Geçen hafta basketbol içinde yaşanan iki gelişme aslında gözden kaçmaması gereken detaylardı. Belki günlük performanslar içinde rutin olarak da algılanmış olabilir. Yine de kısaca üstünde durmak belki bazı şeylerin paylaşılarak bütüne yansıması adına önemli olabilir.

Geçen Cuma günü Fenerbahçe-Galatasaray maçı Abdi İpekçi’de oynandı. Uzun bir süre sonra ilk defa salon bu kadar doluydu. Dışarıda konuşma şansı bulduğum taraftarlar maça gelme nedenleri olarak tek bir konuda uzlaşmış gibiydiler. Willie Solomon’un takımına geri dönmesi! Aslında Fenerbahçe takımı şampiyonluğa oynayacak bir kadroya sahip ama yine de Solomon ismi heyecanın artmasını sağladı. Şampiyonluk için takım da dahil bütün camianın bu hamle ile uyanması sağlanmış oldu. Görünen o ki üç büyükler başarıya giderken; taraftarını da buna inandırmak için mutlaka yıldız oyuncuları takımlarında bulundurmalı gerekiyor. 

Geçmişte Beşiktaş, El-Amin ile final oynamıştı. Geçen sezon Galatasaray çok önemli bir oyuncu olan Dee Brown ile bir hava yakalamıştı. Kısacası üç büyüklerin kadrolarını bu şekilde oluşturması basketbolun taraftar desteği olarak oynanmasını sağlayacaktır. Bu arada Karşıyaka taraftarının da basketbol için önemini hatırlamamız gerekecek. Karşıyaka taraftarı belki yabancı yıldız oyunculara sahip olmadan takımlarını destekliyor ama yabancı oyuncularından yıldız oyuncu performansını yakalamaları konusunda büyük bir güç oluşturuyorlar.

Yukarıdaki konunun tam zıt durumunda ise Türk oyuncuların takımlar için ne ifade ettiğini düşünmek gerekecektir. Başarıya ulaşmak için, takımın değerini artırmak için yıldız oyuncuya evet ama takımları takım yapan her zaman Türk oyunculardır. Ligin zirvesine baktığımızda en iyi Türk oyuncuların oradaki takımlarda oynadığını görüyoruz. İşte geçen hafta dikkat çeken ikinci konuda sadece yola Türk oyuncuları ile devam eden takımlarımızdan Aliağa’nın performansı. Casa Ted Kolej yabancısız, Kepez Belediyesi’ni yendikten sonra, Aliağa 7 Türk oyuncusu ile çıktığı Konya Selçuk Üniversitesi maçını kazanmayı başardı.

Buradan bir genelleme yapmak gerekirse; İşte bizim problemimiz de burada yatıyor. Bir sistem içinde potansiyellerimizi ortaya çıkaramıyoruz. Her zaman için etkiye tepki veriyoruz. Yani reaksiyonel bir yaklaşım içinde oluyoruz. Yoksa en son oynanan milli takım düzeyinde Japonya’daki Dünya Şampiyonası’nda yıldız oyuncularımızın gelmemesine rağmen elde edilen başarı ve geçen Avrupa Şampiyonası elemelerinde takımlarında çok iyi sezon geçirmemiş olan oyuncularımızla Avrupa Şampiyonası’na katılma başarıları gelir miydi?