Caz bir "delilik" hali

Caz müziğin diğer müzik türlerinden farkı ne? Cazcılar, diğer müzisyenlerden farklı mı? "Bizim Cazcılar"dan Emin Fındıkoğlu ile caz yolculuğu...

NTV Haber 01.08.2016 - 12:13

Caz bir "delilik" hali
İREM GÖKBUDAK, NTVRADYO Editörü
İREM GÖKBUDAK, NTVRADYO Editörü

“Yani bir delilik mi diyeyim, bir kaçıklık mı öyle bir şey. Caz çalanda olması gereken de böyle vasıflar. Dolayısıyla yaşam tarzı da diğer müzik türlerinde çalanlar gibi olmaz, olmamalı. Bazen ikisinin arasında gezinen arkadaşlarımız var. O da güzel oluyor ama, ben bir cazcının tamamen anarşik bir biçimde olaya bakmasına ve kurulu düzene ters gitmesi gerektiğine inanıyorum. “ 

Bu sözler, Türkiye'nin önde gelen caz sanatçılarından Emin Fıdıkoğlu'na ait. NTVRadyo'nun "Bizim Cazcılar" programında, caz müziğini ve müzisyenini böyle tanımladı. Bu söyleşi “Emin Fındıkoğlu’nun Caz Yolculuğu” ama aslında benim de caz yolculuğum... Benim yolculuğum yaklaşık 3 ay önce, NTV Radyo'da “Bizim Cazcılar” programını yapmam istenince başladı.  

Türkiye'de caz müziğini en iyi bilenlerden Hülya Tunçağ, Sevin Okyay ve Hakan Rauf Tüfekçi'nin program yaptığı NTVRADYO yeni ve farklı bir program yapacaktı. 
"Bizim Cazcılar" yani, Türkiye'de bu müziği geçmişten bugüne yapan tüm sanatçıların caz yolculuğunu radyoya taşıyacaktık. Yaşayanlara kendi yolculuklarını soracak, kaybettiklerimizi ise onları en iyi bilenlere anlattıracaktık. Hem caz müziyenlerine selam yollayacak, hem de caz müziği bilmeyenlere, merak edenlere pencere açacaktık. 
 
Hülya Tunçağ, Sevin Okyay, Hakan Rauf Tüfekçi'ye sıkça danışarak, cazın ABC'sini kavramaya çalıştım, okudum, dinledim. Caz müzisyenleri listesi çıkardık, sorular hazırladık, programın çatısını oluşturduk. Ve işte aşağıda okuyacağınız Bizim Cazcılar'dan Emin Fındıkoğlu bölümünün deşifresi. 

BİR TEMEL FIKRASI 

Emin Fındıkoğlu'nun caz dünyasında "yaşayan bir efsane, çılgın, havalı" diye konuşulduğunu, hatta "dikkatli olmam" uyarıları aldığımı, bu yüzden söyleşi öncesi ve sırasında çok heyecanlandığımı, korktuğumu söylemeliyim. Ama konuşmaya başladığı andan itibaren Emin Fındıkoğlu'nu çok sevdiğimi, onun da beni sevdiğini hissettiğimi eklemeliyim. Öyle ki, beni rahatlatmak için, (Karadenizli olduğumu öğrenince) bir Temel fıkrası bile anlattı.  
 
Temel bir konserden bilet almış, girmiş içeri. Sahneye bir piyanist çıkmış, resital verecek. Tipinde bir lazlık var ama, isimden Amerikalı. Şüphelenmiş tabii Temel. Konser bitince, gitmiş piyanistin yanına, hemşerim nasılsın demiş. Piyanist şaşırmış haliyle ve sormuş, nasıl anladın benim laz olduğumu? Temel yanıtlamış; Çünkü diğer piyanistler iskemlesini piyanoya doğru çekti, sen piyanoyu kendine çektin... 
 
Sonrasında ben onun caz yolculuğunu büyülenerek dinledim. NTVRADYO'da bu programı dinleyin elbette, (kaçıranlar Web sitemizdeki podcast sayfasından dinleyebilir) ama bir kez de okumanızı öneririm. 
Programda onun seçtiği Nina Simone’den “Just in Time” veya “Wait Until Fall, Beth Trollan’dan “l Thought about you”, Teri Thornton’dan “Salty Mama” ya da “Nature Boy” şarkılarını çaldık, okurken bu şarkıları da dinlemenizi öneririm. Ben o şarkılara Emin Fındıkoğlu’nun eşlik ettiğine tanık olduğum için şanslıyım.  

Buyurun Emin Fındıkoğlu'nun caz yolculuğu, "delilik, kaçıklık, kurulu düzene anarşik bir karşı çıkış" dediği caz müziğine bakışı... 

