Geçen hafta basketbol dünyasında ne oldu, ne bitti? 5 adımda hızlı özet:

1.NBA sakata geldi
Kulağa can sıkıcı gibi geliyor ama herhalde NBA’de 2009 sezonuna ne damga vurdu denilirse maalesef sakatlıklar demek zorunda kalacağız galiba. Sezon boyunca kabaran liste artık All-Star kadrosu halini almış durumda. Neredeyse her takımın ilk beşinden en az bir isim sakat durumda. Bakalım.

Cleveland Cavaliers: Ben Wallace

Boston Celtics: Kevin Garnett

Orlando Magic: Jameer Nelson

Atlanta Hawks: Marvin Williams

Miam Heat: Udonis Haslem

Philadelphia 76ers: Thaddeus Young, Elton Brand

Chicago Bulls: Luol Deng

Detroit Pistons: Allen Iverson

Los Angeles Lakers: Andrew Bynum

Denver Nuggets: Kenyon Martin

San Antonio Spurs: Emanuel Ginobili

Houston Rockets: Tracy McGrady

Portland Trailblazers: Martell Webster

New Orleans Hornets: Tyson Chandler

Utah Jazz: Yok.

Dallas Mavericks: Yok.

Elbette bu listeye sakatlıklar nedeniyle sezonları altüst olan ve play-off trenini kaçıran Milwaukee (Michael Redd, Andrew Bogut), Charlotte (Gerald Wallace, Reymond Felton), Phoenix (Amare Stoudemire), Indiana (Mike Dunleavy, Marquis Daniels), Golden State (Stephen Jackson, Andrins Biedrins) gibi takımları ayrıca Al Jefferson, Kevin Martin, Eddy Curry ve Gilbert Arenas gibi oyuncuları da eklemek mümkün. Kısacası sakatlık her zaman sporun bir parçası ancak bu sezonun şekillenmesinde eskisine oranla çok daha büyük bir rol oynadı.

İşin ilginç yanı şu anda ciddi bir sakatlık sorunu yaşamayan Dallas ve Utah hiç de iyi durumda değil. Gerçi onlar da sezon içinde çok çekti sakatlıktan. Ancak şu an Josh Howard ve Carlos Boozer tam %100 verim vermeseler de görece olarak sağlıklılar.

Peki bundan sonra sakatlıklar sezonun en önemli bölümünü nasıl etkileyecek? Herhalde kimin dönüp dönemeyeceği ve dönenlerin performansı en çok takip edilen konu olacak. Mesela son şampiyon Boston Celtics’de Kevin Garnett’in önce 2-4 hafta olarak açıklanan sakatlığı uzadıkça uzadı. Oynamaya çalıştı ama yine dinlendirilmesine karar verildi. Garnett olmadan Boston’un şansı ne kadar olur? Mesela ilk turda Detroit veya Philadelphia’yı eleyebilir mi? Veya Bynum. Onsuz da finale çıktı Lakers ama onunla çok farklı oluyorlar. Onun play-off başlamadan dönme ihtimalinin belirmesi ve idmanlarda iyi görünmesi Lakers’ı en azından Batı’da rakipsiz yapar.

Bütün sakatlıklar önemli ancak herhalde play-off için en yakından takip edilen iki isim Bynum ve Garnett. Yazık ki bu yıl neredeyse parke üzerindekiler kadar kenarda takım elbiselileri konuşmak zorunda kaldık.

Ama bütün bu sakatlıkların bir de olumlu tarafı var. Bu sezon asılsız bir hurafeyi tamamen ortadan kaldırdı. Son 4-5 yıldır takımlar oyuncularının yazları milli takımlarda geçirmesine çok soğuk bakıyor, bunun sağlıkları için büyük risk taşıdığını ve sakatlıkların temel sebebi olduğunu söyleyerek özellikle yabancı oyuncuları göndermemek için büyük çaba gösteriyorlardı. Bu yazı milli takımda geçiren üstelik önemli bir yük taşıyan LeBron James, Kobe Bryant, Chris Paul, Dwyane Wade, Dwight Howard, Pau Gasol, Jose Calderon, Dirk Nowitzki, Luis Scola, Hidayet Türkoğlu, Tony Parker gibi isimlerin sakatlanmaması, aksine çok iyi sezonlar geçirmesi en azından bu iddianın bir daha kolay kolay dile gelmeyeceğini garantiledi.

