Son anında, yanı başında

Erasmus, “Nefes aldıkça umut vardır” demiş. Bazıları için umut, yaşama devam edebilme ihtimali değil, çizginin bu tarafındaki her anı “yaşanabilir” kılma anlamına geliyor.

Son anında, yanıbaşında

“Son nefese kadar yaşam devam ediyor… Birilerinin hayatının ucundan tutabilmek, bir şeyler yapabilmek çok büyük bir onur. Ben hayatımı paylaşarak yaşamayı seçtim, şanslıyım” diyen Ebru Sitare Tontaş bir hospis gönüllüsü. Yani tedavi şansı kalmamış, terminal dönemdeki hastaların son günlerini huzur ve konforla geçirmeleri için çaba harcıyor.

“Terminal dönem, insanların en fazla desteğe, dinlenilmeye, köprü kurmaya, söylemek istediklerini söylemeye, iyileşmeye ihtiyaç duyduğu bir dönem bence. İyileşme ille de hastalığın yok olması değil, bir insanın huzuru ve mutluluğu yakaladığı her an iyileşme yaratabilir” diyen Tontaş, neden son günlerini yaşayanların yanında olduğunu bu sözlerle ifade ediyor.

Hospis, ‘ömrün sonundaki bakım’ anlamına geliyor ve tedavisi mümkün olmayan hastalara bakım yapılan merkezler için kullanılıyor. Amerika’da yaşayan Ebru Sitare Tontaş da bu amaçla çalışan gönüllülerden biri. Ailelerinde kansere karşı verilen mücadelelerden sonra edindikleri bilgi ve tecrübeleri başkalarına aktarmak için Esra Ürkmez Bayraklı ile birlikte Kanserle Dans Derneği’ni kuran Tontaş, klinikte neler yaptığını anlatıyor: “San Francisco’da çalıştığım hospis, hastaların son günlerini huzur ve konforla geçirdikleri, hem kendilerinin hem de ailelerinin desteklendiği bir yuva gibi. Hastaların giyinmesine, yıkanmasına, yemesine yardım ediyorum. Onlarla vakit geçiriyorum, onları dinliyorum, hem fiziksel hem de mecazi anlamda ellerini tutuyorum…”

“ANAHTAR KELİME ACIMA DEĞİL, SEVGİ”

40 yaşındaki Tontaş, psikoloji ve bilgi işlem eğitimi almış. Kaliforniya Mahkemesi’nde Bilgi İşlem Proje Müdürü olarak çalışıyor. İş ve ev hayatı dışında en önemli uğraşının gönüllü faaliyetler olduğunu söyleyen Tontaş, “Klinikte doktor, hemşire ve hasta bakıcılardan oluşan profesyonel bir ekip var. Biz gönüllüler onları destekliyoruz. Eğitim sürecinde önce mülakat yapılıyor, kabul edilenler 80-100 saatlik ön eğitimden geçiyor, ayrıca haftalık ve aylık eğitimler devam ediyor. Eğitimi veren ekip doktorlar, psikologlar, sosyal hizmetler uzmanlarından oluşuyor” diyor.

Bakımın daha çok kanser hastalarına yönelik yapıldığını belirten Tontaş’a göre, bu işi hakkıyla yapabilmek için gereken en önemli şey; şefkat ve sevgi: “Ama buradaki duygu acıma değil. Anahtar nokta; bir annenin çocuğuna duyduğu sevgi gibi beklentisiz olmak ve herkesi açık kalple kucaklamak. Benim için hizmet verdiğim her insan kutsal, üzerlerine titriyorum. En basit işlemi bile saygı ve özenle yapıyorum. Ve kafamdaki her tür ön yargı ve kalıpları kırmaya çalışıyorum.”

