NTV

Hangisi daha fantastik?

ntv.com.tr

Sanat

Ediz Hun Büyükada’ya 1970’te yerleşti. Eşi, kedileri, kaktüsleriyle sağlıklı bir hayat sürüyor. “Televizyonun başında saatler geçirmiyorum, her gün mutlaka yüzüyorum, işimi ve hayatımı çok seviyorum" diyor enerjisinin kaynağı için. Simge Fıstıkoğlu’nun Ediz Hun’la gerçekleştirdiği bayram sohbeti NTV’de yayınlanacak.

Bir gerilim, korku, bilimkurgu, distopya ve fantazya hayranı olarak büyüdüm. Çoğu genç kızın rüyası olan beyaz atlı prens, benim için sivri dişli vampir demekti. Korku - gerilim sinemasının kimilerince azımsandığını anladığımda gösterdiğim referans Alfred Hitchcock oldu. Büyüdüm, zaman değişti, ben değiştim. Ama hala uslanmaz bir fantastiğim. Kimileri “Bu ülkeden kaçmak gerek” derken ben, “Zombiler bassa da şehir bana kalsa” diyenlerdenim. Açlığımı şimdilerde diziler doyuruyor. Aklın duvarlarını zorlayan onlarca yapım, belki de gerçeklik algısını değiştirmeye çalışıyor. Savaş, kötülük, nefret gibi olgulardan uzaklaşmanın yolunu zombilerde, vampirlerde, uzaylılarda arayan bi çare ruhum, Yeşilçam’ın büyülü dünyasında zaman yolculuğuna çıktı. Uzay mekiği, aşk gemisine dönüştü. Geminin kaptanıysa Ediz Hun’du!

BÜYÜKADA'DA BİR EV

Büyükada’da müstakil bir ev. Sadece insanların değil, kedilerin, yüzlerce kaktüsün, kitapların, filmlerin, fotoğrafların yaşadığı hem sıcak hem mesafeli bir yuva. Küçük bir kadın, modern, kısa saçlı ve çok güzel. Berna Hun, tüm sıcaklığıyla karşıladı bizi. Çaylar, börekler, kekler eşliğinde tatlı bir sohbete daldık. Daldığımız her denizden Ediz Hun çıkardı bizi, ya esprileriyle ya da anektodlarıyla. Büyükada’daki o evin kızı olabilirdim, herkes olabilirdi. Öylesine bizden, öylesine içtendi çünkü.

EDİZ HUN 76 YAŞINDAYSA, BEN KAÇ YAŞINDAYIM?

Filmlerini ağzım açık, gözüm yaşlı izlediğim Ediz Hun upuzun boyu, sadece rengi değişen saçları ve geniş omuzlarıyla beni derin bir şoka soktu. Mavi gömleğinin içinde bir süper kahraman gibi görünüyordu. Az sonra gömleği pelerine dönüşecek ve yanımdan uçarak uzaklaşacaktı sanki. Her şeye hakim, etrafını gözlemleyen, birçok detayı hatırlayan, çok ama çok okuyan, çok ama çok yakışıklı bir delikanlıya bakıyordum. Sonunda fantastik bir maceranın içinde olduğuma ikna oldum. Kara delikten geçmiş, dünyaya benzer mavi bir gezegene inmiştim. Burada zaman belli ki bir yerlerde durmuştu, hareket eden tek şey gezegenin kralı, karısı ve kedileriydi. Böylesine sonsuz bir enerjinin kaynağı neydi? Sorumun cevabı, geniş bir kütüphane kadar meşgul edecek beni diye düşünürken, iki kelimelik yanıt gecikmedi: Hareket ve sevgi! “Televizyonun başında saatler geçirmiyorum, her gün mutlaka yüzüyorum, işimi ve hayatımı çok seviyorum” sohbetimizden çıkan en önemli mottoları oldu.

SİNEMA SABIR İŞİDİR

1963’te 22 yaşındayken bir edebiyat öğretmenini canlandırdığı “Genç Kızlar”dan bu yana heyecanını asla yitirmemiş Ediz Hun. “Bana verilen işi mutlaka iyi yapmalı ve onaylanmalıyım” diyebilecek kadar alçakgönüllü. Tam 130 filmde rol aldı Hun. Kiminde genç bir bahriyeliydi, kiminde ender güzellikleri resmetmek isteyen heveskar bir fotoğrafçı. Müthiş zorluklar ve imkansızlıklarla çekilen 130 filme “sabrederek” yetiştiğini söyledi. “Sabırsız insanlar sinema yapamazlar” diye özetledi işin ne kadar özveri istediğini. Tüm bunları anlatırken hep 18’di yaşı. Hayatına, filmlerine ve aşka dair daha birçok ayrıntıyı NTV Bayram ekranında izleyin derim.

TRAJİK NÜANS

Şehirle nasıl bir ilişki kurarsın? Ruhuna iyi gelen bir sokak var mı? Eminönü, yaralı kurtulduğun kaç savaşa tanıklık etti? İstanbul yaşlandı mı gerçekten? Ahmet Tulgar’ın öykü kitabı “Trajik Nüans”ı okurken geçti aklımdan böyle sorular. Sadece şehirlerle ilgili de değil üstelik. İnsan olmanın ne acayip bir iş olduğunu da geçirdim aklımdan. Tulgar’ın karakterleri ayrıntılı bir şekilde anlatması beni gerçeğe yaklaştırken, onların ironik maceralarını resmetmesi zihnimi distopik bir evrene gönderdi. Kocasına aşık bir kadının kendisiyle hesaplaşması, garip bir yılbaşı anısı, eski bir piyanistin yorgun sevdası ve semtlerin kokusu.... Mutlaka okuyun derim.

ETİKETLER