OLMAYINCA OLMUYOR..
“FANTASTİK DÖRTLÜ”

Ünlü Marvel macerasının 2005 tarihli beyazperde serüveni, hem gişede hem de seyircinin nazarında pek başarılı olamamıştı, hatırlayacaksınız. Bu kez genç yıldızlarla yenilenen kadrosuyla bir şans daha arıyor. Reed Richards, çocukluğundan beri bilime hevesli, araştırmacı, mucit biridir. Küçükken evinin garajında yaptığı bir deneyde, “ışınlanma makinesi”ni bulur. Bu icadı, hükümetin ilgisini çeker. Reed, Baxter Enstitüsü’ne kabul edilir. Aynı yöntemle Reed ve 3 arkadaşının, özel bir görev için uzaya gönderilmesine karar verilir. Ama işlem sırasında bir hata olur. Dörtlümüz, kaza sonucu doğaüstü yetenekler kazanır. Reed üst seviyede esneklik elde eder. Ben, kayaya dönüşür. Johnny alev topuna dönüşüp uçabilmektedir. Sue ise görünmezlik kazanır. Onlar bu süper güçlerine adapte olmaya çalışırken alternatif evrenden gelen yeni ve tanıdık bir düşmana karşı dünyayı korumak zorunda kalırlar. Yenilenen kadro dedik. “Whiplash”in yıldızı Miles Teller, Reed rolünde. Kadroda Kate Mara, Michael B. Jordan ve Toby Kebbell da var. Yönetmen koltuğunda oturan isim ise “Chronicle” ile övgülere mazhar olan Josh Trank. Ne var ki, dev bütçesi ve genç yıldızlarına rağmen “Fantastik Dörtlü”nün bu macerası da, 10 yıl önceki muadilinin kaderini paylaşacağa benziyor.
(2.5/5)

ETKİLEYİCİ BİR BOKS DRAMASI..
“SON ŞANS”

Hafif ağır siklet boks şampiyonu Billy Hope’un öyküsü bu. Kariyerinin zirvesindedir, ailesiyle mutlu bir hayat sürmektedir. Ama bir olayda öfkesine engel olamayınca trajik bir kaza yaşanır. Kendini alkol ve uyuşturucu batağında bulur. Son olarak kızının velayetinin elinden alınması, kendisini yeniden hayata döndürecek fitili ateşler. Eski bir boksör olan Tick’ten kendisini çalıştırması ve yeniden maçlara hazırlaması için yardım ister. Amacı, kızına yeniden kavuşmaktır. Tick ona hem ringde hem de ruhsal yolculuğunda iyi gelir. Genç bir adamın hayatını geri kazanabilmek için “son şansı”nı nasıl kullandığını anlatan filmin yönetmeni ise, Denzel Washington’a Oscar kazandıran “İlk Gün”den beri yakından takip ettiğimiz sinemacı Antoine Fuqua. Başrolde, fiziksel değişimiyle dikkat çeken Jake Gyllenhaall var. Ona, Rachel McAdams, Naomie Harris, Forest Whitaker ve 50 Cent gibi isimler eşlik etmiş. Senaryo ise, tv fenomeni “Sons of Anarchy”nin yaratıcısı Kurt Sutter’a ait. Bu etkileyici dramayı sakın kaçırmayın, diyoruz.
(4.0/5)

FARKLI BİR AİLE DRAMASI..
“AÇ KALPLER”

New York’ta geçen bir aşk hikayesi gibi başlayan film, gittikçe ABD’li bir eleştirmenin dediği gibi “Roman Polanski-Alfred Hitchcock” ekseninde rahatsız edici bir dramaya dönüşüyor. İlk görüşte aşka inanın ya da inanmayın, Jude ve Mina ilk görüşte birbirlerine aşık oluyor. Hemen evleniyorlar, bir bebekleri oluyor. Sorunların çıkış noktası da burada başlıyor. Anne, yani Mina, çocuğunun paranormal güçleri olduğunu söyleyen bir medyumdan etkileniyor. Modern tıp yerine alternatif tıp’a yöneliyor, çocuğu babasına hiç danışmadan kendi bildiğince büyütmeye çalışıyor. Jude bocalıyor. “Karısının delirdiğini” söyleyen çevresindekilere ilk başta kulak asmıyor ama ev içinde yaşadıkları, giderek bir kabusa dönüşüyor. Venedik Film Festivali’nden 4 ödülle dönen filmin senaristi ve yönetmeni, İtalyan sinemacı Saverio Costanzo. Başrolleri paylaşan Adam Driver ve Alba Rohrwacher’in performansının fazlasıyla övüldüğünü de ekleyelim.
(3.5/5)