2. En büyük efsane
Basketbol dünyasında en büyük onur Şöhretler Müzesi’ne seçilmek. All-Star olmak bir oyuncunun yıldızlığının tescili ise Şöhretler Müzesi de efsane olduğunun tescili olmalı. Bu yıl da 5 yeni isim Hall of Fame’e seçildi. Oyuncuların Müze’ye aday olabilmesi için aktif kariyerin bitişinden itibaren 5 yıllık bir bekleme süresi var. Bu süreyi bu yıl dolduran isimlerden biri de Michael Jordan’dı ve doğal olarak ilk oylamada tartışmasız bir şekilde Springfield’daki Müze’de yerini aldı. Geliri tamamen bağışlar ve hatıra eşya ve bilet satışına dayalı olan ve son dönemde mali krizle boğuşan, 4 milyon dolar borcu olduğu söylenen Müze için bulunmaz nimet Jordan. Dokunduğu her şeyi altına dönüştüren Jordan sayesinde Müze’nin düze çıkabileceği tahmin ediliyor. Daha şimdiden 380 metrekarelik özel bir Jordan bölümü yaptılar bile.

Jordan’la ilgili fazla söze hacet yok. Onunla ilgili her şey defalarca söylendi zaten. Ancak başka bir isimden daha bahsetmek gerekli. Herkesin gözü Jordan’da olduğu için biraz ikinci planda kalan bir isimden: John Stockton. Utah’ın efsane oyun kurucusu da ilk kez aday olduğu yılda tartışmasız bir şekilde Müze’de yerini aldı. Nasıl almasın ki? NBA tarihinin en çok asist yapan ve en çok top çalan oyuncusundan bahsediyoruz. Hiçbir zaman çok gösterişli bir oyuncu değildi Stockton. Öne çıkmayı asla sevmez, tribündeki veya ekran başındakileri büyülemek yerine en doğru en verimli oyunu oynamaya çalışırdı. Kazanmaktan başka bir şey hiç önemli olmadı onun için. Kendi veya başarıları hakkında konuşmayı sevmez ama yaptıkları onun yerine konuşuyor zaten. Onun asist ve top çalma rekorlarını anlatmak için birkaç veri sunmak gerek herhalde. Mesela 15.806 asisti. Bu o kadar akılalmaz bir rakam ki. Mesela şu anda listede 3. sırada bulunan ve gelecek yılın ilk ayında 2.’liğe çıkması beklenen bir başka süper oyun kurucu Jason Kidd’in ilk sıradaki Stockton’ı yakalaması için şu anki seviyesinde yani maç başına 8.4 asist yaparak tam 8 yıl daha oynaması gerekiyor. Maç kaçırmadan 44 yaşına kadar bu seviyesini korursa Stockton’ın rakamını bulabilir!

Veya 3.265 top çalması. İkini Michael Jordan’dan tam 751 tane daha fazla. Son iki sezonun top çalma kralı Chris Paul’ün Stockton’ı yakalaması için şu anki düzeyinden (maç başına yaklaşık 2.5) hiç düşmeden tam 12 sezon yani 36 yaşına kadar maç kaçırmadan oynaması gerekiyor. İki rekor da akılalmaz rakamlar gerçekten.

Ancak dedik ya Stockton ikinci planda kalmayı sever. Bu sefer de efsane olurken bile Jordan’ın gölgesinde kaldı ama bunu önemsediğini hiç sanmıyorum. Onunla ilgili olarak herhalde en açıklayıcı hikayeyi espn.com yazarı Chris Boussard bundan 4 yıl önce basketbolu bırakalı daha bir yıl bile olmamışken anlatmıştı. O günlerde New York’a yeni gelen Marbury için genel menajer Isiah Thomas “Marbury, Magic Johnson gibi, Bob Cousy gibi benim gibi NBA tarihinin en büyük oyun kurucularından biri olabilir” demişti. Boussard bunun üzerine ‘John Stockton’ı unuttu. Belki masum bir unutkanlık ama hepimiz unutuyoruz. Hakikaten Stockton nerede? Ne yapıyor? 1 yıldır ses seda yok’ diye düşünerek efsane oyun kurucuyla röportaj yapmak için yola çıkmış. Stockton basketbolu bıraktıktan sonra ABD’nin kuzeybatı ucundaki doğup büyüdüğü küçük Spokane kasabasına dönmüş. Boussard anlatsın kalanını: “Bana ‘Babamın 50 yıllık bir barı var. Orada buluşalım’ dedi. Spokane’e gidince barı bulmam zor olmadı. Ama içeri girdiğimde Stockton’ı göremedim. Barda yaklaşık 20 kişi vardı ve herkes kendi kendine içkisini içiyordu. Kendi kendime ‘Daha gelmedi herhalde’ dedim ‘burada olsa herkes etrafına doluşurdu.’ Tam oturacaktım ki kasada oturan mavi kazaklı, kot pantolonlu adam bana seslendi ‘Hey Chris’. İnanmazsınız ama seslenen John Stockton. Basit bir bar işletmecisi sadece. İlk zamanlar elbette herkes etrafına doluşuyormuş ama artık yeni gelenler dışında kimse onu pek rahatsız etmiyor. Pek çok kişi tanıyamaz ki zaten bu haliyle. Neler yaptığını soruyorum? ‘Basketbolu izliyorum elbette ama şu anda işimden çok memnunum. Çocukken hep bu barı işleteceğim günün hayalini kurardım. Artık o günler geldi’ diye yanıtlıyor.

