Müzikle ev ortamında tanıştım. Bizim çocuğun kulağı iyi diye beni TRT Çocuk Korosu’nun seçmelerine götürdüler. Herhangi bir çalışmam, alt yapım yoktu ve haliyle seçilmedim. Eh, orada benim yaşımda çocuklar piyano çalıyordu.Sonuç bu olunca, sanırım “kulağı iyi, sesi kötü” dediler. Daha sonra 10 yaşında yaklaşık iki yıl boyunca Melih Kibar’ın klavye kursuna gittim. Müzikle ilgili çok şey öğrendim. Lise yıllarında da kendi kendime gitar çalmayı öğrendim. Daha sonra müzikle ilgili ciddi anlamda çalışmalarım olmadı.

“DANS HAYATIMIN PARÇASI”

Gerçek anlamda müzikle ilgili çalışmalarım 35 yaşında başladı. Daha çok taze! Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde okudum. Üniversite döneminde ise dansla ilgileniyordum.

10 sene kadar şşli danslar, salon dansları yaptım; profesyonel olarak yarışmalara katıldım.

Ufak bir kaza sonucu bırakmak zorunda kaldım. Dans hala hayatımın parçasıdır.

“O KAPI BİR KEZ AÇILINCA...”

Bu noktaya başka yerlerden evrildim. Hayatımın farklı dönemlerinde çok farklı müzik türleri dinlediğimi görüyorum. 6 yaşlarında Ümit Besen, Ferdi Özbeğen dinliyordum çünkü onları anlıyordum. Sonra anlamıyor olamama rağman Joan Baez dinlediğimi hatırlıyorum. Sonrasında ufak bir rock müzik dönemi... Lisedeyken blues’la tanışmam bu noktaya gelmemi sağladı. Çok sevdim. O kapı bir kez açılınca da çıkamadım.

 “FRANK SİNATRA TAKLİDİ”

Bu caz yolculuğumda en çok Frank Sinatra’dan etkilendim. Sevgili Sibel Köse ile çalışmaya başlamadan önce onu taklit ediyordum. Çalışma açısından bu da önemli bir şeydir. En çok Frank Sinatra’yı taklit ederdim. Onun yorumlarını kullanmayı severdim. Dean Martin ve Sammy Davis’de taklit ettiklerim arasındadır.

“CAZ, BİR HİKAYE ANLATIMIDIR”

Çoğu zaman şunu fark ediyorum; sahnede blues çaldığımız zamanlarda aynı şarkıyı iki kez arka arkaya çalsak aynı şey çıkmayacaktır. Bu diğer müzik dallarında da geçerli ama blues’da çok daha baskın bir şekilde ortaya çıkıyor. Başkasının yazdığı hikayeyi kendi sözlerinizle ifade etme şansınız var. Aynı sözleri kullanıyorsunuz ama kendi yorumunuzu katıyorsunuz. Caz, bence bir hikaye anlatımıdır. Sanki şarkı söylemiyorsun, hikaye anlatıyorsun.

“SEYİRCİNİN GÖZÜ HEP ŞARKICIDA”

Sahnede olmak yani şarkı söylüyor olmak, danstan daha heyecan verici bir şey. Çünkü dansta tek başınıza değilsiniz; eşiniz var. Hatta çevrenizde başka çiftler de var. Fakat burada öyle değil. Konserde odak oluyorsun. Seyircilerin gözü hep senin üstünde oluyor.

“AYAKLARIM YERE BASMIYOR!”

Albüm çalışmalarım var. Yakında bir albüm çıkacak. Onun dışında Türkiye’deki çeşitli club’lerde çıkıyorum. İdealist projeleri seviyorum. Türkçe şarkı söyledim ama birkaç kere. Çaldığım mekanda özel bir talep geldiğinde... Türkçe sözlü müzik pek dinlemediğim için söylemek de bir garip geliyor. Çok tercih etmiyorum. Çünkü insan dinlediği şeyi daha iyi yorumluyor. Türkçe şarkıları yorumlarken ayaklarım yere basmıyor gibi... Ama çok güzel çalışmalar var. Hatta halk müziğini caz müziğe uyarlayan arkadaşlarımız var. Sadece ben kendime yakıştırmıyorum.

PROGRAMIN TAMAMINI DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN