İREM GÖKBUDAK
İREM GÖKBUDAK

Şimdiye kadar, son çıkan albümü Dameronia With Strings ile birlikte birbirinden güzel 3 albüm çıkaran Ferit Odman, ilk abümü “Nommo”yu ABD’deki öğrencilik döneminde, henüz 24 yaşındayken kaydeden, 2011’de “Autumn in New York” albümünü çıkaran Odman’ın son albümü analog olarak kaydedilen ve diğerlerine göre yaylıların ağırlıkta olduğu “Dameronia With Strings.” 

Odman “Bizim Cazcılar” programında bu albümlerinden “Mr. AT”, “Alter Ego”, “On a Misty Night” ve “You’re a Joy” parçalarını seçti. 

ZİLLERİN PARILTISI VE DAVULUN BÜYÜSÜ

“Müzik yolculuğum anne karnında başladı diyebilirim. Caz müzik seven, sürekli caz plakları dinlenen bir evde büyüdüm. Böyle bir evde büyüyüp hiç bir enstrüman çalmayabilirsiniz de, mesela benim ailemde de benden başka müzisyen yok. Çocukken ellerim hiç durmuyordu. Sürekli dizlerime, tabaklara çanaklara vuran bir çocuk olarak yine ailemin öngörüsü ve desteğiyle davula başlamış bulundum, yaklaşık 10 11 yaşlarında... Bir de zillere her zaman bir ilgim vardı. Sahnedeki zillerin parıltısı ve görüntüsü beni her zaman çok etkilemiştir. Yani bence 10-11 yaşındaki her çocuk için davulun büyüsü geçerlidir. Ama davulu profesyonelliğe dönüştürdüğüm için şükrediyorum.

Ferit Odman
Ferit Odman

Küçük yaşta bu işe başlayınca, bu işle ilgili insanların çevresinde oluyorsunuz sürekli. Bir anda okul orkestrasının davulcusu oldum. Bütün arkadaşlarım artık müzisyenler ve müzikle alakalı insanlar olmaya başladı.

O müzisyen insanların içine girince zaten olay bitiyor. Müzik kanıma girmişti çoktan ama bahsettiğim bu dönemde yani ortaokul ve lise döneminde Milliyet Liseler Arası Müzik yarışmaları vardı. Bütün yıl Bursa Anadolu Lisesi olarak işimiz o yarışmaya hazırlanmakla geçiyordu. Benim davul çaldığım dönemde, bir Türkiye birinciliğimiz, iki Türkiye ikinciliğimiz, bir tane de Türkiye üçüncülüğümüz oldu... Gerçekten beni o ortaokul ve lise döneminde hayata bağlayan ve de hayata tutunmamı sağlayan şey davul ve müzik oldu.

İSVEÇ ASKERİ BANDOSU’NDA ÇALDIM

“Annemin de zamanında gittiği, American Field Service öğrenci değişim programıyla İsveç’e gittim. 17 yaşımdan 18 yaşıma kadar orada geçirdim. Bir ailenin yanında kaldım. 8 bin kişilik bir kasabada yaşadım ve müthiş bir müzik bölümünde okudum. Hem hocalarımla çalmaya başladım, hem de okulun Big Band’ine seçildim. Bir de İsveç Askeri Bandosu’nda klasik trompet çaldım. O sene benim için en müzik dolu ve hayatımda profesyonel olarak müzisyen olduğuma karar verdiğim sene oldu. Bahsettiğim yıllar 1999-2000.

ABD’DE 4 ÜZERİNDEN 4’LE MEZUN OLDUM

“İsveç dönüşü İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde çok iyi bir bölüm açılmıştı. Aydın Esen’in kurduğu, içinde Can Kozlu ve Cengiz Baysal’ın çok iyi davulcuların bulunduğu, Ricky Ford gibi Amerika’dan gelen çok iyi hocaların olduğu bir bölüm vardı. Ben tam burs kazandım. Aslında amacım yurtdışında okumaktı. Ama bu tam bursu kazanıp İstanbul’da olması nedeniyle burayı tercih ettim. Yine bu dönemde Nardis Jazz Club açılmıştı. Resmen okulda öğrendiğimizi kulüpte pekiştirdiğimiz, müthiş, cazla dolu 4 senemiz geçti orada. Sonrasında yüksek lisans için ABD’ye gittim. Başarıyla bitirirek Türkiye’ye döndüm. Evet başarıyla, hatta Kerem Görsev konserlerde anlatır, “4 üzerinden 3.99 değil, 4 ile bitirdi bölümü” diye. Şimdi buradaki her caz sahnesinde kim varsa çalıyorum. Her yerde karşınıza çıkabilirim.

CAZA YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN

“Caza yeni başlayanların bir kere master’ların hepsini dinlemesi lazım. Yani Charlie Parker’dan Miles Davis’e Bill Evans’ten John Coltrane’e... Bu adamları gerçekten çok çok iyi özümseyip, çok iyi anlamak gerekiyor. Çünkü bu işin kitabını, alfabesini yazanlar. Spesifik olarak davulcu konuşuyorsak da Roy Haynes, Art Blakey gibi adamları gerçekten iyi analiz etmek gerekiyor. Bence en önemli şey dinlemek, sonra çok doğru bir eğitim ve de bu eğitimi alırken olan güzel tanışıklıklarla güzel gruplar kurup, her zaman güzel bir şeyler üretmeye yönelik bir hayat en önemlisi.

CAZCILARIN DEĞİŞİK BİR PROFİLİ VAR

“Caz müzisyenleri hayatla biraz daha barışık ve daha pozitif, diğer müzisyenler gibi üretmeye odaklı insanlar. Ama gördüğüm kadarıyla güzel yemeyi içmeyi seven, genelde kurt köpeği seven mesela (benim gibi diyerek gülüyor). Hayatın güzellikleriyle ilgilenen insanlar. Çünkü caz armonisi ve cazdaki melodiler çok besleyici. Nasıl söyleyeyim bilemedim ama, caz müzisyenlerinin gerçekten değişik bir profili var. Ve caz, içine girmesi zor bir dünya çoğu insan için. Ancak girdikleri zaman da çıkamayacakları bir dünya...”