YERLİ KOMEDİ DENEMESİ..
“ESKİ SEVGİLİYİ UNUTMANIN 10 YOLU”

Aslında genel olarak, bir şeyi başarmanın 10 yolu varsa, ya da 100 yolu, aslında yolu yok, demektir. 10 yol nedir? Nerede kullanılır? Kim bilir de öğretir? “Unutan iyileşir” deyip geçmektense bu film, ısrarla zorluyor. Kendi düğününden kaçan ve sonradan pişman olan damat Alper’e, eski sevgilisini yeniden elde etmenin 10 yoluna dönüşüyor. Zor tabii. Zehra, düğün günü kaçan bir adamı ne yapsın? Ama Alper pes etmiyor. “Aşk doktoru”nun reçeteye yazdığı o 10 yolu denemeye koyuluyor. Bundan sonrası komiklik mi dersiniz, belaltı mizah mı dersiniz, artık size kalmış, bir dizi garip olayla devam ediyor. Yönetmenliğini Biray Dalkıran’ın yaptığı filmin başrollerinde Atılgan Gümüş, Orçun Kaptan, Serhat Özcan ve Asuman Dabak’ı izleyebilirsiniz.
(2.0/5)

ŞEHİR EFSANESİ GERÇEK ÇIKARSA..
“VAHŞET GEÇİDİ”

Her şeyin bir film olduğunu bilseniz de bazen izlediğiniz şey sizi gerebilir. Sinirinizi bozabilir. Buna gerçekten ihtiyacınız varsa, “Vahşet Geçidi”nin, tüm klişelerine ve çıkmazlarına rağmen ortalama bir korku-gerilim düzeyi tutturmayı başardığını kabul etmemiz gerek.

Klişeleri biraz anlatalım: Maceracı bir grup genç, hakkında bir hayalet tarafından korunduğuna dair şehir efsaneleri bulunan dar bir geçitten geçmeye çalışır. “Lemon Tree Passage” adlı bu dar yolda arabalarıyla seyir halindeyken garip olaylar başlar. Telefonlar çekmez, burunlarından kan gelmeye başlar, dahası parlak bir ışık onları takip etmeye başlar. Tatil yolculukları kabusa dönüşür anlayacağınız. Adını bu mekandan alan video, Youtube’da yayınlanmış ve yüz binlerce kez izlenmişti. Film de, o merakın gazıyla çekilmiş. Yönetmen David Campbell’ın başta da belirttiğimiz gibi belli bir seviyeyi tutturduğu gerilimin başrollerinde Jessica Tovey, Nicholas Gunn ve Pippa Black var.
(3.0/5)

ASLINDA GÜZEL AMA..
“KAPTAN CİNGÖZ”

Doğrusu bu ya, Danimarka yapımı bu animasyon, gayet güzel çizilmiş, renklendirilmiş ve gerçekten de sevimli karakterleri var. Ama uzun metraj söz konusu ise değişmeyen tek bir kural var: senaryon iyi olmalı! Kaptan Cingöz, Kaleby adındaki küçük bir kasabada yaşayan, iyi niyetli ve ama sakar birisi. Sakarlığının zirve yaptığı bir günde, kasabanın simgesi sayılan ünlü balon kaptanı Leopoldus’un heykelini kırar. Kaptan Cingöz, kasaba halkının gazabından kurtulmak için tabanları yağlar. Amacı, gerçek bir balon kaptanı olarak bir gün kasabaya dönmektir. Çocukları hikayesiyle yakalamakta güçlük çekeceğini düşündüğümüz bir film.
(2.5/5)