FARKLI BİR GÖÇMEN DRAMASI..
“BROOKLYN” 

Oscar töreni biteli bin yıl oluyor ama 3 dalda aday olan “Brooklyn”, sinema salonlarımızı işgal eden birbirinden kaliteli(!) yapımlardan ancak şans bulabilmiş görünüyor. Ülkemizde bu kadar geç vizyona girmesini biz anlayışla karşılarız da sinemayla ciddi düşünenlerin internette çok ayıp yollara çoktan başvurduğundan endişe ederiz. Bu bir ölçüde filmin gişesini etkileyecektir ama izlemeyenler için kaliteli bir yapımla karşı karşıya olduğumuzu rahatlıkla söyleyebiliriz.

1950’lerin fakir İrlanda’sının en fakir mahallelerinden birinde yaşayan Eilis, şans eseri ABD kapısı açılınca kendini Brooklyn’de bulur. Burada aşkı da bulur. Ama vatan özlemi dinmemiştir. İki ülke ve iki farklı hayat arasında seçim yapmak zorunda kalır. Eilis’te Saoirse Rosnan Oscar adaylığı getiren performansıyla filmi tek başına alıp götürüyor. Yönetmen koltuğundaki isim ise, 2007 yapımı “Boy A”dan beri radarımızda bulunan ve çıtası giderek yükselen John Crowley.(5 üzerinden 3,5 puan)

JAMES BOND YOLUNDA İLERLERKEN..
“BASKIN GÜNÜ”

Doğrusu “Luther”dan beri Idris Elba’nın giriştiği her işte başarılı olmasını istiyoruz. Hatta yeni James Bond olmasını bile destekleyenlerdeniz. Ama onun bile başa çıkamayacağı şeyler var. Klişelerle dolu, şaşırtmayan bir senaryoya sahip aksiyon filmleri gibi.

“Baskın Günü” kötü film değil, yanlış anlaşılmasın. Olay, beklentilerle ilgili. Eğer başrolde Elba’yı ve “Game Of Thrones”un bahtsız Stark’larından Richard Madden’ı buluşturuyorsanız, yönetmen koltuğuna da “Eden Lake” gibi kalburüstü bir filmi bulunan James Watkins’i oturtuyorsanız ister istemez bünyede bir beklenti oluşuyor. Oysa karşımızda daha önce defalarca izlediğimize yemin edebileceğimiz bir film var. “İki zıt karakterin birlikte kötü adamlara karşı savaşması, bu sırada aralarında bir dostluk gelişmesi” tanıdık geliyor mu?

Fransa’da geçen öyküde CIA ajanı Sean, radarına takılan hırsız Michael’ı kontrolüne alıyor, ardından ikilimiz daha büyük bir oyunu çözmeye çalışıyor. En iyimser yorumla Elba’nın bu filmle Bond rolüne ısınmaya çalıştığını söyleyebiliriz. (5 üzerinden 2,5 puan)

KORKUNÇLU FİLM..
“MAGİ”

Yerli korku sinemamızın üretken ismi Hasan Karacadağ yaklaşık 700 adet Dabbe filmi çektikten sonra ani kamera hareketleri, kulakları patlatan ses efektleri ve hızlı kurgu numaralarını bu kez “Magi”de sergiliyor. Amerikalı gazeteci Olivia, İstanbul’da yaşayan kızkardeşi acil olarak çağırınca yanına gider. Ama geç kalır. Kız kardeşi o gece hayatını kaybeder. Peki nedendir? Gazeteci kimliğiyle soran, sorgulayan Olivia, bu gizemi çözebilecek midir?

Oyuncu kadrosunda Michael Madsen ve Stephen Baldwin dikkat çeken isimler. Japon korku sinemasından etkilendiğini gizlemeyen Karacadağ’ın Dabbe dışı bir işi olarak dikkate değer.. (5 üzerinden 2,5 puan)

HAFTANIN EN HINZIR FİLMİ..
“YENİ AHİT”

Ateistlerin kıs kıs güleceği, dindarların bile çaktırmadan gülümseyeceği kadar zekice yazılmış bir film “Yeni Ahit”. Gerçeküstü komedide Tanrı, karısı ve kızıyla Brüksel’de yaşamaktadır. “Oğlu” gitmiştir, dönmeyecektir. Hatta Tanrı masaya her seferinde fazladan tabak koyan karısını bu konuda uyarır. Kızı Ea, bir gün babasının bilgisayarını karıştırır. Bu küçük yaramazlık dünyada kaosa yol açar. Tanrı kızar. Çünkü küçük kız, gezegenimizde yaşayan herkese öleceği günü kısa mesajla bildirmiştir.
Ea evde gerilim yükselince kaçar, altı havari bulmaya karar verir. Çok sevdiğimiz “Mr. Nobody” ile tanıdığımız yazar-yönetmen Jaco von Dormael’in yeni yaramazlığı, yabancı dilde film dalında Altın Küre’ye aday gösterilmişti. (5 üzerinden 3,5 puan)

BÖYLE BULAMACA KARNIMIZ TOK..
“BAY DOĞRU”

Doğrusu kadroda “Up In The Air”in sevimlisi Anna Kendrick, jenerasyonunun en yetenekli isimlerinden olduğunu düşündüğümüz Sam Rockwell ve Oscar adayı usta oyuncu Tim Roth’u görünce iyi bir şey izleyeceğimizi sandık. Ama ortada tam anlamıyla bir “bulamaç” var. Martha, sevgilisi tarafından aldatılmanın şokunu yaşıyorken kendini “tetikçi” Francis’in kollarında bulur. İkili arasındaki aşk ne ara doğar ilerler, film romantik komediden aksiyon komedisine ne ara dönüşür, bilinmez.

