Devlet izin verse, “bir arkadaşı dövüp çıkacaktım” gibi rica cümleleriyle cafelerden giriş yapmayı arzulayabiliriz. Eşimizin bir türlü beğenmediği türlüyü kafasından aşağıya boşalttığımızda karakolluk olmama garantisini temenni edebiliriz. Bu durumun sinemadaki adına yani “Arınma Gecesi”ne hoşgeldiniz.

BİRİNCİ GELENEKSEL “ARINMA GECESİ”

Yıl 2022. Yer tabi ki Amerika. Suç neredeyse yok olmuş, işsizlik en alt seviyede. Sebebi çok açık: Hükümetin yılda bir düzenlediği “Arınma Gecesi”. Her türden suç serbest. 12 saat boyunca ister banka soy, ister komşunu vur, ister sınıf arkadaşının saçını çek. Tabi sonra arkadaşının babası gelip senin babanı öldürebilir. O da serbest. Arınma gecelerinde halkın güvenliğini sağlayan bir şirket çalışanının ve ailesinin başına gelenleri anlatan ilk film oldukça başarılıydı. 2022’ye kadar gelen süreçte mobese kameralarına yansıyan arınma gecelerinin görüntüleriyle başlayan film, son sahnesine kadar gerilimi elden bırakmadı. Çiçekli banliyölerde, güneş alan evlerini karanlık demir perdelerle kapatan mutlu aileler, 12 saat boyunca ölmeyi bekledi. Hükümet hayatı bu kadar kolaylaştırıp, ülkesini bu kadar kalkındırmışken yılda 12 saatliğine ölüm kalım savaşı vermek ne kadar zor olabilirdi? Çok zordu. Hayal etmesi de, izlemesi de. Ethan Hawke ve Lena Headey gibi ünlü oyuncuların kadroda olması seyri biraz daha keyifli hale getirdi. Bu yıl da beyimle evde oturup arınma gecesi görüntülerini izleyeceğiz dediğin gece biri intikam için kapını kırabilirdi. İşte ilk filmde tam da bu oldu.

Serinin ilk filmini James DeMonaco yönetti. Türkiye’de 8 haftada 45 bin 826 kişiye ulaşan 2013 yapımı  film ABD’de 64 milyon doların üzerinde hasılat yaptı.
Serinin ilk filmini James DeMonaco yönetti. Türkiye’de 8 haftada 45 bin 826 kişiye ulaşan 2013 yapımı  film ABD’de 64 milyon doların üzerinde hasılat yaptı.

SERİYE BAĞLANAN FİLMLERİN HAZİN SONU

İlk filmle doyuma ulaşan ruhum ikinci filmin (Arınma Gecesi: Anarşi) haberini alınca seriye bağlanan yapımların hazin sonunu düşünerek ufak çaplı bir tedirginlik yaşadı. James DeMonaco yine yönetmen koltuğundaydı, ne kadar kötü olabilirdi? Bence o kadar kötü olmuştu. Konusu itibariyle kimselere benzemeyen film işlenişi itibariyle çok yavandı. Korunma araçları satan adamlar, evlerini yüksek güvenlikle çevreleyen zenginler, kapılarına çivi çakan orta hallilerle dolu Amerika sokaklarına gece büyük bir sessizlik çöktü. Dışarıda kalan 5 kişi yaşam mücadelesi verdi. Bu arada yoksulların sesi olan, tek gözü korsan bandajıyla sarılı militan grubun lideri Arınma Gecesi’nin zenginlerin işi olduğunu savundu ve bu uğurda birkaç cana da o kıydı. Macera Teksas Katliamı ile Zor Ölüm arasında gitti geldi, gitti geldi. Ortada bir sistem eleştirisi vardı. Kim gerçekten iyi ya da kötü sorusunu sordurttu. Ancak tür gerilimse, insan gerilmek istiyor haliyle. Filmde beni geren yegane unsur Frank Grillo’nun zorlama oyunculuğu oldu.

2014 yapımı “Arınma gecesi : Anarşi” Türkiye’de 80 binin üzerinde bilet sattı. Filmin ABD’de 72 milyon dolara yakın hasılat elde etti.
2014 yapımı “Arınma gecesi : Anarşi” Türkiye’de 80 binin üzerinde bilet sattı. Filmin ABD’de 72 milyon dolara yakın hasılat elde etti.

ARINMA GECESİ DE EVRENSELLEŞTİ

Serinin son filminde (Arınma Gecesi: Seçim Yılı) 15 yıl sonrasına gidiyoruz. Dünyaca delirdiğimizden olsa gerek arınma gecesi enternasyonal bir hal alıyor. Dünyanın dört bir yanından 12 saatliğine suç işlemek isteyen insanlar Amerika’ya geliyor. Gerçekten de “Macera dolu Amerika”! Sokaklar karışık, maskeler çeşitlenmiş, siyasilerin hala dokunulmazlığı var. İş büyüyor yani. Sonra bir kadın senatör çıkıyor ve “Arınma Gecesi”ne hayır diyor. Haliyle bütün silahlar senatöre dönüyor. Senatöre Lost’tan hatırlayacağımız Elizabeth Mitchell hayat veriyor. Bir türlü ısınamadığım Frank Grillo senatörün koruması rolünde.

Kovalamacanın hız kesmediği film gerilimden maceraya dönüşüyor. İlk film kadar iyi olmasa da ikinci film kadar da sıkıcı değil. Sinemaya senaryo yazarı olarak adım atan, serinin senaryolarını da kalema alan James DeMonaco tabi ki bu kez de yönetmen koltuğunu kimseye kaptırmıyor. Brooklyn sokaklarında yetişen DeMonaco ilk filmde sistemi eleştirdi, ikinci filmde hikayeyi azınlıkların üzerinden anlattı, üçüncü filmdeyse olayı evrenselleştirdi. Terör dediğimiz olgunun özetini yaptı yani.

Şimdi hayal edelim: Yılda bir kez 12 saatliğine her türlü suçu işlemek serbest. Sadece siyasiler dokunulmaz. Evine saklananlardan mı, sokağa dökülenlerden mi olurdunuz? İşte Amerikan sinemasının dimağımıza oynadığı küçük oyunlarından biri. İyi seyirler!