23 Eylül öğleden sonrasında, yağmurlu ve soğuk bir havada bıraktım İstanbul’u. Adana’ya kalkacak uçakta, hop oturup hop kalkacağımı bilerek, beklemeye koyuldum. Yanımdaki arkadaşımdan “Herkes uçaktan korkar, sadece derecesi farklıdır” konulu konuşmasını dinledikten sonra veda ettim çok sevgili şehrime. Adana’ya ilk gelişimdi. Güneşe ateş edilesi bir hava yoktu. Limonata gibiydi hatta. Üç genç arkadaş karşıladı bizi ellerinde festival görevlisi pankartlarıyla. Ben ismim yazar sanıyordum ama o kadar da kişileştirmeye gerek yoktu, bu da doğru bir yöntemdi. O üç genç arkadaş, hevesli, heyecanlı ve yorgundu. Hevesleri sinemadan, heyecanları bir iş başarmış olmaktan, yorgunlukları koca bir festivalin sonuna doğru yaklaştıklarındandı. Otele geldik. Odalar da, yemekler de şahaneydi. Ertesi gün, kapanış töreninden önce şehri keşfedecektim. Ertesi gün oldu, keşif tam 1 saat sürdü. Boğazım ağrıyor, otele gitmek için sabırsızlanıyordum. Şehir bende nezle etkisi yaratmıştı. Bir üşüyor, bir terliyordum. Nem dediler, çukura kurulmuş bu şehir dediler. Yok dedim başka birşey var. Nedenini tören sonunda anlayacaktım.

FESTİVALİN KAPANIŞI VE ÇAKRALARIMIN AÇILIŞI

Çukurova Üniversitesi Kongre Merkezi’ndeki törene birkaç servis aracıyla intikal ettik. Adet üzere bir kırmızı halı bir de üzerinde yürüyen ünlüler vardı. Adana’nın jet sosyetesi de tören için hazırlanmıştı. Herkes halinden memnundu. Ben üşümeye devam ediyordum. Tören sonunda belki yakalayamayız endişesiyle “Albüm” filminin ekibiyle röportaj yapalım dedik. Mehmet Can Mertoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi Cannes’ten yenilikçilik, Saraybosna’dan en iyi film ödüllerini aldı. Fimin başrol oyuncusu Şebnem Bozoklu “Tüm ekip en çok Adana’da heyecanlandık, ülkemizde bir festivalde yarışmak en özeli” açıklamasıyla burnumun direğini sızlattı. Heyecanları en iyi yönetmen, en iyi senaryo ve en iyi sanat yönetimi ödülleriyle karşılığını aldı.

3 SAAT NASIL GEÇTİ?

Önce belediye başkanı ve vali yaptı konuşmalarını. Gecenin sunucuları Ceyda Düvenci ve Cem Davran’ın enerjisi çok yüksekti. Ulusal Öğrenci Filmleri ve Akdeniz Ülkeleri Kısa Film yarışması ödüllerinin ardından Adana konulu senaryo yarışması ödüllerinin dağıtımına geçildi. Üçüncülük ödülü Muzaffer İzgü adına verilecekti. Sahneye çıktı, “Biraz konuşacağım” dedi. “Adana’ya ilk gecekonduyu yapan babamdı. Kıvanç duyuyorum babamla. Hürriyet mahallesinde yaşadık, adı Hürriyet’ti ama polis eksik olmazdı. O tek odalı gecekondumuzda salon, mutfak, yatak odası ve banyo birdi. Annem beni bir leğenin içinde yıkardı.” Hem anlatıyor, hem yaşıyordu. Elleri mimikleri, bir yükselen, bir alçalan sesiyle, hikaye dinler gibiydim. Gerçekti oysaki. Sapına kadar. Sonra bando mızıka doğduğunu anlattı İzgü. Annesi bir 29 Ekim 1933’te karnı burnunda gitmiş fener alayını seyretmeye. Bir süre sonra sancıları tutmuş. Bir polis “Siz bu kalabalıkta zor ilerlersiniz, en iyisi usulca bando mızıkanın arkasına takılın” demiş. Önde bando, arkasında annesi, karnında Muzaffer İzgü, öyle gelmişler eve. 154 kitap, 24 tiyatro oyunu, sinemaya uyarlanan, yurtdışı festivallerde 18 ödül alan “Zıkkımın Kökü” eseri. Nasıl anlatılır ki bunca terin neden döküldüğü? Cevabı da İzgü verdi: Bir yazar doğduğu yere borcu vardır, ben o borcumu ödemeye çalışıyorum.

Adanalı edebiaytçı Muzaffer İzgü, yaptığı konuşmayla seyirciden büyük alkış aldı.
Adanalı edebiaytçı Muzaffer İzgü, yaptığı konuşmayla seyirciden büyük alkış aldı.

YA İÇİNDESİNDİR...

