VİDEO OYUNUNDAN BEYAZPERDEYE..
“HITMAN: AJAN 47”

Video oyunu severlerin, özellikle de FPS denilen, “birincil görüş açısından adam vurarak ilerleme” diye kabaca özetleyebileceğimiz türün sevdalılarının yakından tanıdığı seri, bir kez daha beyazperdeye uyarlanmış. Üst düzey yeteneklere sahip bir tetikçi olan Ajan 47, ensesinde yer alan ünlü barkod dövmesiyle kanlı ve canlı olarak yine karşımızda.

Hatırlarsanız Xavier Gens’in 2007’de çektiği “Hitman” ortalama eleştiriler almıştı. İlginçtir, başroldeki, yani ölüm makinesi Ajan 47 rolündeki isim değişse de senarist değişmemiş. Yine Skip Woods’un yazdığı filmde başrolde bu kez, “Homeland” dizisindeki soğukkanlı CIA tetikçisi rolüyle hatırladığımız Rupert Friend var. Trajik bir kazada ölmeseydi başrol için düşünülen asıl ismin Paul Walker olduğunu da burada not düşelim. Filmde Ajan 47, kendisi gibi üzerinde yıllarca çalışılmış tetikçilerden oluşan bir ordu kurmak isteyen şirkete karşı savaş açıyor. Bu macerada ona, Katia adında genç bir kadın yardım ediyor. Elbette maceranın sonunda adamımızın, geçmişiyle yüzleşmesi de var. Yönetmenliğini Aleksander Bach’ın üstlendiği yapımın oyuncuları arasında Zachary Quinto gibi tanıdık simalar da mevcut. Yine ortalama eleştirilerle yetinen bu aksiyon filmini, başta adı geçen video oyununun sevdalılarına, ardından da sinemada hareketli sahneler görmek isteyenlere tavsiye ediyoruz.
(3.0/5)

ASLINDA FİKİR İYİ..
“PİXELS”

İçinde Adam Sandler’ın geçtiği yapımlar, son yıllarda hep mi başarısız olur, vasat bulunur, gözardı edilir? Üstelik yönetmen de, çocukların da hoşuna gidebilecek masalsı maceralar anlatmasını bilen Chris Columbus. Fikir enteresan dedik, anlatalım: Uzaylılar, 1980’li yılların atari oyunlarının video yayınlarını keşfedip bunları savaş ilanı zanneder. Süper zekalı (!) uzaylılar, dünyaya tam da bu video oyunlarındaki karakterlerin tıpatıp benzerleri şeklinde tasarladıkları makinalarla saldırıya geçerler. “Space Invaders” ve “Galaga”dan tutun “Pac-Man” ve “Donkey Kong”a kadar, aklınıza gelebilecek bütün jeton-canavarı oyun karakterleri, dünyalılara musallat olur. Dünyayı koruması gereken kişi elbette ABD Başkanı’dır. Tutup, video oyunu rekortmenlerinden yardım ister. İlk bakışta gayet eğlencelik görünen bu film, ne yazık ki sinema sanatı açısından “Pac-Man” seviyesinde kalmakla yetinmiş görünüyor.

“Independence Day” parodisi olarak bile izlenebilecek hikaye, ilk 15 dakikadan sonra sıkıcı bir hal alıyor. Oyuncu kadrosunda Adam Sandler, Kevin James, güzeller güzeli Michelle Monaghan, “Game Of Thrones”tan yadigar Sean Bean ve Peter Dinklage ile sıkı durun Brian Cox da var. Bu cümbüşü bir jetonluk da olsa seyretmek istiyor insan. (2.5/5)

AL PACINO’YU İZLEMEK..
“HAYALLERİMDEKİ KADIN”

Al Pacino gibi bir efsanenin de arada sırada vasat filmlerde oynama lüksü vardır. Arada sırada ama. Oysa, “The Humbling”i de eklersek, 75 yaşındaki aktörün son yıllardaki işlerinde artık rutin hale gelen bir düşüş var sanki. Belki de bu algının nedeni, onun yaşlandığını kabul etmek istemememizdir. Belki de hala iyi oynadığını, “hikayedeki yaşlı adam” rollerini bilinçli olarak tercih ettiğini görmeyi reddediyoruzdur. Hayranı olduğumuz oyuncuların yaşlanması, bizim de yaşlandığımızı gösteriyor çünkü. Belki de bu yüzden, gayet eli yüzü düzgün bir performans sergilediği “Hayallerimdeki Kadın” da, ustanın filmografisinde hak ettiği yeri alamayacak.

Filmin orijinaline de ismini veren, hala, hayatının aşkını yitirdiği günlerin hatıralarıyla boğuşan Manglehorn adında yaşlı bir çilingirin öyküsü ilgi çekmeyecek belki de. Aşık olduğu kadın tarafından reddedilişinin üzerinden neredeyse yarım asır geçmişken üstelik. Clara’dır adı.

