1999 yılında kurulan Gripin, şimdiki kadrosunu nasıl oluşturdu, grubun üyeleri birbirini nasıl buldu; Gripin’in müzik anlayışı, rockla ilişkisi ve daha fazlasını okuyacaksınız.  

“MÜZİKLE TANIŞMA”

Arda: Küçüklüğümde enstrümanlara ilgim vardı. Aslında hep davul çalmak istiyordum ama parçaları çok, taşıyamazsın boş ver dediler. Bir dönem de gitar çalmak istedim. 11 yaşındayken bir arkadaşımın babasının arabasında Deep Purple dinleyince klavye çalmaya karar verdim. Profesyonel yüzücüydüm. Milli takımla Almanya’ya gitmiştik. Yarışlar bitti ve arkadaşlarım kazandıkları parayla oyuncaklar alırken ben elime geçen paranın tek kuruşuna bile dokunmadım. Türkiye’ye dönünce org aldım ve kendi kendime çalışmaya başladım. Sonra okulda gruplar başladı ve müzik hayatına girmiş oldum.

İlker: Okulda hadi bir grup kuralım dedik. Kimsenin ne çalacağı belli değildi. Muhabbetler sırasında sen şunu çal, sen bunu çal şeklinde enstrümanları belirledik. Grup görevi olarak da davul bana kaldı. Şimdi gitaristin gitarı var, herkesin enstrümanı var. Davulcunun davulu yok. Bu problemi nasıl çözeceğiz diye düşünürken benim dönemim aralarında para toplayıp bana bir davul aldılar. Müthiş bir şeydi bu! 

“KARTONDAN GİTAR MI OLUR?”

Murat: Bir gün evde –herhalde boş vaktim çoktu- kartondan bir gitar yaptım. Babam “oğlum ne yapıyorsun?” dedi. Gitar yapıyorum işte gibi bir yanıt verdim. “Kartondan gitar mı olur, gel alalım. Uğraşma!” dedi ve gitar hayatıma girmiş oldu. Sonra okulda gruplar falan derken müziğin içine girmiş oldum...

“APARTMANIN ARKA BAHÇESİNDE VERİLEN İLK KONSER”

Birol: Arda ile komşuyduk. Bir arkadaşımız daha vardı. Onlarla beraber bir oda içerisinde, herkes bulduğunu ya da yeteneği olan enstrümanı kapınca bana da şarkı söylemek kaldı. “Sende söyle bari, güzel olur” dediler... O zamanki stüdyo şartlarında şarkıcının sesi pek duyulmazdı. Yavaş yavaş uzun yola başladım. Hatta ilk konserimizi apartmanın arka bahçesinde verdik. Bir lise grubu kurduk. Lise festivalleri ve yarışmalar. Üniversitede de bu böyle devam etti. Aynı grupla şenliklere, festivallere katıldık. Ondan sonra bir küçük ara ve Gripin’in kurulması... Ancak ilk başladığımız yıl bu arkadaşlar (İlker, Arda ve Murat) yoktular.

Daha ismi olmayan bir grupken, Taksim’de bir mekandan teklif geldi. O sahneye çıkabilmek için isim bulmamız gerekiyordu. Bir sürü isimler ortaya atılıyordu. Bir arkadaşım da “bizim şarkılarımız çok hüzünlü, Gripin olsun” dedi. Biz de kabul ettik. Bugünleri düşünerek değil, tamamen tesadüf eseri aldığımız bir karardı. Çok tembel olduğumuz için de bir daha değiştirmedik bu ismi.

“GRİPİN DOĞUYOR”

Birol: Gripin yaklaşık bir yıl kadar başka kadrosuyla vardı. Bir yıl sonunda –bence olması gereken- Gripin’in hayat çizgisini belirleyen olaylar ve tesadüflerle bu üretici ve gerçekten Gripin olan kadrosuna kavuştu. Ondan öncesinin ismi Gripin olabilir ama aslında bu kadroyla Gripin olduk. Bu arada hepimizin farklı meslekleri de var. Farklı dallara yönlendirildik. Okulları bitirdik. Kimimiz mimar kimimiz mühendis oldu. Başka işler de yaptık. Çünkü yüz grup varsa bir tanesi bir yerlere gelebiliyor. Grup müziği kolay bir iş değil.

“ASIL KADRO BİRBİRİNİ NASIL BULDU?”

