MERT AYDIN- Usain Bolt’un 9.40’lardan bahsetmesiyle yine 100 metrenin peşine düştü dünya spor kamuoyu. Yirminci yüzyılın başından bu yana atletizmle 100 metre eşanlamlı hale geldi. Diğer dallar alınmasın ama büyük şampiyonalarda kimin bu en kısa mesafeyi en önde bitireceği konuşulur hale geldi. Bu yüzden de bu dalın dünya rekortmenleri aynı Bolt gibi birer süper kahraman oldular.

Birleşik Amerikalı Jesse Owens’ın 1936 Berlin Olimpiyatları’nda 10.2 ile kırdığı dünya rekoru 20 yıl yerinde kaldı. Bu süreç içinde organizatörler, Owens’ı atlarla, parslarla yarıştırdılar popülaritesinden yararlanmak adına.

1968 yılı sadece dünyadaki öğrenci olaylarıyla değil Mexico City Olimpiyatları’nda yüksek rakım nedeniyle kırılan rekorlarla da anılır. Jim Hines’ın artık el kronometresinden sıyrılmış 9.95’i kırılmak için 15 yıl bekleyecekti.

1983’te Calvin Smith 9.93’le kısır döngüyü kırarken Ben Johnson isimli Jamaika kökenli Kanadalı 80’lerde ortalığı kasıp kavuruyordu. Efsane atlet Carl Lewis’e nal toplatan Johnson, Roma’da mucizevi bir 9.83 koştuktan sonra Seul’de 9.79’la tarih yazdı. En azından tüm dünya öyle zannetti. O finalin 100 metre tarihinin utanç anlarından biri olduğu kısa sürede anlaşıldı. Johnson dopingliydi ve kırdığı doğal olmayan rekorlar iptal edildi. 9.79’a tam 11 yıl sonra ulaşılabildi Maurice Greene tarafından.

Jamaikalı Asafa Powell’ın 3 kez üst üste 9.74 koşmasının ardından Pekin Olimpiyatları’na ksısa süre kala vatandaşı Usain Bolt ortaya çıkıverdi. 9.72 ile kendisini Olimpiyat favorileri arasına soktuktan sonra daha eleme turlarında rekoru büyük farkla kıracağının sinyallerini verdi. Öyle de oldu. Son 20 metresini seyirciyle diyalog halinde geçirdiği finali 9.69 gibi bir dereceyle bitirdi Bolt.

O final yarışını izledikten sonra Bolt’un 9.40 söyleminin de hiç de uçuk olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Hele bir de onu zorlayan olursa.