Takip ederken zorlanacağınız bol kavgalı sahnelerde Rockwell’in dublör kullandığını seyirciye göstermek için neden bu kadar gayret edilir, orası da muamma. Tatlı ve ekşinin buluşmasından pekala leziz yemekler çıkabilir ama bu kafası karışık filmin ortaya çıkarttığı bulamacın herkesin midesine göre olmadığını söyleyebiliriz. Yönetmen Paco Cabezas. (5 üzerinden 2 puan)

ANNELER GÜNÜ FİLMİ..
“ÖZEL BİR GÜN”

Pretty Woman”, “The Other Sister” gibi güzel işleri bulunan Garry Marshall bildiğiniz gibi son yıllarda “yılbaşı” ve “sevgililer günü” gibi sipariş filmler çekiyor. Bu kez de “anneler günü” filmiyle karşımızda. Yine farklı hikaye ve karakterlerin bir “combo”sunu sunuyor tecrübeli sinemacı. Yeni boşanmış iki çocuk annesi Sandy, kızını evlatlık veren başarılı yazar Miranda, evlilik arifesinde annesini bulmaya karar veren Kristin gibi. Formül belli: farklı hayatları kesiştir, ortaya yeni hikayeler çıkart. Bu konsepti sevenler de var ama filmin vasat çizgisini bulmakta bile zorlandığı yorumları çoğunlukta. Başrollerdeki Julia Roberts, Kate Hudson ve Jennifer Aniston’ın varlığı bile bu sonucu değiştiremiyor. (5 üzerinden 2 puan)

USTA İŞİ..
“KURDUN UYANIŞI”

Şehir yaşantısından doğanın çetin koşullarına meyleden, bu yolculukta kendini bulan bir karakteri anlatıyor film. 1967 yılındayız. Çinli Chen, Moğolistan’da bir grup sürü çobanını eğitmeye gönderilir. Burada vahşi kurtlarla insanoğlu arasındaki ilişkinin doğası onu büyüler. Bir hükümet görevlisi, bölgedeki kurtları yok etmeye gelince savaş başlar.

Kamera arkasındaki ünlü Fransız sinemacı Jean-Jacques Annaud, bu tür değişen hayatları başarıyla anlatabildiğini, tabiatı bir karakter gibi kullanabildiğini geçmişte Brad Pitt’li “Seven Years In Tibet” veya bol ödüllü “Bear” gibi filmlerinde göstermişti. Yine aynı mahir göz vizörden bakıyor ama filmin konusu itibarıyla herkese hitap etmeme riski de var. Risk alanları ise sinemasal daha doğrusu pastoral bir masal bekliyor. (5 üzerinden 3,5 puan)

ACILARIN ÇOCUĞU..
“KADERE TUTSAK” 

Kenan tam bir acıların çocuğu. Annesi onu doğururken ölmüştür. On yaşındayken babası öldürülür üstelik buna tanık olur. Sokaklarda büyüyen Kenan, yaşadığı bu karanlık dünyaya rağmen içinde aydınlık besleyen bir karakter. Hayli kişisel ve içine girilmesi bir parça zor filmin yönetmeni Erdoğan Koç. (5 üzerinden 2 puan)

GÖZLERİNİZ YAŞARACAK AMA GÜLMEKTEN DEĞİL..
“EMİCEM HOSPİTAL”

Eminiz oyuncuların “çekimler sırasında çok eğlendiklerini” söyleyeceği bir yerli komedi daha. Ama seyirci o kadar eğlenmeyebilir. Hikaye tahmin edeceğiniz üzere bir hastanede geçiyor. Almanya’dan gelen yeni yönetici (Wilma Elles)’in disiplin anlayışı, personelin hoşuna gitmez. İsmet Eraydın’ın çektiği filmin kadrosunda Sinan Bengier de var. (5 üzerinden 1,5 puan)

BAŞARILI ANİMASYON..
“RATCHET AND CLANK”

Eğer yabancı bir animasyona Türkçe seslendirme yapıldıysa orada sadece bütçe değil belli bir kalite de var demektir. Ne yazık ki, gerçek bu. Neyse ki gerçek bu. Koca kulak Ratchet, Galaktik Uzay Muhafızı olmak ister. Ama ukala Qwark onun bu iş için uygun olduğundan emin değildir. Sevilen bir konsol oyununun uyarlaması olan filmin dublajında Ziya Kürküt öne çıkıyor. Çocuğunuzu yanınıza alıp keyifle seyredebilirsiniz. Bu kez bizden yeşil ışık. (5 üzerinden 3,5 puan)