Unuttuğumuz bir kelime artık “muhtelit”. Türkçe “karma” anlamına geliyor.

Bir zamanlar sık sık duyulurdu “muhtelit”, misafir futbol takımları ziyaret ettiklerinde ülkemizi. En çok da İstanbul’u. Ya Çekoslovakya’nın “meşhur-u âlemi”, yani dünyaca meşhur olmuş Slavia Prag takımı olurdu bu misafir ya da bir Viyana takımı...

O günlerde kulüplerin tek geliri biletlerdi. Bu nedenle İstanbul takımları davet ettikleri Avrupalı takımlarla özel maçlar yaparak bütçelerini denkleştirirlerdi. Misafir takımın ziyaretinde, en çok geliri elde etmek için şu maç sıralaması izlenirdi: Fenerbahçe ve Galatasaray önce bu takımla özel maç yapar, en sonunda da Galatasaray-Fenerbahçe karması çıkardı yabancı takımın karşısına.

En çekişmeli maç da bu olurdu. O zamanlarda (da), Galatasaray’la Fenerbahçe arasında elbette ciddi bir rekabet; düşmanlık değil, tatlı bir çekişme vardı. İki kulübün futbolcuları, yöneticileri biraraya gelirler, duruma göre birbirinin formasını bile giyerlerdi. Tıpkı 1921’de Galatasaray’ın çıktığı Avrupa turnesine katılan Fenerbahçeli Bekir (Refet), Zeki Rıza (Sporel), Galip (Kulaksızoğlu), Cafer (Çağatay) gibi.

Yukarıdaki fotoğraf 1925’e ait. Viyana Karması, İstanbul’u ziyaret etmiş. 16 Aralık’ta Taksim Stadı’nda Galatasaray-Fenerbahçe Muhteliti’yle karşılaşmış.

Belli ki iki takımın futbolcuları Galatasaray’ın Hasnun Galip Sokağı’ndaki kulüp merkezinde formalarını, çoraplarını ve kramponlarını giymişler. O zamanlar eşofman olmadığı için de Galatasaray’ın eşofman yerine kullandığı kırmızı ceketleri giyip Taksim Stadı’na gelmişler.
Birazdan maç başlayacak, ama öncesinde Galatasaray-Fenerbahçe Muhteliti fotoğraf çektiriyor.

Futbolun masumiyet çağından geriye kalan bu 13 güzel insanın biraraya gelip çektirdiği fotoğrafın üzerinden 86 yıl geçti. Geldiğimiz nokta ise, Galatasaray–Fenerbahçe rekabetinin millî takımı bile gölgede bırakması. Yani bir yanda Arapça “karıştırmak” anlamına gelen “halt” sözcüğünden türetilmiş “muhtelit” günleri var.

Diğer yanda ise taraftarlığın en üst boyutuna eriştirerek hep birlikte yediğimiz bir “halt”.

Melih ŞABANOĞLU - NTV Tarih Dergisi Aralık 2011