Emin Fındıkoğlu
Emin Fındıkoğlu

Caz müzikle nasıl tanıştınız Emin Bey, kaç yaşlarındaydınız, caz yolculuğunuzu anlatır mısınız? 

Müziğe 16 yaşımda Saint Joseph Lisesi’nin klasik müziğin hafif parçalarını çalan bir orkestrası vardı, orada başladım.  Orada başlamamın sebebi, bir arkadaşın cazçalmasıydı. Çok hoşlanmıştım, çünkü daha önce duymamıştım. “Ne bu?” dedim. “Caz" dedi. Ben de nasıl buna katılabilirim, dedim. Katılmak için her şeyden önce bir enstrüman çalman lazım, dedi. E nasıl çalacağım? Sizin okulda zaten enstrümanlar var, dedi. Onlardan birini çalmayı öğren ve çal, dedi. Öyle oldu yani. Nefesli bir enstrüman çalarak jazz müziğe adımımı attım. Caz müzik dinlemeye başladım. Sonra da cazcılarla tanıştım. 

ARİF MARDİN, TÜRKİYE'DE DERS  VERMEYE BAŞLADI, BİR TEK BEN GİTTİM 

Peki, caz müzikte ilerleme kararını nasıl verdiniz? Biraz daha detaylandırır mısınız bu serüveni? 
 
Bu müziğe kafayı taktıktan sonra disiplinli çalışmaya başladım. Lisede okuyordum ve o zamana kadar çok iyi giden derslerim artık biraz kötüleşmeye başladı. Çünkü zaman ayırmıyordum. Neyse şu veya bu şekilde bitirdim liseyi. Çünkü öğleden sonra kaçıp konservatuara gidiyordum. Bu arada Cüneyt Sermet’ten bir şeyler öğrenmeye başladım. İyi müzik-kötü müzik, müzik nasıl ayırt edilir filan böyle şeyler. Ondan sonra da Arif Mardin, Amerika’dan geldiğinde 1959 yılıydı bu, bütün 1959 yılı boyunca her hafta bana ders verdi. Aslında bu ders bütün Türk müzisyenlerine açıktı, ama kimse gelmedi. Ben her derse gittim. 52 hafta içinde 2 defa iptal etti, işim var, diye. Kimse gelmeyince özel ders gibi oldu. Çok da iyi oldu. Ondan sonra Arif Mardin, Amerika’ya döndü ve bana bir burs aldı. Askerliği bitirip hemen Amerika’ya gittim.  
 
Türkiye’de caz müzik yapmak diğer müzik türlerine göre daha çok çaba gerektiriyor, özellikle o yıllarda gereken önem verilmiyor bu türe... Amerika’da kalmak, orada devam etmek istemediniz mi? 
 
Gittiğim gün okulun müdürü odasına çağırdı beni. “Buraya gelenler hep burayı basamak olarak kullanıyor, burada kalıyor. Fakat bizim amacımız o değil, bunu peşinen söyleyeyim. Bizim amacımız, buraya gelenlerin öğrendiklerini kendi ülkelerine dönerek başkalarına öğretmeleri. Ama sen yine de işlerini yoluna koyarak kalabilirsin, karar senin” dedi. Ben bu müdürün -ki okulun kurucusu ve sahibiydi- sözlerini hiç unutmadım ve bitirince dönmeye karar verdim. Zaten dönmeye kararlıydım. 1966 yılının son 1-2 gününde geldim. Yani 1967 diyelim. 1967’nin ilkbaharında 13 kişilik “Big Band”i kurdum. Bu Big Band’in yıldızı bas gitar çalan Onno Tunç’tu. Her şey onun etrafında dönüyordu. Sonra kendisi öğrencim de oldu filan; aranjörlük konusunda. 20 yıl sonra şimdi tekrar bir Big Band kurdum. 20 yıl sonra, bu defa çok çok daha iyi, iki tanesi 40- 50’li yaşlarda olan, ama daha çok 25-30’lu yaşlarda müzisyenlerle bir orkestra kurdum. Stüdyoya girip 8 parça kaydettik bile. Bu yılın sonlarında piyasaya çıkacak. 

BODRUM'DA YAZLARI CAZ AKŞAMLARI VE BİLSAK JAZZ CENTER GÜNLERİ 

Son dönemde uzun bir süre Bodrum’da yaşadınız. Müzikten değil de müzik camiasından uzak kaldınız gibi. Neden?                                                                                    

1980 yazından başlayarak Bodrum’da çalmaya başlamıştım. 4 uzun yaz... Ve bütün yaz boyunca her gece çaldım. Daha sonra hep değilse bile zaman zaman çaldığım yazlar oldu. Bu 80’li yazlarda ben o kadar uzun süre Bodrum’da kalmış, Bodrum’da gizlenmiş olamam. Çünkü 1984’ten itibaren BİLSAK olayı başladı. BİLSAK Jazz Center. Orayı oluşturduk. Sonra caz festivallerini yaptık 85’den itibaren. Demek ki burada, İstanbul’daydım. 1-2 kış böyle bir takım düzenlemeler yazmam gerekti yoğun bir şekilde. Onları Bodrum’da piyanonun başına oturarak yaptım, 1-2 yıl pek gelmedim buraya. Onun için herkes beni Bodrum’da oturuyor zannediyor. Halbuki öyle bir şey yok. Gidip geliyorum.  

