Doğum sırasında cinsel organın rutin olarak kesilmesi bir kader değil, hatta bir zorunluluk hiç değil. 60’lardan kalma bu uygulama bir tek üçüncü dünya ülkelerinde hala kadınlara reva görülüyor. Araştırmalar zararlarını ortaya koyunca, gelişmiş ülkeler 80’ lerde bu uygulamayı terk etmeye başlamış. Türkiye’de ise doktorlar kadınlara sorma ihtiyacı bile hissetmeden cinsel organına makası basıyor. Dikiş, günler hatta haftalar süren acı, ağrı ve kimi vakalarda ne yazık ki idrar tutamamaya varan kalıcı bozukluklar....

Bu yazıda bu kanıksanmış uygulama ile ilgili tüm gerçekleri okuyacaksınız, kadınların hikayelerine ortak olacaksınız.

‘’Makatıma bir ağrı girdi. Çok şiddetliydi, doğum sancısı hiçti yanında. Hap verdiler, geçmez. İğne vurdular, yok. Sabaha kadar ağla ağla yatağım sırılsıklam olmuştu. Tuvalete giderken bayılmışım. Kaynanam ebeyi çağırdı: ‘’İçerde parça mı kaldı ? Bu ağrı ne böyle ?’’ dedi. Sonra, ebe aldı beni doğumhaneye bir güzel soktu elini içeriye, ‘’yok’’ dedi.... İç dikişlerim tutmamış, hadi bir daha dikiş. Koca koca iğneler, ip sesi, acısı... Artık iyice bunalmıştım ve dikiş masasında ellerim, ayaklarım, yüzüm uyuşmaya başlamıştı.’’www.anneysen.com ‘dan alınmıştır.

Merak etmeyin hikayenin sonu iyi bitiyor. Bu genç anne iki aylık bir eziyetin sonunda iyileşip, kızına kavuşuyor. Yaşadığı şeyleri ise normal doğumun bir parçası sanıyor, tevekkülle kabul ediyor. Kuşkusuz epizyotomi (vajina ile anüs arasındaki, perine bölgesinin doğum sırasında doktor tarafından kesilmesi) sözünü hiç duymamış. Cinsel organı kendiliğinden mi yırtıldı doktor mu kesti hiç bilmiyor. Tek bildiği iki ay boyunca çektiği korkunç acı.

KESTİRMEK İSTEMİYORSANIZ, KESMEYENİNİ BULUN
Bense, epizyotomi sözünü ve zararlarını ilk kez katıldığım doğal doğum kursunda duydum. Bana da doktorum önceden perineyi keseceğine dair hiçbir bilgi vermedi. Kızım Ladin’i doğurmadan önce doktoruma epizyotomi istemediğimi söyledim.

Bana: ‘’istesen de istemesen de zaten doğum sırasında kendi yırtılacak. kesmezsek daha kötü yırtılır, sonra idrarını tutamaz hale gelirsin. Kesersek kontrollü olur. Ben kesiyorum istersen kesmeyenini bul’’ dedi.

Dehşete kapılıp muayenehaneden çıktım. Sanki benim bedenim onun malıydı, kendi bedenim üzeride hak iddia etmem doktora hakaretti ! O kursa gitmesem haber bile vermeden beni çatır çatır kesecekti.

Tabi eve gidince içimdeki haberci dürttü. Hemen saldırdım Dünya Sağlık Örgütü’nün internet sayfasına, bu konuda internette yayınlanan bilimsel araştırmalara ve tabi ki üç çocuk doğuran anneme !

Acı gerçek şuydu:

Doğum sırasında cinsel organ muhakkak yırtılacak diye bir şey yoktu. Sadece araştırmalar değil, hiç dikişi atılmadan tamamen doğal yollardan 3 çocuk doğuran annem de bunu söylüyordu.

Doktorun doğum sırasında perineyi kesmesi, daha büyük yırtıkları önlemeyi bırak, tam tersine yırtıkların çok daha derin olmasına neden olabiliyordu.

Yani doktor kesmese perinesinde ufak tefek bir iki yırtıkla kurtulacak birçok kadın, daha büyük ve derin yırtıkların acısını çekiyordu. Uzmanlar şu örneği veriyor: Kesilmemiş kumaşı elinizle yırtmak zordur. Ucundan makasla keserseniz elinizle kolayca yırtarsınız.

TÜRK DOKTORLAR NEDEN KESİYOR?
Şu rakamlara bir bakın:

Türkiye’de normal doğumların yüzde 90’ndan fazlasında cinsel organ kesiliyor. Bu oran Hollanda’da yüzde 24, İngiltere’de yüzde 20 (bunlar elimizde olan oranlar bunların daha da düştüğü söyleniyor). Herhalde Türkiye’de ki doktorlar İngiliz doktorlardan hastalarını daha çok seviyorlar. Ya da batılı doktorlar, makası basıp, hastayı olası büyük yırtıklardan kurtarmayı akıl edemiyorlar.

Bu nedenle epizyotomi çok daha az yapıyorlar.

Gerçekten ve büyük bir iyi niyetle merak ediyorum. Durum bu kadar ortadayken, Türkiye’de ki doktorlar kadınları niye kesiyorlar ? Rutin epizyotomi yapmayan bir dokor buldum ve bu soruyu ona sordum:

Jinekolog Doktor Gülnihal Bülbül bu soruya beni şaşırtan bir cevap verdi: ‘’ Türkiye’de doğumların yüzde 90’nından fazlasında kesiliyor. İki sene öncesine kadar ben de kesiyordum. Çünkü kesilmemesi gerektiğini bilmiyordum’’. Gülnihal Bülbül, yabancı kaynaklardan okuyup konuyu araştırınca, rutin epizyotominin zararlarını fark etmiş ve dünyanın bu uygulamayı terk ettiğini anlamış.

