1.Tek kişi yetmez. LeBron bile olsa

Cleveland Cavaliers normal sezonu ve play-off’un ilk iki turunu buldozer gibi geçtikten sonra Orlando kayasına çarptı ve durdu. LeBron James’in ikinci maçtaki mucizevi son saniye şutu olmasa şu anda 3-0 gerideydiler. Peki ne oldu mutlak favori olarak sahaya çıkan Cavaliers’a?

Öncelikle karşılarında kendilerine büyük bir eşleşme sorunu yaratan Orlando takımı olduğu kesin. Üstelik ilk iki turda kendi içinde kavga eden, çok büyük farkları panikle elinden yitiren Orlando, buralarda edindiği deneyimle çok kısa bir sürede çok büyüdü. Rashard Lewis atıyor, Hidayet Türkoğlu 3.5 çeyrek attırıp, sonunda atıyor, Howard içeriyi domine ediyor, Alston topu elinden bırakıyor, Pietrus oyunun iki tarafında da coşuyor, Lee yaşından beklenmeyecek bir olgunlukla oynuyor… Orlando bir anda o Ocak ayında ligin en iyi takımı görüntüsüne kavuşuverdi birden. İlk iki tur çok yaradı Magic’e.

Cleveland cephesinde ise görüntü tam tersine. İlk maç kaybedildikten sonra işler kötü gitmeye başlayınca baskı altında oynayamayan bütün oyuncular panik havasına girdi. Mo Williams’ın elinden çok çenesi çalışıyor şu sıralar. Ancak hücum o kadar eski kötü alışkanlıklara döndü ki, eşleşmeler nedeniyle zorlandıkları savunma iyi olsa bile yeterince sayı atamıyorlar. Her şey LeBron James’in eline kalmış durumda. Olağanüstü oynuyor MVP. Pietrus’un başarılı savunmasına, uzunların özellikle Gortat’ın doğru yardımlarına karşın her şeyi yapıyor. Ancak destek gelmiyor hiç. Korkudan ölecek gibi Cavaliers oyuncuları sahada. Hele işlerin zorlaştığı son çeyreklerde. İlk üç maçta Cleveland devreyi hep önde bitirdi. 3 maçta devrede toplam 28 sayı fark atmışlardı. Son çeyrekler ise hep Orlando’nun. 3 maçın kolektif son çeyrek skoru 86-71.

Cleveland ne kadar mı LeBron’a bağlı? MVP ilk üç maçta %53 isabetle 41.7 sayı, 5.7 ribaund, 7.3 asist, 1.7 top çalma ve 1.3 blok ortalamaları ile oynuyor. Takımın geri kalanı: %39 isabetle 55.3 sayı atmakta.

Orlando çok zorlu bir tırmanıştan sonra şimdi kendini buldu. Cleveland’da ise panik havası artarak sürüyor.

2.Trafik polisleri kıskandı.

Harika iki konferans finali seyrediyoruz. Beklentilerimizin de üzerinde çekişme var serilerde. Ancak bu sezon ilk iki turun sertliğinden midir bilinmez ama hakemlerin düdük çalmaya çok hevesli olduğu kesin. Elbette play-off atmosferinde mücadele dozu artıyor, kolay düdük çalınan süper yıldızlar daha çok oyunun ve temasın içinde ancak artan düdük sayısını sadece bununla açıklamak zor. Galiba saha içinde zaman zaman fazla artan tansiyonu düşürmek, kontrolün elinde olduğunu göstermek niyetinde hakemler.

Normal sezonda takımlara maç başına çalınan faul sayıları şöyle:

Cleveland Cavaliers 20.3

Orlando Magic 20.3

Los Angeles Lakers 20.7

Denver Nuggets 22.9

Denver biraz daha fazla faul yapan bir takım. Ancak takımlar 20.3-22.9 bantındalar. Peki konferans finallerinde durum nasıl?

Cleveland Cavaliers 25.7

Orlando Magic 21.3

Los Angeles Lakers 27.0

Denver Nuggets 27.5

Her takımda dramatik bir artış var. Cleveland sadece LeBron’un eline baktığı için Orlando’nun rakamları en az yükselenler. Yine de maç başına ortlama 9 fazla faul düdüğü duyuyoruz. Üstelik maç sonlarında seri taktik faul yapıldığını da görmedik henüz oynanan 7 karşılaşmada.

Öte yandan doğal olarak takımların kullandığı serbest atış sayıları da tavan yaptı. Bakalım.

Normal sezonda takımların kullandıkları serbest atışlar:

Cleveland Cavaliers 24.5

Orlando Magic 27.5

Los Angeles Lakers 25.5

Denver Nuggets 30.3

Agresif Denver yine biraz daha önde. Faul yaptıkları kadar da yaptırıyorlar. Konferans finallerinde durum nasıl?

Cleveland Cavaliers 26.0 (LeBron James 15.3!)

Orlando Magic 30.0

Los Angeles Lakers 36.3

Denver Nuggets 38.0

Özellikle Denver-Lakers eşleşmesinde korkunç bir serbest atış yarışması izliyoruz şimdilik.