Heyecanlı dakikalara geçmeden önce bir müzik arası verildi. Mikrofon Zuhal Olcay’a, piyano Selim Atakan’a emanetti. 4 şarkılık mini konser “Güller ve Dudaklar”la başladı. Olcay müzikli bir oyunda başrol gibiydi. Siyah elbisesinin içinde çok zarifti. Selim Atakan, cümlelerini parmaklarıyla aktarıyordu. Kısa, öz ve doğaldı herşey. Selim Atakan bestesi “Çember” konserin son şarkısıydı. Olcay karşısında eskilerden bir dostuyla konuşur gibi söyledi söyleyeceğini. Başka söze de gerek yoktu.

Yüksel Aksu imzalı “İftarlık Gazoz” Adana seyirci ödülünü kazandı. Cem Yılmaz yine konukları güldürmeyi başardı.
Yüksel Aksu imzalı “İftarlık Gazoz” Adana seyirci ödülünü kazandı. Cem Yılmaz yine konukları güldürmeyi başardı.

EY GİDİ KOCA DÜNYA

Venedik’in Ufuklar bölümünden jüri ödülüyle dönen Reha Erdem, “Koca Dünya”sıyla en iyi film, Filmyön en iyi yönetmen, en iyi görüntü yönetmeni ve umut veren kadın oyuncu ödüllerini topladı. Ne anlatırsa anlatsın, rengi, dokusu, ruhuyla bir fark yaratan Erdem’in ödül alması kaçınılmazdı.

“Babamın Kanatları” müzik, kurgu, yardımcı kadın, yardımcı erkek, en iyi erkek, Siyad en iyi film ve Yılmaz Güney ödüllerini kazandı.
“Babamın Kanatları” müzik, kurgu, yardımcı kadın, yardımcı erkek, en iyi erkek, Siyad en iyi film ve Yılmaz Güney ödüllerini kazandı.

"BABAMIN KANATLARI"

Tam 7 defa sahneye çıktı “Babamın Kanatları” ekibi. Kıvanç Sezer’in ilk uzun metrajlı filmi. Film, daha ilk sahnesinden, hastalanmanın birileri için lüks olduğu, birilerinin sıcak yuvasının inşaatında, birilerinin soğuktan titreyerek, sıcaktan terleyerek çalıştığını, dünyanın bazen çok adaletsiz bir yer olduğunu anlatıyor. Menderes Samancılar, acısını yüzündeki derin çizgilere saklıyor. Bir hesaplaşma anı yaşatıyor izleyene. Kuzey kutbundaki bir evden ne kadar haberdarsak, o kadar haberdarız inşaat işçilerinden. İşte bu acı gerçeği hatırlatıyor film. Menderes Samancılar filmdeki hüznüyle aldı Tarık Akan en iyi erkek oyuncu ödülünü. Çok sevdiği arkadaşı adına verilen ödülü beklemediği söyledi. İçi biraz da olsa rahattı. Çünkü, Tarık Akan’ın takdir edeceği bir rolü üstlenmişti. Böyle bir borcu olduğunu düşünüyordu dostuna. İşte böylesine ince ruhluydu Samancılar...

"İFTARLIK GAZOZ"

Adana seyirci ödülünü alan “İftarlık Gazoz” ekibi sahneye davet edilince, filmde rol alan Cem Yılmaz mikrofona uzandı. “Yalnız benim bir ricam olacak, ben de Babamın Kanatları’nda oynamıştım, ona bir bakılırsa” diye takıldı ve misyonunu yerine getirmiş oldu. Oyuncularını yöre halkından da seçen Yüksel Aksu seyirci ödülünden hoşnuttu. Adana’nın sinemaya kattığı değeri “Edebiyattan Nazım’ı çıkardığınız zaman geriye Çukurova kalır, sinemadan da Adana’yı çıkardığınız zaman hakikaten geriye çok az birşey kalır” cümlesiyle açıkladı.

Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Muzaffer İzgü, Yılmaz Güney, Menderes Samancılar... Adana’nın toprağında doğmuş, suyunu içmiş, ekmeğini yemiş, sarı sıcağının dayanılmazlığını kaleme dökmüş, itilmişliğin filmini çekmiş çok acayip insanlar... İşte o zaman anladım, çukur bir ovaya kurulan, terin ve sıcağın böylesine şiddetli hissedildiği bir şehirde sanat denizin yerini almıştı. O coğrafya delilik ile dahiliğin arasındaki ince çizgide kurulmuştu. Doğduğu ve yaşadığı toprağa borcu olduğunu düşünen ve o topraklarda yaşamanın da bir sanat olduğunun farkına varan çok değerli insanların şehrindeydim. Buydu bünyeme ağır gelen. Sinemacılar ödüllerini evlerine götürdü, bense Adana ile ilgili en büyük dersimi İstanbul’a getirdim. Şu an nekahat dönemindeyim. Birkaç güne kendime geleceğim ve Adana’yı acının olgunlaştırdığı, kimselere söyleyemeden garip bir hayranlık beslediğim, sükunetinden korktuğum biri gibi anacağım.