Gülnihal Bülbül, rutin epizyotominin Türkiye’de bir alışkanlık olduğunu bu nedenle sürdüğünü söylüyor. Bülbül, Türkiye’de tıp eğitiminin de bu yönde verildiğini ve uygulamanın böylece sürüp gittiğini anlatıyor.

Doktor Bülbül bir başka konuya da dikkat çekiyor: ‘’epizyotomi, doğumun son aşamasını yarım saat kısaltıyor. Doktorlar acele ediyor, sağ salim bir an önce bebek çıksın istiyor. Çünkü en ufak terslikte doktorlar soruşturma riskiyle karşı karşıya’’

Dünya sağlık örgütüne göre: cinsel organa atılan kesiyi tamamen ortadan kaldırmak mümkün değil. Ama örgüte göre sadece gerektiğinde yani bazı olağanüstü durumlarda uygulanmalı. Mesela bebeğin doğum sırasında kalp atışları zayıfladıysa, bebeği biran önce çıkarmak için bu kesiler atılabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü tüm doğumların sadece %10′unda cinsel organın kesilmesine ihtiyaç doğabileceğini söylüyor. Her 10 doğumun 9’nda değil !

RUTİN EPİZYOTOMİYİ DURDURMAK YETMİYOR
Başak Kutlu Atay, doğuma hazırlık ve doğum sonrası destek merkezi DOUM’un ortağı, uzman bir doğum eğitmeni. Başak aynı zamanda çiçeği burnunda bir anne. Kızı Tane’yi yaklaşık bir sene önce, ilaçsız, epiduralsiz, kesilmeden, yırtılmadan doğurdu. Üstelik sıkı durun minik Tanecik, o kadar da minik değildi. Tam 3 kilo 900 gramlık bir bebekti.

Başak, kendine rutin epizyotomi yapmayan bir doktor bulmuş ve doktoruyla doğum öncesi nasıl bir deneyim yaşamak istediğini enine boyuna konuşmuş. Gelin görün ki doğumun son fazı öyle hızlı ilerlemiş ki sonunda hastaneye vardığında doğurmak üzereydi, doktoruysa henüz Nişantaşı trafiğinde ! Doğumhaneye vardığında bağırıyorduş’’ hayır Kübra Hanım gelmeden doğurmam, epizyotomi istemiyorum!’’

Doğumdan bir yıl sonra soruyorum, ‘’doktorun yetişemeseydi, sence kesilmeden doğurabilir miydin’’ ? ‘’Hayır’’ diyor ‘’hiç sanmıyorum, allahtan Kübra Hanım yetişti’’.

Peki bugün Türkiye’de ki tüm rutin epizyotomiler bir anda dursa sorun çözülür mü ? Başak’ın yanıtı, ‘’ ‘’hayır, sadece kesmemek yetmiyor, kadının yırtılmaması için kendine gerekli destek ortamını oluşturması lazım. Doğuma hem fiziksel hem zihinsel olarak hazırlanmak önemli. Bu hazırlık yapılırsa, yırtılmadan doğurma ihtimaliniz çok artıyor ’’.

İşte Başak Kutlu Atay’ın önerileri:

Doğumun doğal işleyişi ve yaşayabileceğiniz medikal müdahaleler hakkında bilgi edinin. Mümkünse bağımsız bir doğum kursuna katılın. Bu bilgileri korkunç hikayeler anlatmaya meraklı teyze halalardan edinmeyin.

Doktorunuzun epizyotomi konusundaki uygulamasını öğrenin. Eğer doktorunuz doğum kesisni rutin olarak uyguluyorsa ve bu sizin için önemliyse doktorunuzu değiştirmeyi düşünün.

Doktorunuzla eğer herşey yolunda giderse nasıl bir doğum deneyimi yaşamak istediğinizi enine boyuna konuşun. Temel doğum tercihleriniz konusunda mutabık kalın. Unutmayın bu sizin bedeniniz ve sizin bebeğiniz!

Doğumun son safhasında, yani ıkınarak bebeğinizi dünyaya getireceğiniz kısımda aceleci davranmayın. Bebeğiniz yavaş çıkarsa dokuların esnemeye fırsatı olacaktır.

Kendi içinizden gelen ıkınma isteğinin sıklığı ve gücüne kulak verin. "Nefesini tut şimdi bütün gücünle ıkın" şeklindeki ‘’talimatla’’ ıkınma yırtık riskini arttırıyor.

Doğum sırasında karna bastırarak bebeğin çıkışını hızlandırmak (bizde maalesef hala çok yaygın) yırtılma riskini çok arttırıyor.

Eğer epidural almazsanız hissederek ıkınacağınız için yırtılma riskiniz azalır.

Perine bölgenizin hem esnek hem de güçlü olması da sizi yırtılmaya karşı korur. Bunun için hamileliğiniz boyunca ama özellikle son aylarda düzenli kegel egzersizi yapın. 36’ncı haftadan sonra perine masajı yapın

Kegel egzersizi ve perine masajının nasıl yapılacağına dair bilgileri interneten bulabilirsiniz.