SPIELBERG’DEN YENİ MASAL..
“THE BFG”

Kabul edelim ki filmin ismi hiç de seyirci-dostu değil. BFG de ne allah aşkına? The Big Friendly Giant’ın baş harfleri ve klasik bir çocuk romanının adı, evet. Ama gelin sizi filme ısındıralım: yönetmen koltuğunda Steven Spielberg oturuyor! Usta yönetmen ne zamandır böyle ailece izlenebilecek masalsı filmlere imza atmıyordu. Spielberg ile geçen yıl vefat eden senarist Melissa Mathison’ı “E.T”den 34 yıl sonra buluşturan bir yapım karşımızdaki.

Geçen yıl yine bir Spielberg filmiyle Oscar kazanan Mark Rylance’ın hareket yakalama teknolojisinin geldiği son nokta diyebileceğimiz bir şekilde “dev”e hayat verdiği film, kuşkusuz yeni bir “E.T.” değil. İnsanları yememe kararı verdiği için kendi türü tarafından dışlanan bir “dev”in, yetimhanede kalan Sophie ile kurduğu dostluğun hikayesini izliyoruz. Fantastik ama bir o kadar da sert kuralları olan bir dünyada masumiyet hayatta kalabilir mi? Soru bu, yanıtı merak etmeseniz bile gayet olumlu eleştiriler alan bu filme bir şans vermek isteyebilirsiniz.
(5 üzerinden 3,5 puan)

ALMAN SİNEMASI HİTLER’İN PEŞİNDE..
“HİTLER’E SUİKAST”

Hitler’in Berlin kuşatması altındaki son günlerini anlatan “Der Untergang”ını bildiğimiz, daha önceden de “Das Experiment”ini zaten beğendiğimiz Alman sinemacı Oliver Hirschbiegel, yine gerçek olaylardan yola çıkarak döküman niteliğinde bir işe imza atmış. Filmin adı zaten fikir veriyor olsa da biz anlatalım: 1939’da Nazilerin Polonya’yı işgalinden iki ay sonra, Nazi karşıtı marangoz Elser ile tanışıyoruz. Elser, Hitler’in konuşma yapacağı salona bomba yerleştirir. Ama işler ters gider. Elser ile Gestapo arasında bir kovalamaca başlar. Sonrasını anlatmayalım ama tarihin en ünlü direnişçilerinden biri olan Georg Elser’in hikayesi gerçekten ilgi çekici.

“Acaba o gün Hitler ölseydi, dünya nasıl bir yer olurdu” diye sordurmayı başarıyor. Elser rolündeki Christian Friedel’in performansı da övülüyor. Geçmişle hesaplaşmak her zaman güzel, ama Alman sinemacıların uluslararası alanda ses getirebilmek için sürekli Nazi Almanyası’na dönmesi kimilerine sıkıcı da gelebilir.
(5 üzerinden 3 puan)

HİNDİSTAN’DA FRANSIZ ROMANTİZMİ..
“BİR KADIN BİR ERKEK”

Oscarlı Fransız sinemacı Claude Lelouch 79 yaşında üretmeye devam ediyor. Senaryosunda da imzası bulunan yeni filminde başrolü Oscarlı Jean Dujardin’e teslim etmiş. Antoine başarılı bir film müziği bestecisi. Hindistan’a yolu düşer. Anna ile tanışır. Çocuk sahibi olmaya takıntılı Anna, Fransa Büyükelçisi’nin eşidir. Gelin de bu işin içinden çıkın! Birbirine zıt hayatları ve hayalleri olan bu iki karakterin karmaşık ilişkisi herkese göre değil. Yine de romantizm olsun ben varım, diyenler bir şans verebilir. (5 üzerinden 3 puan)

SOKAKLARDA ŞİDDET..
ARINMA GECESİ: SEÇİM YILI”

Serinin üçüncü filmi, ilk ikisi toplamda 200 milyon doları aşan gişe yapınca haliyle yılın çok beklenenleri arasındaydı. ABD’nin “yeni kurucuları” her yıl olduğu gibi 12 saatlik anarşinin hüküm sürdüğü “arınma gecesi”ne hazırlanmaktadır. Bir kadın senatör ise “arınma gecesi”nin kaldırılması için çalışmaktadır. Ama o gece gelip çatar. Senatör hedef olur. Seriyi bilmeyenler için “arınma gecesi”ni tanımlayalım: her türlü suçun hatta cinayetin bile cezasız kaldığı gece!

