1961 yılının Aralık ayında yirminci yüzyıl düşüncesinin en önemli isimlerinden Jean-Paul Sartre bir konferans vermek üzere Gramsci Enstitüsü tarafından Roma’ya davet edilir. Konferansın konusu Marksizmin, diyalektik materyalizmin en netameli temalarından biri olan öznelliktir.

Sartre’ın konuşması ilk bakışta Batı Marksizminin önde gelen figürü György Lukács’la bir polemik izlenimini verir; ancak gerek konuşmanın içeriği gerekse dinleyicileri arasında bulunan İtalyan Komünist Partisi mensubu ya da sempatizanı entelektüellerin kitaba da eklenen bazı soruları ve katkıları tartışmayı bunun çok ötesine taşır. En başta, Georg Wilhelm Friedrich Hegel ve Karl Marx’ın gölgesi herkesin üzerine düşmektedir; bunun yanı sıra –bazen isimleri dahi zikredilmeden– Immanuel Kant, Giambattista Vico, Martin Heidegger, Søren Kierkegaard, Antonio Gramsci, Benedetto Croce, Maurice Merleau-Ponty gibi Avrupa düşünce tarihinin kimi köşe taşlarının izleri görülür.

Kitabın fiziki boyutları, sayfa sayısı yanıltıcı olmasın; felsefi açıdan hayli yoğun, yer yer zorlayıcı bir metin Öznellik Nedir? Bu yoğunluğun içinde Parma Manastırı ve özellikle Madam Bovary değerlendirmesiyle, arkadaşlarıyla beraber dergisi Les Temps Modernes’e isim ararken yaptığı kuvvetli bir gözlemi dile getirişiyle, aktardığı şekliyle bir duruma gösterdiği tepkiden hoşnut olmayan ama bunu tam olarak anlamlandıramayan işçi örneğiyle yer yer edebiyatçı Sartre’ı görmek ayrı bir zevk.

Michel Kail ve Raoul Kirchmayr’ın önsözü, Fredric Jameson’ın sonsözüyle...

JEAN-PAUL SARTRE KİMDİR?(1905-1980)

Paris’te doğdu. Üniversite yıllarında Simone de Beauvoir’la başlayan birlikteliği yaşamı boyunca sürdürdü. 1938’de, sonradan geliştireceği birçok felsefi konuya yer veren Bulantı adlı romanı yayımladı. Bireyin özgürlüğünün felsefi savunusundan sonra toplumsal sorumluluk konusuna yöneldi ve 1945’te dört cilt olarak tasarladığı büyük bir romana başladı. Özgürlük Yolları adlı bu yapıtın ilk üç cildi L’Âge de raison (Akıl Çağı, Uyanış), Le Sursis (Yaşanmayan Zaman, Bekleyiş) ve La Mort dans l’âme’ı (Yıkılış, Tükeniş) yazdıktan sonra tiyatronun romandan daha güçlü bir iletişim aracı olduğuna karar vererek Sinekler, Gizli Oturum, Kirli Eller, Şeytan ve Yüce Tanrı, Saygılı Yosma ve Altona Mahpusları gibi oyunlar yazdı. Bu arada Simone de Beauvoir’la birlikte kurup yönettikleri Les Temps Modernes dergisinde birçok yazısı yayımlandı. 1964’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü reddetti.