Kanser tedavisinde ‘hap’ devrimi

Kemoterapinin saç dökülmesi, aşırı halsizlik ve bulantı gibi yan etkilerini ortadan kaldıran hapla kanser tedavisi hastaların yüzünü güldürüyor.

Haberler 21.02.2009 - 15:12

Kanser tedavisinde ‘hap’ devrimi

Ağızdan alınan ve kanser hastalarını kemoterapinin istenmeyen yan etkilerinden tamamen kurtaran İmatinib etken maddeli hap, ölümcül bir sindirim sistemi kanserinde başarılı sonuçlar veriyor. Kemoterapisiz kanser tedavisinin önemli bir modeli olan ve hedef tedaviye yönelik akılı moleküllerden oluşan yöntem, kemoterapinin işe yaramadığı ve ameliyat dışında tedavi seçeneğinin olmadığı bir tümör grubunda yüzde 90 oranında şifa sağlıyor.

Hap, nadir görülmesine rağmen tedavi edilmediğinde yüzde yüz ölümle sonuçlanan gastrointestinal stromal tümörlere etki ediyor.

BAŞARILI SONUÇLAR YÜZ GÜLDÜRÜYOR
İstanbul Bilim Üniversitesi Tıbbi Onkoloji ve İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gökhan Demir, yaklaşık dört yıldır uygulanan hapla kanser tedavisinde gelinen noktayı şöyle özetliyor:

“İmatinib, bu kanser türünün tedavisinde bir devrim oldu. Buradaki bir diğer devrim de onkolojide kemoterapisiz tedavi edilen bir sindirim sistemi tümörünün tanımlanmasıdır. Bu tümörler, mide bağırsak sistemi kanserleri içinde yüzde 5 ile 10 gibi bir oranı oluşturur. Eskiden bu kanserlerde cerrahi dışında başka bir tedavi seçeneği yoktu. İlerlemiş ve başka yerlere sıçramış vakalarda da kemoterapi çok sınırlı bir etki sağlardı. O nedenle ilerlemiş vakalarda bu tümörler bizi son derece üzen ve yıldıran tümörlerdi. Ama son yıllarda bu tümörlerin yüzeyinde c-kit denilen bir molekülün bulunduğunu keşfettik. Bunun bir de CD 117 denilen moleküler markırı bunuyor. Bu moleküler markırı olan tümörler imatinib etken maddesi ile bize hedefli bir tedavi seçeneği sundu.”

TÜMÖRDE C-KİT MOLEKÜLÜ VARSA ETKİLİ
Hapla hedefli tedavinin c-kit molekülü pozitif olan tümörlerde mucize yarattığını vurgulayan Prof. Demir, bu tedavinin hem dünyada hem de Türkiye’de büyük önem kazandığını söylüyor.

“Biz artık gastrointestinal stromal tümörlerden korkmamaya başladık” diyen Prof. Demir, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Eğer bu tümörlerin yüzeyinde c-kit molekülü varsa ağızdan verdiğimiz bu hapla hastalığı yüzde 90’lara varan oranda şifaya kavuşturmak ya da kontrol altında tutmak mümkün oldu.

Ayrıca onkolojide ilk model olması açısından da önemlidir. Üç dört yıldır kullanılıyor. Bir süre sonra ağızdan kullanılan bu haplara karşı tümör direnç kazanabiliyor o zaman ikinci veya üçüncü seri ağızdan hap tedavilerinin etkili olduğu gözleniyor.”

KEMOTERAPİSİZ BÖBREK KANSERİ TEDAVİSİ
Kemoterapisiz kanser tedavisinin bir diğer örneğini ise böbrek kanseri oluşturuyor. Prof. Demir, böbreklerde görülen ancak kemoterapiye direnç gösteren tümörlerde de kullanılan yöntemin sindirim sistemindeki kadar etkili olmadığının altını çiziyor:

“Hap ile sindirim sisteminin stromal tümörlerinde tedaviye yüzde 80 ile 90 arasında yanıt alınırken böbrek tümörlerinde bu oran yüzde 20 civarındadır. Ama kemoterapiye yanıtın yüzde 2 olduğu düşünülürse bu kanser türünde de kemoterapisiz tedavinin etkinliği kendiliğinden ortaya çıkıyor.”

YAN ETKİLER KEMOTERAPİYLE KIYASLANAMAZ
Bu tür tümörden şüphelenildiği zaman hastaya biyopsi yapılıyor ve alınan materyalde c-kit veya CD 117 molekülünün olup olmadığına bakılıyor. Eğer pozitiflik varsa hastaya ağızdan hap tedavisi uygulanıyor. Bu tedavinin bir ya da iki yıl sürebildiğini söyleyen Prof. Dr. Gökhan Demir’e göre hapla kanser tedavisinin yan etkileri ise kemoterapiyle kıyaslanamayacak derecede basit:

“Hapla tedavinin en önemli sonuçlardan biri de hastayı kemoterapinin bütün olumsuz etkilerinden kurtarmasıdır. Bu tedavide özellikle ayaklarda ve göz çevresinde ödem, bazen kan değerlerinde düşüklük ve nadiren cilt döküntüleri gibi yan etkiler görülebiliyor.”

Sayfa Yükleniyor...