3. Gerçekten Devler Ligi
2 hafta önceki yazımızda Avrupa Ligi çeyrek finallerinden bahsetmiştik hatırlarsınız. Son 8’e kalan 7 takımın zaten sezon başında buranın adayları olduğunu tekrarlamıştık. İlk 4 maç sonunda Avrupa’da favorilerin yılı devam ediyor. Final Four’un en kuvvetli 4 adayından 3’ü biletlerini aldı: Panathinaikos, Olympiakos ve CSKA Moskova. Şimdi en önemli plase adayı Tau ile 4. favori Barcelona kozlarını 5. maçta paylaşacak. Sonucun ne olacağı çok önemli değil. Bu sezonun basketbol adına verdiği ders belli: Artık zenginler daha da zenginle ve bütçeler bu sezon parkeye oyun olarak yansıyor.

Bir istisna var mı? Evet var. 2 numaralı kupa Avrupa Kupası’nda Lietuvos Rytas çok daha zengin kulüpleri yenerek şampiyonluğa ulaştı. Önce Benetton’u, arkasından son saniye basketiyle Hemofarm’ı yenen Litvanya ekibi finalde de son çeyreğe 9 sayı geride girdiği Garbajosa’lı, Delfino’lu Khimki karşısında 17-0’lık inanılmaz bir seriyle şampiyonluğa ulaştı. Oynadıkları keyifli basketbolu seneye Avrupa Ligi’ne taşıyacaklar ama ne yazık ki Devler Ligi’nde küçüklere yer yok.

4. Ankaralı’ya yaylım ateş
Real Madrid’in milli oyuncusu Felipe Reyes Olympiakos’a yenildikleri 4. maç sonrası verdiği demeçler nedeniyle disiplin kuruluna sevk edildi. Bu öyle çok sıra dışı bir durum değil. Bunu bizim açımızdan ilginç kılan nokta ise demeçlerinde hakemimiz Recep Ankaralı’yı direkt hedef alması. Reyes’in sözleri yenir yutulur cinsten değil: “Nasıl olur da üç hakem özellikle de Türk olan gelip burada hakkımızı, emeğimizi böyle çalabilir? İşin içinde para olunca oluyor maalesef böyle şeyler. Şimdi kriz de çıkınca para iyice ön plana çıktı. Hakemler rüşvet alıyor mu bilmiyorum ama dünkü maçta almış gibilerdi.”

5.Düşenler yolda karşılaşıyor
Geçen hafta Beko Basketbol Ligi’nin serbest düşüteki takımlarından bahsetmiştik. Galatasaray Cafecrown, Mersin Büyükşehir Belediye önünde son 8 dakikaya 19 sayı geride girdiği maçtan hakemlerin kendi lehlerine pek çok hatalı düdüğünün de yardımıyla mucize bir galibiyet çıkardı ve biraz olsun nefes aldı.

Ancak Banvit ve Aliağa’da düşüş sürüyor. Bandırma temsilcisi Beşiktaş Colaturka önünde son 16 maçta 13. defa yenildi. Aliağa Petkim ise Darüşşafaja Cooper Tires’a da boyun eğerek son 13 haftada 12. kez sahadan başı önde ayrıldı. Eh seriler bu kadar kötü olunca iki takım da düşme hattı sınırına gelmiş durumda. İkisi de Casa TED Kolejliler’e 2. Lig yolunda eşlik edecek ikinci takım olmamak için çırpınacak kalan 5 haftada. Şimdi bir sonraki hafta oynanacak Banvit-Aliağa Petkim maçının önemi daha da arttı.