İLK ALBÜMDEN 20 YIL SONRA  GENÇLERLE YAPTIĞIM İKİNCİ ALBÜM ÇIKIYOR 

Neden daha çok albüm çıkarmadınız Emin Bey? İlk albüm ile çıkacak olan ikinci albüm arasında yirmi yıl var. Neden bu kadar beklediniz? 

Benim yetiştiğim yıllarda caz plağı yapmak diye bir şey yoktu. Türkiye'de kimse yapmıyordu. Türk müzisyenleri 1940-1930’larda plak yapmışlar ama ondan sonra sona ermiş. 50, 60 ve 70’li yıllarda böyle bir şey yoktu. 80’lerde de pek yoktu aslında. Caz plakları 90’lı yıllarda yapılmaya başladı. 1996 yılında da ben bir albüm yaptım, tek albümüm o. 3 kişi çaldık. Bazı parçalarda 1 kişi daha katıldı, 4’lü olduk. Bunun üzerinden 20 yıl geçti. Şimdi 20 yıl sonra yeni bir CD yapıyor olmaktan ve üstelik Big Band’den yapıyor olmaktan mutluyum. Big Band’in esprisi şu: Ben aranjör olduğum için, arajmanlarını, düzenlemeleri kendim yapıyorum. Yani marifetimi biraz daha gösteriyorum anlamına geliyor. Çok iyi gençleri topladım, hem benim yazdıklarımı çok güzel çaldılar, hem de çok güzel doğaçlama solo çaldılar. Güzel bir albüm oluyor. 

Albümde size eşlik eden cazcılar kimler? 

Herkes var. Yaşça büyük olan İmer Demirer ve Şenova Ülker var. Bunlar trompetçiler. Bir tane daha var, çok iyi trompetçi bir genç. İşte öteki de saksafoncular Bilgi Üniversitesi’nin tayfası var. Hepsi gençler.  

AVRUPA'DA POP MÜZİK ÇALDIM POP MÜZİK RİTMİK TARAFIMI GELİŞTİRİYOR 

Yıllarca hep şarkıcılarla çalıştınız, yalnızca enstrümantal grupları pek sevmiyorsunuz gibi... 

Türkiye’de 80’lerin başından beri, belki de daha önce şarkıcılarla çalmaya başladım. Şarkıcılara eşlik ettim. Amerika’da olduğum 60’lı yıllarda da ünlü şarkıcıları gider izlerdim. Caz kulüplerine yalnız caz gruplarını dinlemek için değil, aynı zamanda tüm şarkıcıları dinlemek için giderdim. Ayrıca tüm plaklarını da alırdım. O plaklar hala duruyor. 70’lerde benim bir de Avrupa maceram oldu. 3-4 yıl İsveç, Norveç, İsviçre, Fransa oralarda çaldım. Ama caz değil, pop müziği çaldım. Oraların caz çalacak kendi evlatları vardı. Bizim caz yapmamız icap etmiyordu. Ama pop müziği çalmak da güzel bir şey. İnsanın ritmik tarafı gelişiyor. Başka açılardan da bakıyorsunuz olaya. Peki niye şarkıcılara eşlik ettim? Çünkü şarkıcıları seviyorum. Şarkıcıların söylediği şarkıların sözlerini onlar kadar ben de biliyorum. İcabında bazen onlara eşlik ederken buluyorum kendimi, herkes bakıyor tabii. Bu herif niye şarkı söylüyor diye. Dayanamadığım oluyor. Şarkılar, insanlara sadece enstrümantal müziklerden daha çekici geliyor bence. Sözler insanlarla aranızda bir köprü kurmanızı sağlıyor. Bir söz vardı; İnsanlara sesinizle hitap ettiğiniz zaman direkt olarak kalplerine hitap ediyorsunuz. Bence de olay budur yani.  

Şarkıcılık konusunda farklı beğenileriniz de var, değil mi? 