3.Kırmızı hüsran

Bu yaz Olympiakos yaklaşık 35 milyon dolarlık Avrupa’nın en pahalı takımını oluşturdu. Amaç son 10 yılda 9 kez şampiyon olan ezeli rakip Panathinaikos’u tahtından indirmekti elbette. Ancak Pire ekibi için sezon büyük bir hüsranla sonuçlanmak üzere. Ligde 26 maçta sadece tek yenilgi alarak normal sezonu ilk sırada bitirmişlerdi ama galiba bu teselli ikramiyesi bile olmayacak gibi. Çünkü kupalar birer ikişer komşu Yoncalar’ın müzesine gidiyor. Önce Yunanistan Kupası finalinde yenildiler, daha sonra belki de en önemli maçta Avrupa Ligi yarı finalinde iki takım arasındaki mücadeleyi kazanan yine Panathinaikos oldu. Daha sonra da Avrupa Şampiyonu oldular zaten. Şimdi iki takım Yunan Ligi finalinde kozlarını paylaşıyor ama durum Olympiakos için pek de iç açıcı değil. Evsahibi avantajıyla kendi salonu Dostluk ve Barış’da oynadığı ilk maçı 69-67 kaybeden Olympiakos, 2. maçta OAKA’da 91-64’le sürklase oldu adeta. Panathinaikos’un şampiyonluk için 1 galibiyeti kaldı.

İtalya’da da play-off ya da diğer bir deyişle Montepaschi Siena’nın şampiyonluk yürüyüşü devam ediyor. Siena ilk turda karşılaştığı Scavolini Pesaro’yu güle oynaya 3-0 eledi. Devre aralarındaki ortalama fark 17.3. Gerisini siz hesaplayın.

En çekişmeli play-off yarışı ise Avrupa’nın 1 numaralı ligi ACB’de. İlk tur sonuçlandı ve yarı finaller Tau Ceramica-Real Madrid, Barcelona-Unicaja Malaga şeklinde oluştu. Aslında beklenen yarı finaller bunlar ancak Barcelona dışında diğer üç takımın da tur atlarken çok terlediğini, Malaga’nın ise ilk maçı kaybettikten sonra mucizelerle buraya geldiğini belirtmek gerek.

Öte yandan kimse için sürpriz olmayacak ama tamamlanan iki ligde Rusya ve İsrail’de CSKA Moskova ve Maccabi Tel Aviv’in çok rahat şampiyonluğa ulaştığını da ekleyelim.

4.Efes Pilsen-Fenerbahçe Ülker finaline doğru

Beko Basketbol Ligi’nde yarı finale geldik. Sezonu ilk 4 sırada bitiren, görece olarak en iyi görünen 4 takım finale adını yazdırmak için karşılaşacak. Peki Türk Telekom veya Galatasaray Cafecrown’a hiç şans veriyor musunuz? Hani İtalya kadar olmasa da neredeyse Yunanistan Ligi gibi olduk. Telekom kadro ve bütçe olarak çok geride olmasa, hatta bu seride evsahibi avantajına sahip olsa da sahadaki oyuna bakınca seride 1 maç alması bile sürpriz olacak.

5.Kirilenko’dan santrfor olur mu?

Steve Nash’in futbolu çok sevdiğini biliyoruz. Hatta geçen yıl kurulan Bayanlar Futbol Ligi’ne de ortak oldu. En büyük hayali ise taraftarı olduğu Tottenham Hotspur’un hissedarı olabilmek. Her yaz NBA oyuncuları ile profesyonel futbolcuların katıldığı özel maçlar düzenliyor New York’da. Futbol hastası kısacası.

NBA oyuncularından bir 11 oluşturmaya kalkışsak herhalde bunu Nash’den iyi bilen olamaz. Kendisi de bu soruya yanıt vermiş ancak her oyuncunun da kramponla çim sahada neler yapabileceğini bilmediğini bildikleri arasından seçim yaptığını söylemiş. İşte Nash’in 11’i:

Kaleci: Ronny Turiaf (Fransa, Golden State Warriors)

Sağ bek: Baron Davis (ABD, Los Angeles Clippers)

Stoper: Luol Deng (İngiltere, Chicago Bulls)

Stoper: Raja Bell (ABD, Charlotte Bobcats)

Sol bek: Leandro Barbosa (Brezilya, Phoenix Suns)

Sağ kanat: Jason Kidd (ABD, Dallas Mavericks)

Orta saha: Steve Nash (Kanada, Phoenix Suns)

Orta saha: Jose Calderon (İspanya, Toronto Raptors)

Sol kanat: Emanuel Ginobili (Arjantin, San Antonio Spurs)

Forvet: Tony Parker (Fransa, San Antonio Spurs)

Forvet: Andrei Kirilenko (Rusya, Utah Jazz)

Elbette uluslar arası oyuncu dolu takım. Hepsinin de futbolu iyi oynadığı bir yerlerde yazılmıştı bu isimlerin. Biri hariç: Andrei Kirilenko. Ancak Nash’in bir bildiği vardır diyoruz. Herhalde Kirilenko’dan bir Tore Andre Flo, Peter Crouch yapmak niyetinde. Bu arada laf aramızda Parker’dan da enfes Lionel Messi olur.