“O KONUŞMASA BİLE BEN ONUNLA KONUŞUYORDUM”

Bu süreçte Tontaş’ı derinden etkileyen hastalar da olmuş. Bunlardan biri de demans hastası Rute. Tontaş, Rute’un ruhunda yarattığı iyileşmenin etkilerini şöyle anlatıyor: “Rute biraz agresifti, kimseyi yanına yaklaştırmaz, konuşmaz ve gülmezdi. O ne yaparsa yapsın ben her odasına girip çıktığımda onu yanaklarından öpüyordum. Oyuncak hayvanları seviyordu, her hafta yeni bir oyuncak getirip o fark etmeden yatağına bırakıyordum. O konuşmasa bile ben onunla konuşuyordum, bir şeyler anlatıyordum. Bir de yıkanmayı hiç sevmiyor, yıkanırken hemşirelere vurmaya kalkışıyordu. Ama benim yanımda sakinleşiyordu, o yüzden banyosunu benim çalıştığım güne denk getiriyorduk.”

Ebru Tontaş'ın çalıştığı hospis kliniğinde bir hasta odası.
Ebru Tontaş'ın çalıştığı hospis kliniğinde bir hasta odası.

Meksikalı Marla ise henüz 38 yaşında. 15 kardeşi olan Marla uterus kanseri. Marla ile arasında çok güzel bir iletişim olduğunu belirten Tontaş, “Her şeyi o kadar kabullenmiş ve öylesine sevgi dolu bir insan ki. O’na İspanyolca kız kardeş anlamına gelen Hermana diye hitap ediyorum” diyor.

“DAMDAN DÜŞENİN HALİNDEN VİCDAN SAHİBİ OLAN HERKES ANLAR”

Bugüne kadar yaklaşık 100 hastaya bu bakımı verdiğini söyleyen Tontaş, mesaisinin önemli bir kısmını da Kanserle Dans Derneği’ne ayırıyor. Erken teşhis ve tarama konusunda farkındalık yaratmak, hasta ve yakınlarına psikolojik ve sosyal destek vermek amacını taşıyan derneğin temel prensibini Tontaş, “Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar deniliyor ya, bu kısmen doğru ama biz Kanserle Dans ailesi olarak diyoruz ki, sadece damdan düşen değil, vicdan sahibi herkes anlayabilir yeter ki anlamak istesin” sözleriyle özetliyor.

KARAELMAS: ÇALIŞMALARIMIZ SÜRÜYOR

Türkiye’de hospis sistemi yok ancak Türk Kanser Derneği’nin bir girişimi var. Derneğin Genel Sekreteri Atilla Karaelmas: “Çalışmalarımız devam ediyor, Sağlık Bakanlığı ve uluslararası yatırımcılarla görüşüyoruz. Cumhurbaşkanlığından da randevu aldık, projeyi sunacağız. Prosedürü aşıp en kısa sürede bu sistemi Türkiye’ye getirmek istiyoruz.”

Türk Kanser Derneği’nin projesinin bir an önce hayata geçirilmesi önemli. Çünkü sadece kanser hastaları değil, evde veya hastanelerde bakımı mümkün olmayan binlerce hasta, maalesef ömürlerinin son günlerinde insanca ve özenli bakımdan mahrum bırakılıyor. Tıbbi bakım yetersizliğinin yanı sıra birçok hasta son anlarını huzuru değil, “sevgisizliği” hissederek yaşamak zorunda kalıyor.

Ebru Tontaş'ın çalıştığı hospis kliniğinde bir hasta odası.
Ebru Tontaş'ın çalıştığı hospis kliniğinde bir hasta odası.

Ebru Sitare Tontaş da bu noktaya değiniyor ve sözlerini, “İnanın; sevdiklerinin son günlerini güzel ve mutlu geçirmelerine yardımcı olduğumuz için o kadar çok insan bize minnet ve teşekkürle geliyor ki… Hatta bir kısmı bu duyguyu yaşadıktan sonra gönüllü hospis olmaya karar veriyor. O yüzden umarım bu sistem Türkiye’de de uygulanır” temennisiyle tamamlıyor.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...