"Kaldığımız yerden, biraz daha büyüyerek" (T2: Trainspotting)

Geçmiş... Geçmiş, affedilmesi gereken bir şeymiş gibi. Çünkü mutlaka hatalarla dolu. Aslında pişmanlık gibi gözükse de, affetmek kabullenmek demek. Kendimizi ne kadar zor kabulleniyoruz.

03.05.2017 - 17:01

"Kaldığımız yerden, biraz daha büyüyerek" (T2: Trainspotting)

Dünyaya karşı koyduğumu düşündüğüm yıllarda kendimi yavaşça öldürmeye çalıştığımı şimdi daha net anlayabiliyorum. Ama o günlerdeki benle ilgili pişmanlık taşımıyorum. Affetmeye, kucaklamaya çalışıyorum saçları kırmızı, çenesi piercingli Ceren’i. Zaman, belirsiz ve büyülü bir anın yaşanmasının ardından çok hızlı geçiyor. O anda neler oluyor, kimler neler söylüyor da her şey hızlı akmaya başlıyor, bilmiyorum. Sonra geçmiş özlenen, arada kokusu burna çalınan, kalpte belirsiz bir çarpıntıya yol açan garip bir arkadaşa dönüşüyor. Yine de çok derinde bir yerlerde hiç değişmeyen bir şeylerin olduğunu biliyorum. Biraz daha korkak, yaşlı, mantıklı ve sakinim belki... Ama herkes öyle değil mi? Mark Renton bile! Filmin bağımlıları bilirler bu ismi. Trainspotting’in kahramanlarından biri. Tam 20 yıl sonra filmin devamı çekildi. Film de, karakterler de, yönetmen de ve tabi ki ben de geçmişte asılı kalmıştık.

1996’da Danny Boyle’nin, Irvine Welsh’in aynı adlı romanından uyarladığı “Trainspotting”de Edinburgh’un yoksul mahallelerinde yaşayan, yırtmaya çalışan ve bir sürü kirli işe bulaşan gençlerin hikayesi anlatılıyordu. “T2: Trainspotting”de macera, 20 yıl sonra, kaldığı yerden devam ediyor. Ewan McGregor, Ewen Bremner, Jonny Lee Miller ve Robert Carlyle yine bir arada.
1996’da Danny Boyle’nin, Irvine Welsh’in aynı adlı romanından uyarladığı “Trainspotting”de Edinburgh’un yoksul mahallelerinde yaşayan, yırtmaya çalışan ve bir sürü kirli işe bulaşan gençlerin hikayesi anlatılıyordu. “T2: Trainspotting”de macera, 20 yıl sonra, kaldığı yerden devam ediyor. Ewan McGregor, Ewen Bremner, Jonny Lee Miller ve Robert Carlyle yine bir arada.