Maceranın ikincisinde klostrofobik ortamlardan sokaklara açılan yönetmen James DeMonaco, yine sokaklarda ve şiddetin dozu da gayet yüksek! Yani bu filmin her mideye göre olmadığı konusunda uyaralım. Özellikle ilk iki filmi sevenlere tavsiye ediyoruz. (5 üzerinden 3,5 puan)

ÖZEL BİR FİLM..
“MIDNIGHT SPECIAL” 

2011’de “Take Shelter” ve 2012’de “Mud”a imzasını atan genç sinemacı Jeff Nichols, vasat sularda yüzmekten pek hazzetmeyen biri. Bir kaçış filmi diye kısaltabileceğimiz “Midnight Special”, oğlunun doğaüstü güçlere sahip olduğunu keşfeden bir baba figürüne odaklanmış. Üstelik bir süre sonra ortalık karışıyor, FBI da baba-oğulun peşine düşüyor. Başrollerde Joel Edgerton, Kirsten Dunst, Adam Driver ve Michael Shannon var. Haftanın gizli kalmaya müsait cevherlerinden.

(5 üzerinden 3,5 puan)

TÜRÜ SEVENLERE..
“ÜÇ HARFLİLER 3: KARA BÜYÜ”

Alev ile tanıştırıyor film bizi. Anne-babasının ölümünün ardından çocukluğundan beri yaşadığı evde daha fazla kalmak istemez Alev. Kiraya verir. Garip kiracılar bulur karşısında. Bu kiracılar, Alev ile eşi ve kızına kabus getirir. İşin içinde falcı bir kadın da var. Seriyi özellikle de bu tür yerli yapımları sevenler için, filmin genelde olumlu eleştirilerle karşılandığını not düşelim. Kamera arkasındaki isim, korku ve komedi arasında gidip gelen ama iki tür’ü de iyi bilen Alper Mestçi. (5 üzerinden 3 puan)

FARKLI NESİLLERİN BULUŞMASI..
“BABAANNEM”

Refah içinde yaşayan Mehmet, ailesini bir trafik kazasında kaybeder ve kendisini borç batağında bulur. Yardım eli, önceki nesilden, babaannesinden gelir. Zehra hanım, torununun acısını dindirmek için kolları sıvar. Mehmet, babaannesiyle yaşamaya başlar. Serkan Özarslan’ın filmi, farklı çağlardan iki insanın yakınlaşma çabasını anlatıyor görünmekte. Başrollerde Meral Çetinkaya ve Mehmetcan Mincinozlu var. Yazar Tuna Kiremitçi de kadroda. (5 üzerinden 3 puan)

HAFTANIN ANİMASYONU..
“KÜÇÜK ŞÖVALYE TRENK”

Ortaçağ insanının işi de zor: ortada ejderhalar vardır! Babası haksız yere hapse atılan 10 yaşındaki Trenk, ejderha sorununu çözmeye yönelik bir turnuva düzenlendiğini öğrenir. Tam olarak anlayamayadığımız sebeplerden ötürü Trenk’in, karşısına çıkan ejderhayla savaşması ve babasını kurtarması gerekir! Anthony Power’ın çektiği Almanya-Avusturya ortak yapım animasyonun, ortalamanın üzerinde eleştiriler aldığını belirtelim. (5 üzerinden 3 puan)