Can Belge: Kartal aylar sonra zirveye kondu
11.05.2009 16:14
Sivas kendi evinde Belediye'ye yenilirken Beşiktaş'ın da deplasmanda Ankaraspor'u 4-1 yenmesi, ligin ufak ufak nihaî şekline kavuştuğu hissini uyandırıyor.

Elbette fikstür her şey değil; ama işte bu sezon ligin de hoşluğu, Beşiktaş'ın performansına ve fikstürüne bakınca, üç maçta dokuz çeker diyemiyoruz. Demek ki, şampiyonluğu hâlâ “daha az puan kaybeden” takım kazanacak. Meseleyi oradan çözmeyi deneyelim.
Sivasspor'un Belediye'ye kendi evinde kaybetmesi, futbolun kısır döngüsünde boğulduklarını gösteriyor. Savunmanın gücüyle şampiyon adayı haline geldiler, ama bir yerden sonra kilitlenmeye başladılar ve yarışta kalabilmek için hücum gerekliliği doğdu. Hücuma dönük kadro ise, Sivas'ın başlıca niteliklerini yok etti. İşte eksik kapasiteli bir takımın şampiyonluk yolunda beklenebilir handikapları. Sırf savunmayla olmuyor, savunmasız hiç olmuyor. Olmayınca sinirler geriliyor...
Yine de, Sivas'ın umutsuzluğa kapılmaması gerek: Son Galatasaray maçına kadar altı puanı alıp o maça şampiyonluk havasında çıkmaları mümkün: Hacettepe şaibeyi ötelemek adına maça asılacak olsa bile, gücü sınırlı bir ekip. Ardından Gençlerbirliği, Sivas'ın tam da Belediye karşısında planladığı oyunla aşılabilecek bir rakip. Bu altı puan alınırsa, son haftaya yeniden lider girme şansı da oldukça yüksek. Ama, takımın sinirsel durumu mevcut potansiyelini de düşürüyor ve bu altı puana, kolay rakiplere rağmen cepte diyemiyoruz.
Trabzonspor'un Sivas'a göre artısı, iki maçını içeride oynaması. Ve son haftaya altı puanı toplayıp gelirlerse, Fenerbahçe sınavını Trabzon'da verecek olmaları. Lâkin Trabzon yeniden potaya girerken heveslenenleri bir konuda uyarmak lazım: Hoca değişikliği her takımda bir rahatlık yaratır, hedef stresi bir süre ortadan kalkar, genellikle iki-üç maçlık blok kazanç getirisi vardır. Fakat hedefler yeniden belirlenmeye yüz tutunca, etkisi geçer. Trabzonspor'un da böyle bir handikapı var. Evinde oynayacağı Bursa maçı da, deplasmandaki Eskişehir maçı da, artık hoca değişikliğinin getirdiği rahatlamayla kazanılabilecek maçlar değil, bilakis özel ihtimam isteyen karşılaşmalar. Bir küçük fikir: Önce Bursa, sonra Eskişehir aslında üç puana ihtiyaç duyan, ama bütünüyle puansız kalmaktan da korkan bir kafa karışıklığı içinde olacaklar. Böyle maçlarda baskılı hücum anlayışından ziyade tuzaklı savunma üç puanın önünü daha kolay açar gibi geliyor bana.
Gelelim çiçeği burnunda lidere. Beşiktaş şu an itibariyle iplerini kendi eline geçiren takım. Rakipler Fenerbahçe ve Galatasaray olmadığı için takım ve kulüp üstündeki baskı unsuru normal şartların çok altında. Fikstürünün çetanetini biliyoruz, haftalarca yazdık, tekrara lüzum yok. Bazı sıkıntılar var; ama iki yönlü oyun ve alternatifler olarak en avantajlı takım da Beşiktaş. Savunma zaaflarını hücum baskısıyla en aza indirgeyebiliyorlar ki, onları diğerlerinden farklı kılan başlıca unsur da bu gibi görünüyor. Kilitlenen oyunu etkin bir baskıyla zorladıklarını çok maçta gördük. Ankaraspor'a üst üste dördüncü kornerin sonunda golü atmaları, “atmadan dönmeyiz” zihniyetinin çarpıcı örneklerinden biri. Mesele şu ki, oyunu karşı kalede oynadıkları için az gol yiyorlar, yoksa iyi savunma yaptıklarından değil. Kazanmak için oyunu karşı tarafa yüklemeyi başarmaları lazım. Dolayısıyla kapanan rakiplere karşı şansları daha fazla - bu ligin üst kısmındaki takımlara karşı başarısızlıklarını da açıklıyor belki. Misal, puana muhtaç Ankaragücü tuhaf bir ihtimal doğuruyor; atıp yatmaya kalkarlarsa Beşiktaş maçı çevirir.