20 YIL OLMUŞ GÖRÜŞMEYELİ!

Filmin vizyona girmeyeceğini ve sadece !f Istanbul kapsamında gösterileceğini duyunca, çok önemli bir buluşmayı ekmiş gibi hissetmemek için “T2: Trainspotting”e gittim. 20 yıl sonra yaşanacak bir buluşmaydı bu. Mark, Spud, Simon, Begbie ve ben... Ve sen, ve o, ve biz... Yıllar önce paraları sıvışıp kaçan Mark’ın Edinburgh’a döndüğünde, havaalanında yaşadığı dumur anları, bir kentin kendi vatandaşına nasıl yabancılaşabileceğini anlatan çok özel sahnelerdi. İstanbul nasıl 20 yıl önceki gibi değilse Edinburgh da öyleydi. İşte ilk kalp yaramı bu anlarda aldım. Mark Renton, düzene uyum sağlayan, uyumayı seçen, sonunda en büyük bombanın ruhunda patlaması sonucu tatlı kabusundan uyanıp, gerçeğe duyduğu açlığı doyurmak üzere köklerine dönen yanımdı. Simon... Tabi ki haksızlığa uğradığını, kandırıldığını düşünen, 20 yıl sonra ise hakkıyla yerine getirebileceği tek eylemin intihar etmek olduğuna inanan bir adamdı. Simon, birilerini üzen, ama en çok kendini üzen, iyi biri olmaya çalışan, hemen kızan ve hemen sakinleşen, arkadaşlarını çok seven yanımdı. Ona acımak, kendime acımam demekti. Spud... Daha ne kadar kurnaz olabilirsin ki! Düşündüğün kadar değilsin! Hiçbirimiz düşündüğümüz kadar değiliz. Şişkin egosu yüzünden, çekip giden arkadaşını affedemeyen, onu alt etmek için türlü oyunlar tertipleyen ve 20 yıl öncesine duyduğu büyük sevgiyle oyunu da nefreti de eline yüzüne bulaştıran Spud, tabi ki en büyük denizin benim denizim olduğunu düşündüğüm zamanlarda bir tokatla ayılıp, kendimi su dolu bir küvetin içinde bulduğum yanımdı. Bu 3 adamın yeniden buluşma hikayesi, Danny Boyle’nin ilk filme yaptığı göndermelerle doluydu. Hepimiz o günleri özlüyorduk işte. Benim için o sahneler ticari bir durumdan ya da yönetmen taktiğinden çok öteydi. Zaman, çok yaşlanmıştı. Oyuncular, karakterleri, yönetmen ve biz değişmek zorunda olduğumuzdan, geçmişe tutunmaktan başka çaremiz kalmamıştı. Geçmişin o köklü, kokuşmuş, yeşil, kahverengi, soğuk, umarsız ve cesur dallarına asılarak hayatta kalan bir maymun daha vardı. Belki de hep yerinde olmak istediğim adam Begbie idi. Hedefi, Mark’ın elleriyle söktüğü ciğerini dolunaya uzatıp ulumaktı. Yani ben hayalimde öyle olduğunu düşünüyorum. Neyse, 20 yıl önce paraları alıp tüyen Mark’ı öldürmek üzerine duyduğu uslanmaz arzu onu hayatta tutan tek motivasyon kaynağıydı. İntikam, Begbie için soğuk yenen bir yemek değil, soğuk alınan bir duştu. Damarlarını uyandıran, cildini besleyen, kalbini durdurup tekrar attıran bir duş. Korkusuz, konsantre, düz, kapalı, şiddet ve suç yanlısı Begbie bence tüm hikayenin en tutarlı yanı. Onu seviyorum. Hiçbir film Trainspotting’in yerini tutamazken ikinci film hiç tutamaz. İkinci filmin gerçekliği de burada zaten. İzlenilen de izleyen de hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının farkında. Kollarımızı parçalarcasına geçmişe tutunmamız da işte bu yüzden.

Mark’ın ilk filmde sistem eleştirisi yaptığı “Choose Life” tiradı yeni filmde de var. Neler yaptığını merak ettiğiniz bazı karakterler de yeni macerada. Para, yırtma çabası, uyuşturucu ama daha azı, ikinci maceranın da değişmez unsurları.
Mark’ın ilk filmde sistem eleştirisi yaptığı “Choose Life” tiradı yeni filmde de var. Neler yaptığını merak ettiğiniz bazı karakterler de yeni macerada. Para, yırtma çabası, uyuşturucu ama daha azı, ikinci maceranın da değişmez unsurları.

Filmi izleyeli aylar oldu. Bu hafta vizyona girecek. Yazıyı yazana kadar üzerine etraflıca düşünmedim. Belki bir dolu şeyi eksik yazdım. Hayatta da bir dolu şeyi eksik yaptım zaten. Trainspotting ve Trainspotting 2, bir dolu şeyi eksik yapıp, bir türlü tamamlanamayanların filmi. Belki bir 20 yıl sonra?

Sayfa Yükleniyor...