Florida’ya hiç gitmemiş biriyseniz, düşünün... Aklınıza neler geliyor? Güneş, deniz, üstü açık arabalar, üstsüz güneşlenenler... Aslında hiçbir şey göründüğü ya da hayal edildiği gibi değil. Bu bir noktada işime geliyor. Çünkü özendiğim, yerinde olmak istediğim hayatların içi havayla dolu bir balon gibi zaman zaman patladığını, zaman zaman elden kaçıp uzaklara uçtuğunu görmek beni o hayatlara yaklaştırıyor. Bu çocukça bir duygu. Çocukluğumu kaybetmemek için verdiğim çabanın bir ürünü. Bu hikayede de bir çocuk var. Hiçbir hayatı taklit etmeden, sadece kendi benliğiyle dimdik varolabilen...

6 yaşındaki halimi hatırlıyorum Moone’yi izlerken... Koca ev bana kalırdı. O büyük dünyada tek başıma özgürce koşmak varken, ben masa altında oynardım bütün oyunlarımı. Moone içinse kaldıkları motel ve civarı tam bir keşif alanı... Hiçbir oyuncağa ihtiyaç duymadan, merdivenlerin, terk edimiş evlerin, fakir kaldırımların, ağaçların, su birikintilerinin, gölgelerin ve insanların birer oyuncağa dönüştüğü, dünyanın en güzel eğlencesini tertipliyor Moone ve iki arkadaşı. 6 yaşında olmanın dayattığı tek sorumluluk, insanların kafasına tükürmemek. Hep en güzeli en yasak olmak zorunda! Moone bunun farkında. Çok da umrunda(!). Onun, benim çocukluğumdan bir farkı daha var: Annesi dünyanın en asi kadınlarından biri. Belki de küçük kızıyla, bir motelde, kirasını her hafta ödemek zorunda olduğu küçük bir odada, kirli, dağınık, kimsesiz ve hiçbir şeysiz yaşamak zorunda olduğu için öyle. Kaç kişi “her zaman sana ve kızına destek olacağım” sözünü verdi, bilmiyorum. Ama gözlerinden çokça duyduğunu ve hiçbir zaman gerçekleşmediğini anlayabiliyorum. Tüm adaletsizliklere rağmen, hayatımın en güzel yaz tatilini, bir filmde izlemek beni aynı anda derinden incitti hem de mutlu etti. Bu duygu karmaşasında çocuk oyuncu Brooklynn Prince’nin büyük etkisi var. Sean Baker’in renkleri, mekanları ve planları kullanışı ile Prince’nin yaramaz bir meleği andıran performansı, hikayenin etkisini iki katına çıkardı. Hep daha fazlası olduğu için hep daha fazlasını isteyen çocuklara bir meydan okumaydı onun varlığı. Çalışmayı reddeden bir anne, kızının en güvenlikli oyun bahçesidir. Bir kız çocuğu sahibi olmak için önünde uzun yılların var olduğuna inandığım anne rolündeki başarısıyla iyi bir çıkış yakalayacağını düşündüğüm Bria Vinaite 25 yaşında New Yorklu bir oyuncu. Onu bu kadar uzun bir cümleyle anlatıyor oluşum, belki onun 24 saati bir asır gibi yaşamasındandır. Hepimiz için aynı geçen günler, bir kız çocuğu büyütmenin sancısıyla birleşince, her an bir antrenmana dönüşüyor. Hayatta kalmak ve para kazanmak için. Anne kızın kaldığı moteli bir süvari gibi koruyansa, motelin müdürü Boby. Williem Dafoe’nin canlandırdığı karakter, motelin sakinlerinin önünde bir zırh gibi duruyor. Hem onları kurallara uymaya zorluyor hem de dışarıdan gelebilecek bütün tehlikelere karşı koruyor. İyi yürekli ama otoriter bir baba gibi. Hayatının hatalarla örülü olduğunu hissettiğim adam, kendinde ve ailesinde kontrol edemediği her noktayı Moone ve annesi Halley’de birleştiriyor. Ortaya birbirini pek de sevmeyen, mecburiyetten bir arada ola ola birbirine alışan kocaman bir aile fotoğrafı çıkıyor.

Filmdeki bir sahneden: “En sevdiğim ağaç neden bu söyliyim mi?. Çünkü yıkılmış ama hala büyümeye devam ediyor.”
Filmdeki bir sahneden: “En sevdiğim ağaç neden bu söyliyim mi?. Çünkü yıkılmış ama hala büyümeye devam ediyor.”

Çok sevdiğiniz filmleri, çok sevmenize sebep olan şey nedir? Ben filmin sonunu unutamıyorum. Sabah, akşam, gece ve ertesi gün, bir şekilde aklıma ve gözümün önüne geliyor. Bütün şehri bir lunapark olarak gören Moone bir gün, acı bir tecrübeyle, koparıldığında şehrin en kalabalık hayaline kaçıyor. İşte o an, bir kez daha, bir çocuk kadar günahsız olmayı isteyeceksiniz.

Sean Baker'ın yönettiği film, bu Cuma vizyonda. Brooklynn Prince, Willem Dafoe, Bria Vinaite, Aiden Malik, Christopher Rivera, Valeria Cotto, Mela Murder gibi isimleri buluşturan filmde, yaz tatiline giren bir Moone ve annesinin kısacık hayatı anlatılıyor.

THE FLORIDA PROJECT (FLORIDA PROJESİ) FRAGMANI - İZLE