek, ''Ben, böyle bir şeye hiç ihtimal vermiyorum. Çünkü, kanserin bir tek nedeni yoktur ve her kanserde farklı genetik anormallikler için farklı çözümler bulunması gerekecektir. Ayrıca, bir ilacın ruhsat almasına kadar geçen dönemde bir milyar dolardan fazla para harcanmaktadır. Çok yüksek olan ilaç geliştirme maliyetlerini karşılayabilmek için son yıllarda ilaç şirketleri birbirleriyle birleşmekte ve bir an önce yeni ilaçlara ruhsat alıp onları satarak para kazanıp yeni ilaçlar geliştirmek için para biriktirmeyi hedeflemektedir'' dedi.

Birçok kişinin ''Biz kobay mıyız?'' endişesi yaşadıklarını ifade eden Demirkazık, araştırmalara dünyada en fazla katılımın ABD ve Batı Avrupa ülkeleri olduğunu, Doğu Avrupa ve Asya ülkelerinden de katılımın oranının arttığını söyledi. Türkiye'de yapılan klinik araştırmaların Faz-1 ve Faz-2 çalışmalarının tamamlanmış olduğunu belirterek, faz aşamalarını şöyle anlattı:

YENİ BİR İLACIN RUHSAT ALABİLMESİ İÇİN...
''Bir ilaç adayı, önce tümör hücre kültürlerinde araştırılıyor. Burada tümör hücrelerini öldürdüğü anlaşıldığında, hayvanlar üzerinde geliştirilen tümörlerde etkisine bakılıyor. Sonra tavşan, fare ve köpeklerde bunun zararının ne olduğuna bakılıyor ve ardından fareyi (kilosuna göre) öldüren dozun onda biriyle insanda klinik araştırmalar başlayarak, böbrek ve karaciğer durumu iyi olan kanser hastalarında uygulanarak insana zarar vermeden dayanabileceği doz saptanıyor. Buna Faz-1 klinik araştırma deniliyor. Faz-2 denilen aşamada ise bir çeşit tümörü olan hastalarda, bu yeni ilacın etkisine bakılıyor. Cevap oranına bakılarak, etkili olduğu tespit edildiğinde de Faz-3 araştırmasına geçiliyor. Bu uygulama çok sayıda hastada yapılarak, hastaların bir kısmı standart tedaviyi, bir kısmı da bununla birlikte bu araştırma tedavisini alıyor. Yani hiçbir hasta eksik bir tedavi almıyor. Bu araştırma sonucunda, araştırılan ilaç kolundaki hastaların tedaviye yanıt ve ortalama sağ kalımları standart tedavi koluna benzer veya daha iyi olursa bu yeni ilaç ruhsat alabiliyor.''

Klinik çalışmalarla hastaların daha ruhsat almamış, ancak etkinliği saptanmış ve maliyeti çok yüksek olan ilaçlara ulaşabilme imkanı verdiğini belirten Demirkazık, ''Umut vaat eden ve geliştirilebilmesi için milyar dolar harcanmakta olan bir ilaca erken olarak ve kolayca ulaşma şansı göz ardı edilmemeli'' dedi.

Demirkazık, hastaların tedavi sürecince tüm tedavi masraflarının karşılandığını ve hastaların herhangi bir olumsuzluğa karşı sigortalı olduğunu söyledi.