Birol: Kurulduktan bir süre sonra tanıdığımız biri Taksim’de bar açmıştı. “Bu Cumartesi çalar mısınız?” diye sordu. “Çalarız” dedik ve çaldık. Ardından “her Cumartesi çalar mısınız?” diye sordular. “Tamam!” dedik. Birinci yılımızda bir konser akşamı gitarist olan arkadaşımız konsere birkaç saat kala “bugün kız arkadaşımın doğum günü, bu akşam ben çalamam” dedi. Haliyle “sen bugün çalamazsan bir daha hiç çalamazsın” dedik. Davulcumuz da öyle saçma şey mi olur diyerek bıraktı. İkna da edemedik. Ne yapacağız şimdi diye kara kara düşünürken aklımıza Murat geldi. Hem konserlerimizi izliyordu hem de gruptan Enver’in arkadaşıydı. İyi kötü o geceyi tamamladık. Ve Murat’ı kazanmış olduk. İlker de aynı mekanda Cuma akşamları çalıyordu. Sonraki Cuma ben kumpası kurdum tabii...

İlker: Kumpası kurdu ve tanıştık Birol’la. Elime birkaç kağıt tutuşturdu. Yaklaşık 40 ya da 50 şarkı vardı. bunları çalıyoruz dedi. Baktım ve bunların hiç birini çalmadım dedim. Bunları çalışmam için bir süreye ihtiyacım var dedim. Birol’da inanılmaz rahat bir tavırla “çalışırsın ya, konser yarın” dedi. Hatasıyla günahıyla o konseri verdik. Hatasıyla derken, çok çok hatayla tabii. Gruba dahil olmuş oldum...

Murat: Beni çağırdıklarında evdeydim. Evim de Taksim’deydi zaten. “Alo! Nee? Gitarist mi yok! Ben gelirim ya!” dedim. Benim de bir grubum vardı o dönem ve repertuvarımız benziyordı. Sonra gittim çaldık. Böylece gruba dahil olmuş oldum.

Arda: Biz Birol’la çocuklumuzdan beri komşuyduk. Klavyecileri o akşamki konsere gelemeyecekmiş. Geçici olarak benim gelmemi istedi. Tamam dedim. 3 gün öncesinden repertuvarın yazılı olduğu kağıtları da getirmişti. Konser günü akşam 5 – 6 gibi aradım Birol’u. “Provayı ne zaman yapıyoruz?” dedim. Birol, “Ne provası?” diye yanıt verdi. Sonra “Doğru, prova, evet...” dedi ve bir saat çalıştık. O konserden sonra İlker kendi grubuna çağırdı beni. Hiç düşünmeden tamam dedim. Ve bir sene sonra Gripin’deydik...

“GRİPİN VE ROCK MÜZİK”

Birol: Bu işe hepimiz öncelikle rock müzik severek, dinleyerek başladık.

Murat: Küçüklüğümüzden beri protest bir ruha sahibiz...

Birol: Önceden çok daha sert bir müzik yapıyorduk, evet. Ama bu toprakları gezdikçe, Anadolu kültürünü tanıdıkça iş biraz başka bir yere doğru gitti. Bir sene sonra unutulacak şarkılar yapmak istemeyiz. Hayatla örtüşsün, bir an geldiğinde o an ile de örtüşsün... Sözlerini, müziğini çok fazla irdeleriz. Şarkılarımızda ağır bir emek var. Sevdiğimiz her şeyi çalıyoruz.

“ROCKÇILARIN HEPSİ KÜPELİ MİDİR?”

Murat: Küpe sanırım eskiden kalan bir alışkanlığım. Rock müziğe ilgi duymaya başladığım zamanlarda sonuçta bazı rol modellerim vardı. Onlara baktığımda yapabildiklerimin bir kısmını yapabildim. Ortaokul yıllarındaydım ve dövme yaptıramazdım. Küpe taktım ama...

İlker: Dönemsel popüler olan şeylerden biri dövme yaptıkmak. Bütün vücudu kaplayan dövmeler özellikle. Ama artık tüm vücudu dövme kaplı birini arabesk müzik dinlerken görebiliryoruz. Buna çok da şaşırmıyoruz. Kültürler çok değişken ve iç içe geçmiş durumda. Müzik türleri de iç içe geçmiş durumda...

“BEN EN ÇOK...”

Birol: Hayatta ne olmasaydı çok eksik olurdu diye sorduğumda kendime, yanıtı sadece Gripin oluyor. Gripin olmasa çok eksik olurdum.

Arda: Açık konuşmak gerekirse buraya kadar çok zor, çok ağır şartlarda gelmedik. Ama çok kolay kaybedebiliriz. Benim için bu hayattaki en önemli şey sanırım müzik ve Gripin’dir.

İlker: Hayatımın çoğunu bu adamlarla geçiriyorum. Burada kardeşlerim yanımda ama bir kızım var, adı Venüs. O hayatıma ekstra bir anlam kattı. Bunu sadece mutlulukla da tarif edemem, inanılmaz bir şey...

Murat: Dönüp baktığımda, en güzel zamanlarım, en güzel anılarım hep Gripin çerçevesinde... Bu yüzden benim için de en önemli şey Arda’nın söylediği gibi müzik ve Gripin...

PROGRAMI DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN