İSTANBUL - "Maç hakkında konuşmak istediğim kişi hakem Abitoğlu. Bir hakem için başa gelebilecek en güzel nimetlerden biri bu maç. Şeker gibi bir derbi maçı, itiraz eden, saldıran yok... Buna rağmen ben büyük bir eyyam içinde olan bir hakem gördüm. Böyle bir maçta bile hakem eyyam yapıyorsa yarın çok ciddi sıkı bir maçta neler yapabilir düşünemiyorum.

Emre Aşık yüzde 100 ikinci sarıdan kırmızı kartı görmeliydi. Sabri, sarının üstüne anında ikinci sarı kartı görerek oyundan atılmalıydı. Ernst kesin ikinci sarıdan kırmızı görmeliydi. Sivok'un hareketi doğrudan kırmızıydı. Bu hakem için uyardılar sarı ve kırmızı bol kullanır diye. Buna karşılık Yusuf'a gösterdiği sarı kart yüzde 100 haksız. Bana sorarsan penaltıydı pozisyon. Bir penaltı daha var. Kewell'ın İbrahim Üzülmez'e yaptığı hareket. 3 hareket birden var. Yani hakem Beşiktaş'ın 2 penaltısını da yedi.

Maçın genel görünümü içinde Galatasaray'ın bu maçı 4-1, 5-1 gibi farklı bir skorla kazanması lazım. O kadar fark var iki takım arasında. Galatasaray her akında gol pozisyonuna giriyor, Beşiktaş'ın savunması da darmadağınık, orta sahasında kimse yok topa basan.

İlk yarıda forvet diye bir şey yok. En güvendikleri adamları Holosko ve Bobo hayatlarının en kötü maçlarını oynuyorlar, Delgado sakat, Yusuf kenarda oturuyor. Ortada rakip yok. Galatasaray tek başına topu götürüp atmadan geri geliyor. Maçın genel görünümü bu, bu arada Galatasaray kendi kalesine gol atıyor. Golü attığı zaman Galatasaray başkanı Beşiktaş başkanının elini sıkıyor ve tebrik ederim diyor. Maçın son saniyelerinde Galatasaray serbest vuruş kazanmış, Arda kafayı vuruyor top kılpayı auta gidiyor, Arda da gidip Rüştü'yü kutluyor...

Galatasaray'ın kaçırdığı ve yediği gollere bakın... Bu şike değil, futbolda bu işler böyle oluyor. Onun için hiç kimse şikeydi falan demesin. Varsa elinde kanıt ispatlarsın. Şu maçı Beşiktaş kazanıyorsa, her maçı her takım kazanır. Futbol bu işte.

Bütün bu maçı izleyenlere yeniden soruyorum. Galatasaray 4 ya da 5 farklı kazanabilirdi. Ama şöyle maçı gözünüzün önünden geçirin, kazanmak isteyen kimdi? Galatasaray'da kazanma isteği gördünüz mü hiç? Teknik direktöründen başlayarak. Beşiktaş galip oynuyor 3 oyuncu değiştirdi, Galatasaray mağlup durumda aynı 11 ile maçı bitirdi.

Galatasaray'ın yedek kulübesinde oturanlar Beşiktaş'ta oynar. İki takım arasındaki fark da o. Galatasaray çıktı ve oynadı. Ama 'maçı kazanacağım' hırsı içinde oynamadı. Beşiktaş aşırı sert oynadı. Ne tekmeler vardı oyunda. Galatasaray en sakin maçını oynadı. Çünkü sarı-kırmızılılar 'ben sahaya çıkarım oynarım, kazanırsam kazanırım, kazanamazsam kazanamam' havasındaydı. Beşiktaş maçı kazanmak için uğraşıyordu.

Beşiktaş'ta maçı kazanmak için uğraşmayan kişi bana sorarsan Mustafa Denizli'ydi. Sahaya çıkardığı takım, 'ben gol yemeyim burası benim stadım, bir tane gol atar bitiririm. Bitiremezsem de beraberliğe de razıyım; çünkü iki puan kaybına tahammülüm var.' şeklindeydi.

Beşiktaş ilk defa ligin ilk 6 sırasında yer alan bir takımı yendi. Bu takım şampiyon oluyor, diğer takımlar utansın. İlk 6'dan birini ilk defa yenebiliyor ligin bitmesine 1 hafta kala ve şampiyon oluyor bu takım. Bu nasıl bir lig, nasıl bir ikram anla..."

HAFTANIN OLAYI
"Tugay Kerimoğlu'nun futbola veda maçı vardı İngiltere'de. 39 yaşında bir Türk futbolcusu, seyreden herkesi duygulandıran bir törenle veda ediyor. Jubile maçında 5 dakika oynayarak değil, bir puan maçında 85 dakika oynayarak futbolu bıraktı. Benim altını çizmek istediğim şey şu: Tugay'ın Türkiye'den gittiği dönemi hatırlayın. Neredeyse Galatasaray'da ıslıklanır hale gelmiş bir futbolcuydu. Kimse yüzüne bakmıyordu, gidişine de kimse üzülmedi. Galatasaray kurtuldu diye düşünenler oldu hatta...

O adam İngiltere'de yıllarca oynadı. Çok iyi oynadı ve 39 yaşına kadar oynadı. Bu nasıl oldu, o önemli. 1-) Futbol olarak. İngiltere'de Tugay futbolunu çok değiştirdi. Türkiye'de yeteneklerini ziyan eden bir oyun tarzı vardı, İngiltere'de yeteneklerini takımın emrine veren bir oyun tarzına büründü. Çok etkili oynamaya başladı.

Türkiye'de oyunu geciktiren bir oyuncuydu. İngiltere'de İngiliz futbolu bilinci içinde oynatmayı öğrettiler ona hocaları. Gerçekten de çok yetenekli bir oyuncu olduğu için başarıyla götürdü. Buna rağmen, hem de yabancı olduğu bir ülkede futbolu bu kadar uzun süre nasıl devam ettirdi? Orada, bana sorarsanız, ismi anılmayan bir kahraman var, eşi.

Fatih Terim'in başarısında Fulya Terim'in katkısı ne ise, Tugay'ın bu yaşına kadar böyle bir başarıyla oynamasını sağlayan kişi de eşidir. Tugay'ın oraya gidişinde etkin olduğunu biliyorum. Orda nasıl bir yaşam ortamı sağlamış ki, Tugay bütün kafasıyla, moraliyle ve fiziğle kendisini futbolun emrine verebilmiş. İkisini de alkışlamak lazım. Gelecekteki hayatlarında onlara başarılar. Tugay, Türk futbolunu dışarıda en iyi temsil edenlerden biridir."