Mektuplar yazar ona. Naif bir yolculuğa çıkar sonra. Yanında oğlu, kedisi ve yeni bir arkadaş. Amerikan bağımsız sinemasının genç ve yetenekli ismi David Gordon Green’in yönettiği filmin başrolünde Al Pacino’ya, Oscar aldıktan sonra ortadan kaybolan aktrisler listesinin gediklisi Holly Hunter eşlik ediyor. Bu sıcak ve duygusal film, büyük olasılıkla sıkıcı, büyük hikaye anlatmadığı için unutulmaya mecbur bulunacaktır. Ama siz bir şans vermek istersiniz belki.
(3.0/5)

ALBERT CAMUS’NÜN KISA ÖYKÜSÜNDEN…
“İNSANLIKTAN UZAKTA”

Albert Camus denilince duracaksın, filmin senaryosu onun kısa öykülerinden “Misafir”e dayanıyor çünkü. Başrolde Viggo Mortensen oynuyorsa iki kez duracaksın, çünkü aktör oynadığı her karakteri inandırıcı kılabiliyor. 1950’li yılların Cezayir’inde yaşanan bağımsızlık mücadelesinin western estetiğiyle beyazperdeye yansıtıldığını düşünün. Güzel değil mi? Film de güzel. Ufak bir köyde öğretmen olan Daru’nun öyküsünü merkeze alan film, Cezayir’de doğan İspanyol asıllı öğretmenin koloniciler tarafından dışlanmasını anlatıyor. Bu zor zamanda Daru’dan, bir muhalifi askere teslim etmesi isteniyor. Atlas dağlarında macera dolu bir yolculuk başlıyor. David Oelhoffen’in yönettiği filmde Mortensen’e Reda Kaleb ve Djemel Barek eşlik ediyor. Venedik’ten çeşitli ödüllerle dönen filmin müziklerini Nick Cave’in Warren Ellis’le birlikte hazırladığını da söyleyelim. Haftanın kaçırılmaması gereken işlerinden. (4.0/5)

GERGİN İŞLER..
“13 GÜNAH”

İsminde 13 sayısının geçmesinden anlayacağınız üzere bu bir gerilim filmi. Geleceği parlak bir satıcı olan Elliot, borç batağına saplanır. Sevdiği kadınla evlenme hayalleri vardır oysa ki. Para lazımdır. Bir gün tanımadığı birinden bir telefon alır. O telefondan, 13 farklı testten oluşan bir oyuna katılması istenir. Karşılığında milyon dolarlık bir ödül vardır. Başta çok ciddiye almasa da kabul eder. Testin ilk aşamalarını kolayca geçer. Ama işler çirkinleşmeye başlar. İstediği zaman oyunu bırakabileceğini zanneden Elliot, dönüşü olmayan bir yola girdiğini geç de olsa anlar. Gerilim türündeki filmin yönetmeni Daniel Stamm’ın atmosferi kurmada başarılı olduğu konuşuluyor. Başrollerde Mark Webber, Devon Grave, Tom Bower ve Ron ‘Hellboy’ Perlman var. Yapımın aslında 2006 yapımı komedi soslu Tayland filminin yeniden çevrimi olduğunu not düşelim. Dini motiflerle bezenmiş yerli-yabancı gerilimlerden sıkıldıysanız iyi bir seçenek olabilir. Ama beklentiniz fazla yüksek olmasın.
(3.0/5)

BİR LANET NE KADAR BAŞARILI OLABİLİRSE..
“LANET 2”

Yine korku-gerilim türündeki “Lanet 2”, ilk filmden daha iyi eleştiriler almış, ender rastlanan bir devam filmi. Ethan Hawke’un başrolde olduğu ilk filmin devamında yeni karakterler var. Genç bir anne ve 9 yaşındaki ikiz oğulları, taşrada bir eve taşınır. Evde yaşamakta olan kötücül Bughuul, çocuklardan birini kandırır. Tüm aileyi öldürecek ve olanları filme kaydedecektir. Acaba katliamın önüne geçebilecek bir iyicil güç mevcut mudur? Yine korku dolu, gizemli bir ev gerilimi deyip geçebilirdik ama bu kez sağlam bir gerilim atmosferi sözkonusu. Son dönemde benzerine pek rastlanmayan bu başarılı gerilim filminin yönetmen koltuğunda Ciaran Foy oturuyor. Başrollerde Shannyn Sossamon, James Ransone, Nicholas King ve Tate Ellington Caden var. (3.5/5)

MİNİ MİNİ BİR KUŞ KONMUŞTU..
“MİNİK KUŞ”

Filmin tanıtım metinlerinde “3 yaş ve üzeri çocuklar için” ibaresi var. Gerisini siz düşünün. Lidersiz kalan bir kuş sürüsünün öyküsü bu. Havalar soğuyunca klasik göçlerine başlamaları gerekir ama yeni bir lider gerekir. Genç ve sakar Gus, olaylara bir şekilde dahil olur ve bilin bakalım sonrasında neler yaşanır? Dediğimiz gibi, küçük çocuklar için yazılmış, üç boyutlu hazırlanmış, üşenilmeyip Türkçe dublajı da yapılmış sevimli bir animasyon. Seçim sizin.
(2.0/5)