SGK Başkanı Dr. Mehmet Selim Bağlı, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile ilgili son dönemlerde ortaya atılan borç yükünün fazla olması, performans ölçümünde izlenen yollar ve SGK’nın sunduğu hizmetlerle ilgili bilgi verdi.

Medimagazin’den Dr. İbrahim Ersoy'a konuşan Bağlı'nın söyledikleri özetle şöyle: 

SGK’nın borç yükünün çok fazla olduğuna dair haberler var bunlar doğru mu?

SGK’nın borcu yok. SGK açığı gelir gider arasındaki fark. Sosyal güvenlik kuruluşları dünyanın her yerinde üçlü bir sistem üzerine oturur; işçi, işveren ve devlet. Kamunun burada bir desteği olmadan sadece işçi-işveren primleri ile sosyal güvenlik sistemini yürütürseniz onun adı sosyal güvenlik değil özel sigorta olur. 

Dünyanın her yerinde işçi ve işverenden alınan primlerin yanı sıra devlet, vergilerden toplamış olduğu gelirden sosyal güvenlik kurumlarına kaynak transfer eder. Teknik olarak da bu sosyal güvenlik açığı olarak değerlendirilmez. Buna biz “Devlet Katkısı” deriz. Bu zaten bizim kanunumuzda da hüküm altına alındı ve yıllık olarak tahsil edilmesi öngörülen primin yüzde 25’i devlet tarafından kaynak olarak aktarılacak.

Diyelim ki 200 milyar TL prim toplamı ile yürüyoruz. Bu durumda Maliye Bakanlığı yılbaşında bize şunu söylüyor: ‘Ben bu yıl size 50 milyar TL kaynak aktarımı transfer edeceğim’. Dolayısıyla bizim bütçemiz 250 milyara çıkıyor. Onun dışında bir açık oluşursa biz ona teknik olarak “SGK açığı” diyoruz. Dolayısıyla bizim bu hesabımıza göre SGK’nın 2010 yılındaki açığı 11 milyar TL’dir.

Dünyada sosyal güvenlik kurumlarının performansları nasıl ölçülür? 

Dünyada sosyal güvenlik performansı, topladığın prim artı finanse ettiğin sağlık hizmetinin maliyeti artı emekli ödemeleri şeklinde bir orandır. Bizde bu oran yüzde 77-80 civarında. Bu oran kimi zaman değişme gösterebiliyor. Dolayısıyla biz sadece topladığımız primlerle sağlık harcamaları ve emeklilik giderlerinin yaklaşık beşte dördünü karşılıyoruz. Bu da bütün dünyadaki sosyal güvenlik sistemleri içinde çok iyi bir oran.

SSK dönemiyle SGK’yı kıyasladığımızda nasıl bir fark ortaya çıkıyor? 

SSK ile SGK kıyas kabul etmez. Çünkü SSK sadece işçileri kapsamına alan toplumun yüzde 20’sine hitap eden çok dar bir sağlık hizmetini finanse eden bir kuruluştu. Dolayısıyla SSK’nın o dönem açığı yoktu. Şimdi SGK’nın açığı var demek, o dönem ki Emekli Sandığı’nı, Bağ-Kur’u hiçbirini dikkate almadan bir değerlendirme yapmak demektir. Temelde bir mukayese yapılacaksa şu yapılmalıdır; SGK’nın topladığı primler, ödediği sağlık hizmeti ücretleri ve emeklilik maaşları dünya genelinde kendi muadilli kuruluşlarla kıyaslandığında ne durumdadır? Bu önemlidir ve uzun vadede SGK’nın kendi yağı ile kavrulup kavrulamayacağını gösterir. Bu konuda endişe edilecek ve kötüye doğru bir gidiş görmüyoruz. Olağanüstü bir açık yok, şu anki açık kontrol edilebilir düzeyde.

SGK’nın yürütmüş olduğu yeni çalışmalar var mı?

Bakan Bey’in talimatı ile SGK’nın 2070 yılına kadar bir projeksiyonunu çıkardık. Nüfus değişimi ile ilgili bilgiler elimizde mevcut. Türkiye nüfus profili nasıl değişecek? Gayri Safi İç Hasıladaki artış oranı ve kayıt dışılıktaki beklentimiz kaç olacak? Bütün bu parametreler ile SGK’yı 2070 yılına kadar götürdük. Bu çalışmayı daha sonra kamuoyuna açıklayacağız. 

2070 yılına kadar vatandaşın sırtında kambur olacak bir SGK profili yok. Nüfus yaşlanacak, emeklilik harcamalarımız artacak, sosyalleşme ile refah seviyesi ve sağlık harcamaları artacak ancak, SGK için yarın bugünden daha sonraki gün de yarından daha iyi bir profil görebiliyoruz. 

Bu konuyu akademik camiaya ve kamuoyuna da açmaya hazırız. SGK’da kötüye doğru bir gidiş yok ancak, şunu da kabul etmek lazım ki 90’lı yılların başında SSK’da yapılan reformun ceremesini hâlâ çekiyoruz. Kişiler 37 yaşında emekli edildi ve biz hâlen bu kişilere emekli maaşı ödüyoruz. SGK’nın şu anda 10 milyar TL gibi cüzi de olsa bir açığı var ancak, bunun temeli 90’lı yılların başında atıldı.

2006 yılında yapılan reform meyvelerini yavaş yavaş veriyor. Sosyal güvenlik reformu dünyanın her yerinde çok zordur. Obama bile sosyal güvenlik reformunu yapamadı. Bu reformun şöyle bir sıkıntısı var; onda yaptığınız her bir düzenleme ya işçinin ya işverenin hakkına ya da kamu maliyesine dokunur. 

Her üçü de netameli ve tarihsel sınıf çelişkisinin göbeğinde yer alır. Dolayısıyla sosyal güvenlikte yapacağınız reformların özellikle uzun dönemli olanları önemlidir. Bunu da iftiharla söyleyelim, dünyanın en geniş sağlık paketi bu ülkede. Dünyanın en derin sağlık paketi de bizde. Vatandaşın yüzde 98,5’ini SGK kapsamına alıp da kök hücre, organ nakli ve tüp bebeğe varana kadar sağlık harcamalarını finanse eden İskandinav ülkelerinin düzeyinin üzerindeyiz.