Bu tabloda Galatasaray'la Fenerbahçe'nin bulunmaması iki takım açısından da kabul edilir gibi değil. İkisi de, evlerinde saçmalamasalardı, şimdi Almanya ligi gibi beş takımla şampiyonluk yarışı seyrediyor olacaktık.
Fenebahçe'nin 1-0'lık Denizli galibiyeti onlar açısından eski bir hesap, bir intikam sadece. Denizlispor'u son üç haftada mücadeleye devama davet ediyor ki, doğrusu ve güzeli de bu. Ama aynı zamanda, son hafta Beşiktaş'ı ağırlayacak Denizli'ye aynı ligde kalış öyküsünü belki Beşiktaş'ın da şampiyonluğuna mal olarak yeniden yazma hakkını tanımış oluyorlar. Dediğim gibi, beş altı puanı Kadıköy'de dağıtmamış olsalar, belki bu sezon son hafta Denizlispor'un Beşiktaş'a atacağı çelmeyle şampiyon olup tarihe hoş bir not daha düşebilirlerdi.
İlginçtir, Galatasaray'ın kendisi de, bu hafta yendiği Ankaragücü de Denizli gibi Beşiktaş'ın kalan üç haftalık fikstürünün gerisi... Galatasaray Ankaragücü'nü gererek Beşiktaş'tan puan çalmaya yolluyor, becerirse arkadan kendisi gelip bir hesap da kendi kesme şansına sahip. Ama işte, Galatasaray da kendi yönetim hamleleriyle, bütün bu ihtimallerin uzağında kalmayı tercih etti.
Bu hafta, Ankaragücü'nü nihayet üstün bir oyunla, ama yine tatsız bir penaltı golünün izin verdiği tatsız bir 1-0'la geçen Galatasaray'da Bülent Korkmaz “yolumuza devam ediyoruz,” diyor. Ezbere konuşmanın üstadı “devam edebildiğine” göre, baştan da 10 maçta 5 galibiyetin alınabildiği bir “yola çıkmış” demek çaktırmadan. Yani “taraftarın istediği futbol” dediği 1-0'lık galibiyetler ve puan kayıplarından oluşan bir yolmuş, bunu itiraf ediyor. Yahut, başından beri söylediğim gibi, konuşmasında isabet yok.
Şampiyonluktan kopan iki büyüğün rakiplerine de değinelim. Ankaragücü maçı kazanmak için çok çabaladı ama biraz Arda'nın futbol oynama özlemine, biraz Galatasaray'ın gücüne, boyu yetmedi. Fenerbahçe'ye aynı skorla yenilen Denizli ise 1 puandan fazlasını hiç düşünmedi, gerideyken bile rakip kalede pek görünmediler. Bu farkın kalan haftalara da yansıyacağını düşünüyorum. Ve ikisi, iki hafta sonra Ankara'da karşı karşıya geliyorlar.
Bu arada, düşme motivasyonuyla UEFA motivasyonunu karşı karşıya getiren maçta Bursa, Konyaspor'u 3-0 yendi. Netice, Bursaspor'un UEFA hedefini gayet ciddiye aldığını gösterir. Fakat 65 dakika iyi bir direnç gösteren Konya'nın küme mücadelesini aynı derece ciddiye aldığını söylemek zor, yedikleri golü görünce. Kendi cezasahaları önünde biraz uzattıkları kısa paslaşma serisi Shin'in araya girmesiyle ve Sercan'ın golüyle dramatik bir son buldu, dağıldılar. Bu yenilgiyle de, bitime üç hafta kala ilk defa düşme potasına girdiler. Haftaya Eskişehir'i yenemezlerse ligde kalmaları çok zor görünüyor.
Hacettepe'nin beyin ölümü Gençlerbirliği maçıyla gerçekleşti. Artık matematiksel olarak da düştüler. Düşerken de abilerine bir hayat öpücüğü, bir organ, artık ne derseniz, bir şeyler verdiler. Altı maç arasında, epeyce vakit ayırdım ve özel bir dikkatle seyrettim; Hacettepe kalecisinin hatasına rağmen, ikna edici bir mücadele verdi. Fakat bu gerilimin ne lüzumu vardı? Madem fikstüre –büyüklerin kapışmalarını uygun düşürmek gibi misal-bir dereceye kadar müdahale edilebiliyor, bu tip durumlar da ligin başında puantajda eritilmeli sanki.