Bu kadar çalışmanın üzerine, tabii şarkıcılık konusunda kendi zevklerim oluştu. Herkesin zevki başka. Bazılarına tuhaf geliyor; ne biçim insanları seviyorsun, nereden buluyorsun böyle tipleri, diyorlar. Olabilir. Mesela benim sevdiğim şarkıcılardan biri İsveçli Josefine Cronholm. Tertemiz bir sesle çok düz söyleyebiliyor bir parçayı. Fakat bir soprano, bir opera şarkıcısı gibi de tam olarak değil, ama bir şey var yani cazcı olduğunu belirten... Rastgele bir insan değil. 

TÜRKİYE'DE ÇOK İYİ SAKSAFONCULAR VAR AMA BENCE EN İYİ CAZCI TUNA ÖTENER 
 
Hem caz sanatçısı, hem de eğitmensiniz. Yeni cazcılarla aranız nasıl? Onlara tavsiyeleriniz ne oluyor? 
 
Yeni cazcılarla yakından ilgilenmek istiyorum, hepsiyle. Bir kere İstanbul’da en aşağı 8-10 tane piyanist var. İsimlerini saymak istemiyorum, herkes biliyor. Gayet iyi saksafoncular var. Şimdi durum bence şu: Benim en sevdiğim arkadaşım Tuna Ötener -ki artık çalmıyor- yeni müzisyenleri dinledikten sonra “Peki bunlar niye bizim gibi çalmıyor?” diyor. Bizler gibi çalmıyorlar. Çünkü kendisi, kendisinden öncekiler gibi çalmış. Ve onları da geçmiş ileri gitmiş. Bakın, bana göre Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi cazcı Tuna Ötener. Tereddütsüz. Kendinden öncekilerle dirsek temasını sürdürmüş çünkü. Kendinden öncekilerden öğrenmiş ve onlarla beraber çalmış. Şimdiki müzisyen arkadaşlar da kendilerinden öncekilerle ne kadar temas halindeler, yoksa onlardan kopup kendi başlarına tamamen böyle geçmişle alakası olmayan bir müzik mi çalıyorlar? Nesiller arasında bağ olmalı. Gelenekten kopulmamalı ancak, birlikte ileriye dönük yenilikler de getirilmeli. Bence bu konuyu böyle özetleyebiliriz.  

Bizim Cazcılar, her pazar 15.10'da NTVRADYO'da yayınlanıyor.
Bizim Cazcılar, her pazar 15.10'da NTVRADYO'da yayınlanıyor.

 CAZ MÜZİK FARKLIDIR,  DELİLİK Mİ, KAÇIKLIK MI ÖYLE BİR ŞEY 

Bir cazcı profili var mıdır? Yoksa cazcıların diğer müzik insanlarından farkı yok mudur? 
 
Kesinlikle vardır. Zaten bir cazcı farklılığı, profili olması lazım. Cazcı adam veya kadın, cazcı gibi yaşamalı. Cazcı gibi yaşam tarzı sürdürmüyorsa bir tuhaflık var demektir. Bir klasik müzisyen gibi yaşamamalı. O başka bir şey, bu başka bir şey. Çünkü müziğin karakteri başka. Birisi gayet yazılı çizili hep aynı şekilde. Tabii biraz da yorumlar getirerek ama aynı şekilde çalınan müzik. Caz ise her seferinde başka çalınan müzik. Yani bir delilik mi diyeyim, bir kaçıklık mı öyle bir şey. Caz çalanda olması gereken de böyle vasıflar. Dolayısıyla yaşam tarzı da diğer müzik türlerinde çalanlar gibi olmaz, olmamalı. Bazen ikisinin arkasında gezinen arkadaşlarımız var. O da güzel oluyor ama, ben bir cazcının tamamen anarşik bir biçimde olaya bakmasına ve kurulu düzene ters gitmesi gerektiğine inanıyorum.  
 
Evli misiniz Emin Bey? Bu tür müzik yapanların bazıları, müzikleriyle evli olduğunu söylüyorlar. Sizin için de öyle mi? 
 
Evet ben de evli değilim. Caz müziği gibi bir şeyle uğraşan insanın böyle istikrarlı bir hayatı olmuyor. Böyle devlete bağlı çalışmak, bir yerde memur olmak gibi falan değil. Hiçbir garantisi olmayan böyle delicesine bir hayat düşünün. Şimdi caz müziğine başlayanlar bundan bir para kazanabilir miyiz gibi hesaplamalar yapıyorlar. Ama bizim zamanımızda bu işlere girerken nasıl ve ne kadar para kazanacağım, diye hiç düşünmezdin. Kafadan dalınırdı. Onun için ben de öyle yaptım. Hiç böyle şeyler düşünmedim. Ondan sonra işte bol seyehat, Avrupa’da yaşamalar, Amerika’da geçen yıllar... Bunların arasında evlenmek gibi bir şey söz konusu olmadı. 

NTVRADYO YAYINLARINI BURADAN CANLI DİNLEYEBİLİRSİNİZ

Sayfa Yükleniyor...