Müzik hayatına 12 yaşındayken aldığı piyano dersleriyle başlayan Çağrı Sertel, lise yıllarında kendi müziklerini yazmaya başladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde okurken Aydın Esen, Ricky Ford, Donovan Mixon, Cengiz Baysal, Can Kozlu ve Selen Gülün gibi isimlerle çalıştı. Piyanist, aranjör, besteci ve prodüktör Çağrı Sertel; yurt içi ve yurt dışında müzik hayatını sürdürüyor.

Newborn albümünün ardından çok fazla projede yer alan Sertel’in tını olarak modern ve progresif çizgisinin yanı sıra etnik müzik öğelerini de içinde barındıran son albümü “Instant” geçtiğimiz Nisan ayında çıktı. Albüm, 2016 yılında yaşanmış bütün kayıplara, üzüntülere, umutlara, ve mutluluklara ithaf ediliyor. Ayrıca etnik öğeleri içinde barındırması sebebiyle, cazı, Türk halkı ile tanıştırma ve sevdirme amacı taşıyor. Albümde, Piyano, Fender Rhodes, Elektronikler’de Çağrı Sertel; gitarda Sarp Maden; viyolonselde Çağ Erçağ; saksafonda Engin Recepoğulları; kontrbasta Volkan Hürsever; davulda ise Volkan Öktem var.

Şimdi, Çağrı Sertel’in müzik yolculuğuna çıkalım...

“HER ŞEY OYUNLA BAŞLADI”

12 yaşımdaydım, evde oyuncak bir klavye vardı; müziğe, kendi kendime onunla uğraşarak başladım. Kendi kendime tamamen duyuma dayalı olarak evde dinlediğim parçaları kulaktan ritimleyip çalıyordum. Bu kulağımı çok geliştirdi. Bilinçli yaptığım bir şey değildi, müzik benim tek eğlencemdi. İlk olarak durumu kuzenim farketti; o dönemde bir yıllığına İstanbul’da bizde kalmıştı. Ailemle konuştu, muhakkak ders aldırın bir yere götürün dedi. Böylece derslere başladık.

“SEZEN AKSU, LEVENT LÜKSEL, NÜKHET DURU...”

O dönemde evde çalan müzikler Türkçe Pop parçalarıydı. Sezen Aksu, Levent Yüksel, Nükhet Duru gibi isimler vardı. Çokta sevdiğim isimlerdi, hala da severim. Sürekli onları dinliyor, müziklerini taklit ediyordum.

“UĞRAŞMA BÖYLE ŞEYLERLE (!)”

Orta okula kadar Tuzla’da büyüdüm, sonrasında Güzel Sanatlar Lisesi’ne girdim. Orada bir arkadaş çevrem oluştu. Hayatıma aynı dili konuştuğum insanlar girdi. Güzel yıllardı, müzik yazmaya o dönemde başladım. Okulda bununla ilgili herhangi bir ders yoktu, biraz kızılıyodu neden uğraşıyorsun böyle şeyerle diye... Ama müziğe başlama hikayem gibi, iyiki yapmışım, iyiki yine kimseyi dinlememişim... Kendi kendime kendi isteğimle başladığım iş, benim için vazgeçilmez bir şey oldu, onsuz olamaz bir hal aldım.

“O ZEHRİ ALDIN MI, KURTULUŞUN YOK”

Lise son gibi Bill Evans dinlemeye başladım. Hoşuma gitti ve o dönemin müziklerini dinlemeye başladım sonra daha modern müzikleri de çok dinledim. O zehri alınca, o caz zehrini alınca dedim ki, ben bu müziği yapsam mutlu olacağım. Ve dinlediklerimden etkilenerek müzikler yazmaya başladım. Etkilenim çok önemli bir şey, onu harmanlamak daha önemli. Sizi mutlu eden müzik olduğu zaman onun gibi bir şey yaratmayı siz de istiyorsunuz. Ve bir süre sonra kendi diliniz oluşuyor.

“TAKINTI MI NEY”

Piyano dışında bir dönem ney çaldım. Çok meraklıydım, çokta dinlerdim. “Yansımalar” çok dinlerdim mesela ve ney benim için bir takıntı haline geldi. Bir dönem ney dersleri aldım. Hatta hala bazen üflüyorum, çok sevdiğim bir müzik aleti. Ama davul çalmak da isterdim...

“TELVİN’DE ÇALAN CAZCI”

Genelde diğer türlerden Rock ağırlıklı dinliyorum ama Halk Müziğini de çok seviyorum. Hatta bir dönem Erkan (Oğur) ağabey ile de Telvin’de beraber çaldık. Türk Sanat Müziğini de ayrı seviyorum. O konu ile ilgili de şöyle bir şansım oldu, Derya ve Dilek Türkan ile beraber çalışıyoruz hala ama uzun zamandır konser yapamadık. Türk sanat müziğinden kendimize göre biraz daha modern bir aranjman yaparak çalıyoruz. Biz çalınca bi noktada daha modern tınlıyor.

“BU MÜZİK İÇİN EN UYGUN YER”

Lise son sınıfta benim için en uygun yer Bilgi Üniversitesi dedim ve tam burs alıp Bilgi Üniversitesi’ne girdim. O dönemde Selen Gülün vardı, güzel bi dönemdi. Bizde zaten o son dönem mezunlarıyız. Biz mezun olduktan sonra ne yazık ki performans bölümü kapandı. Beraber müzik yaptık, dersler yapılıyordu. Selen armoni projesi dersi veriyordu, hepimiz güzel müzikler yazmaya çalışıyorduk proje için... Günün sonunda, stüdyoya girip onları çalıyorduk. Çok eğlenceli bir şeydi. Mesela benim ilk albümümdeki bir iki parça orada yazdığım müziklerden armoni projesidir.

“İYİ CEVAP VEREN MÜZİK”

Tür olarak ayırmamaya çalışıyorum müziği... Bu yüzden yaptığım işlerde; aranjmanlarda olsun kendi albümümdeki parçalarda olsun çok yoğun bir caz sesi duyulmayabilir. Rock sesi de duyabilirsin, bazı yerlerde hafif klasik bir ses de duyabilirsin. Tür olarak düşünmüyorum çünkü o zaman kendini kısıtlamış oluyorsun. Belli bir armonik yapıya kendini kilitlemiş oluyorsun. Caz denildiği zaman genelde komplike armoniler ve duyulduğunda “Aa bu çok zor bir iş” denilen şeyler geliyor akla. Böyle bir şey yok, bu senin müzikleri transparan bir şekilde içinden geçirmen ile alakalı. Caz buna gerçekten iyi cevap veren bir müzik.

“YOK BEN ALMAYAYIM CAZ”

Caz ne yazık ki ülkemizde -bu tabiri kullanmak istemiyorum ama- beyaz yakalıların etkisi altında kalan bir müzik olarak tanıtıldı. Zengin insanların, belli bir gelir seviyesine sahip olan insanların dinlediği müzik olarak hani... Bu yüzden de bir çok insan çekimser oldu. Zaten dinlemesi her zaman kolay olmayan bir müzik; çünkü yoğun bir armonik, melodik ve ritmik data barındırıyor içinde. O yüzden de çok kolay olmuyor herkesin içine girmesi, anlaması veya bunu sevmesi. Bir de elit etiketi eklenince insanlar tabi biraz çekimser kalıyor. “Yok ben almayayım caz” kafasına giriyorlar.