Kocaeli de Trabzonspor'a 3-1 yenilerek düşüşün eşiğine geldi. Kalan üç maçta ilk puan kaybı düşüşü kesinleştirir. Aynı şekilde, Konya, Denizli ve Antalyaspor'un alacakları puanlar da...
Antalyaspor nasıl yine bu hallere düştü? Beş maçta 4 galibiyet alıp neredeyse tamemen kurtulmuşlardı ki, rehavet içinde bir Kocaeli deplasmanı kaybedildi. Ardından iç sahada Bursa yenilgisi, rakiplerin kazanmaya başlaması, Eskişehir maçını kritik bir hale getirdi. Zira aynı Antalya gibi bir ara 10. sıralara kadar çıkan Eskişehir de üç yenilgiyi üst üste getirmiş ve sıkışmıştı. Bütün kavga dövüşe rağmen Youla'sı, Engin'i, Batuhan'ıyla tam kadro endam arz eden Eskişehir Batuhan'ın iki harika golüyle kazanınca, Antalya 35 puanlı grupta kaldı. İki takımın da kalan fikstüründe dört büyüklerden birer tane, “boş” rakiplerden birer tane ve düşme adayı rakiplerinden birer tane olmak üzere benzer bir tablo görünüyor.
Gençlerbirliği'nin Hacettepe'den aldığı puanla bulduğu 38'i tam olarak kurtuluştan sayamayız ama, üç hafta kala büyük avantajdır. Kocaeli'ni de matematiksel ihtimaline karşın, Hacetepe'yle birlikte düşmüş sayacağız, zira Erhan Altın ve futbolcular geçen haftadan beri vaziyeti kabullenmiş durumda. Kalan altı aday, üçü 35, üçü 36 olmak üzere bir puanlık yere dizilmiş vaziyetteler. Ve haftaya, bu altılının en altındaki Konyaspor evinde en üstteki Eskişehir'i ağırlayacak. İşte şampiyonluğun yanı sıra altta da böyle bir rekabetin döndüğü bir ligde, Kayserispor Gaziantepspor'u ancak futbolun unutulduğu bir gün ve saatte 3-0 yenebiliyor.
Maçlar ve saatleri demişken: Sivas'la Beşktaş, ikisi birden haftaya Ankara'dalar. Malum, aynı saatte oynamak icap ediyor ama iki çim saha temin edilemiyor. Bu sebeple, Federasyon Sivas'ın rakibi Hacettepe'nin düşme adaylarıyla işi olmadığını da değerlendirerek, Sivas maçını bir önceki güne aldı. Bu tabii, başka bazı sorunlar doğuracak ve muhtemelen bütün hafta tartışılacak. Sivas kazanırsa, yahut kaybederse, Beşiktaşlı futbolcularda bir motivasyon sapması olacaktır. Üstüne Beşiktaş da puan kaybederse, tartışma gelecek haftaya da uzar.
Yine de, Sivas'ın umutsuzluğa kapılmaması gerek: Son Galatasaray maçına kadar altı puanı alıp o maça şampiyonluk havasında çıkmaları mümkün: Hacettepe şaibeyi ötelemek adına maça asılacak olsa bile, gücü sınırlı bir ekip. Ardından Gençlerbirliği, Sivas'ın tam da Belediye karşısında planladığı oyunla aşılabilecek bir rakip. Bu altı puan alınırsa, son haftaya yeniden lider girme şansı da oldukça yüksek. Ama, takımın sinirsel durumu mevcut potansiyelini de düşürüyor ve bu altı puana, kolay rakiplere rağmen cepte diyemiyoruz.
Trabzonspor'un Sivas'a göre artısı, iki maçını içeride oynaması. Ve son haftaya altı puanı toplayıp gelirlerse, Fenerbahçe sınavını Trabzon'da verecek olmaları. Lâkin Trabzon yeniden potaya girerken heveslenenleri bir konuda uyarmak lazım: Hoca değişikliği her takımda bir rahatlık yaratır, hedef stresi bir süre ortadan kalkar, genellikle iki-üç maçlık blok kazanç getirisi vardır. Fakat hedefler yeniden belirlenmeye yüz tutunca, etkisi geçer. Trabzonspor'un da böyle bir handikapı var. Evinde oynayacağı Bursa maçı da, deplasmandaki Eskişehir maçı da, artık hoca değişikliğinin getirdiği rahatlamayla kazanılabilecek maçlar değil, bilakis özel ihtimam isteyen karşılaşmalar. Bir küçük fikir: Önce Bursa, sonra Eskişehir aslında üç puana ihtiyaç duyan, ama bütünüyle puansız kalmaktan da korkan bir kafa karışıklığı içinde olacaklar. Böyle maçlarda baskılı hücum anlayışından ziyade tuzaklı savunma üç puanın önünü daha kolay açar gibi geliyor bana.
Gelelim çiçeği burnunda lidere. Beşiktaş şu an itibariyle iplerini kendi eline geçiren takım. Rakipler Fenerbahçe ve Galatasaray olmadığı için takım ve kulüp üstündeki baskı unsuru normal şartların çok altında. Fikstürünün çetanetini biliyoruz, haftalarca yazdık, tekrara lüzum yok. Bazı sıkıntılar var; ama iki yönlü oyun ve alternatifler olarak en avantajlı takım da Beşiktaş. Savunma zaaflarını hücum baskısıyla en aza indirgeyebiliyorlar ki, onları diğerlerinden farklı kılan başlıca unsur da bu gibi görünüyor. Kilitlenen oyunu etkin bir baskıyla zorladıklarını çok maçta gördük. Ankaraspor'a üst üste dördüncü kornerin sonunda golü atmaları, “atmadan dönmeyiz” zihniyetinin çarpıcı örneklerinden biri. Mesele şu ki, oyunu karşı kalede oynadıkları için az gol yiyorlar, yoksa iyi savunma yaptıklarından değil. Kazanmak için oyunu karşı tarafa yüklemeyi başarmaları lazım. Dolayısıyla kapanan rakiplere karşı şansları daha fazla - bu ligin üst kısmındaki takımlara karşı başarısızlıklarını da açıklıyor belki. Misal, puana muhtaç Ankaragücü tuhaf bir ihtimal doğuruyor; atıp yatmaya kalkarlarsa Beşiktaş maçı çevirir.
Bu tabloda Galatasaray'la Fenerbahçe'nin bulunmaması iki takım açısından da kabul edilir gibi değil. İkisi de, evlerinde saçmalamasalardı, şimdi Almanya ligi gibi beş takımla şampiyonluk yarışı seyrediyor olacaktık.
Fenebahçe'nin 1-0'lık Denizli galibiyeti onlar açısından eski bir hesap, bir intikam sadece. Denizlispor'u son üç haftada mücadeleye devama davet ediyor ki, doğrusu ve güzeli de bu. Ama aynı zamanda, son hafta Beşiktaş'ı ağırlayacak Denizli'ye aynı ligde kalış öyküsünü belki Beşiktaş'ın da şampiyonluğuna mal olarak yeniden yazma hakkını tanımış oluyorlar. Dediğim gibi, beş altı puanı Kadıköy'de dağıtmamış olsalar, belki bu sezon son hafta Denizlispor'un Beşiktaş'a atacağı çelmeyle şampiyon olup tarihe hoş bir not daha düşebilirlerdi.
İlginçtir, Galatasaray'ın kendisi de, bu hafta yendiği Ankaragücü de Denizli gibi Beşiktaş'ın kalan üç haftalık fikstürünün gerisi... Galatasaray Ankaragücü'nü gererek Beşiktaş'tan puan çalmaya yolluyor, becerirse arkadan kendisi gelip bir hesap da kendi kesme şansına sahip. Ama işte, Galatasaray da kendi yönetim hamleleriyle, bütün bu ihtimallerin uzağında kalmayı tercih etti.
Bu hafta, Ankaragücü'nü nihayet üstün bir oyunla, ama yine tatsız bir penaltı golünün izin verdiği tatsız bir 1-0'la geçen Galatasaray'da Bülent Korkmaz “yolumuza devam ediyoruz,” diyor. Ezbere konuşmanın üstadı “devam edebildiğine” göre, baştan da 10 maçta 5 galibiyetin alınabildiği bir “yola çıkmış” demek çaktırmadan. Yani “taraftarın istediği futbol” dediği 1-0'lık galibiyetler ve puan kayıplarından oluşan bir yolmuş, bunu itiraf ediyor. Yahut, başından beri söylediğim gibi, konuşmasında isabet yok.
Şampiyonluktan kopan iki büyüğün rakiplerine de değinelim. Ankaragücü maçı kazanmak için çok çabaladı ama biraz Arda'nın futbol oynama özlemine, biraz Galatasaray'ın gücüne, boyu yetmedi. Fenerbahçe'ye aynı skorla yenilen Denizli ise 1 puandan fazlasını hiç düşünmedi, gerideyken bile rakip kalede pek görünmediler. Bu farkın kalan haftalara da yansıyacağını düşünüyorum. Ve ikisi, iki hafta sonra Ankara'da karşı karşıya geliyorlar.
Bu arada, düşme motivasyonuyla UEFA motivasyonunu karşı karşıya getiren maçta Bursa, Konyaspor'u 3-0 yendi. Netice, Bursaspor'un UEFA hedefini gayet ciddiye aldığını gösterir. Fakat 65 dakika iyi bir direnç gösteren Konya'nın küme mücadelesini aynı derece ciddiye aldığını söylemek zor, yedikleri golü görünce. Kendi cezasahaları önünde biraz uzattıkları kısa paslaşma serisi Shin'in araya girmesiyle ve Sercan'ın golüyle dramatik bir son buldu, dağıldılar. Bu yenilgiyle de, bitime üç hafta kala ilk defa düşme potasına girdiler. Haftaya Eskişehir'i yenemezlerse ligde kalmaları çok zor görünüyor.
Hacettepe'nin beyin ölümü Gençlerbirliği maçıyla gerçekleşti. Artık matematiksel olarak da düştüler. Düşerken de abilerine bir hayat öpücüğü, bir organ, artık ne derseniz, bir şeyler verdiler. Altı maç arasında, epeyce vakit ayırdım ve özel bir dikkatle seyrettim; Hacettepe kalecisinin hatasına rağmen, ikna edici bir mücadele verdi. Fakat bu gerilimin ne lüzumu vardı? Madem fikstüre –büyüklerin kapışmalarını uygun düşürmek gibi misal-bir dereceye kadar müdahale edilebiliyor, bu tip durumlar da ligin başında puantajda eritilmeli sanki.
Kocaeli de Trabzonspor'a 3-1 yenilerek düşüşün eşiğine geldi. Kalan üç maçta ilk puan kaybı düşüşü kesinleştirir. Aynı şekilde, Konya, Denizli ve Antalyaspor'un alacakları puanlar da...
Antalyaspor nasıl yine bu hallere düştü? Beş maçta 4 galibiyet alıp neredeyse tamemen kurtulmuşlardı ki, rehavet içinde bir Kocaeli deplasmanı kaybedildi. Ardından iç sahada Bursa yenilgisi, rakiplerin kazanmaya başlaması, Eskişehir maçını kritik bir hale getirdi. Zira aynı Antalya gibi bir ara 10. sıralara kadar çıkan Eskişehir de üç yenilgiyi üst üste getirmiş ve sıkışmıştı. Bütün kavga dövüşe rağmen Youla'sı, Engin'i, Batuhan'ıyla tam kadro endam arz eden Eskişehir Batuhan'ın iki harika golüyle kazanınca, Antalya 35 puanlı grupta kaldı. İki takımın da kalan fikstüründe dört büyüklerden birer tane, “boş” rakiplerden birer tane ve düşme adayı rakiplerinden birer tane olmak üzere benzer bir tablo görünüyor.
Gençlerbirliği'nin Hacettepe'den aldığı puanla bulduğu 38'i tam olarak kurtuluştan sayamayız ama, üç hafta kala büyük avantajdır. Kocaeli'ni de matematiksel ihtimaline karşın, Hacetepe'yle birlikte düşmüş sayacağız, zira Erhan Altın ve futbolcular geçen haftadan beri vaziyeti kabullenmiş durumda. Kalan altı aday, üçü 35, üçü 36 olmak üzere bir puanlık yere dizilmiş vaziyetteler. Ve haftaya, bu altılının en altındaki Konyaspor evinde en üstteki Eskişehir'i ağırlayacak. İşte şampiyonluğun yanı sıra altta da böyle bir rekabetin döndüğü bir ligde, Kayserispor Gaziantepspor'u ancak futbolun unutulduğu bir gün ve saatte 3-0 yenebiliyor.
Maçlar ve saatleri demişken: Sivas'la Beşktaş, ikisi birden haftaya Ankara'dalar. Malum, aynı saatte oynamak icap ediyor ama iki çim saha temin edilemiyor. Bu sebeple, Federasyon Sivas'ın rakibi Hacettepe'nin düşme adaylarıyla işi olmadığını da değerlendirerek, Sivas maçını bir önceki güne aldı. Bu tabii, başka bazı sorunlar doğuracak ve muhtemelen bütün hafta tartışılacak. Sivas kazanırsa, yahut kaybederse, Beşiktaşlı futbolcularda bir motivasyon sapması olacaktır. Üstüne Beşiktaş da puan kaybederse, tartışma gelecek haftaya da uzar.



