Kazanan herşeyi alır

90 dakikanın hiçbir döneminde iki taraftan birine aşırı ağırlık vermeyen futbol, maç bittiğinde kimin daha çok şutunun üç direği geçtiği üzerinden değerlendirilecekti elbette.

29.03.2010 - 09:33

Bizden başka pek kimsenin yüzüne bakmadığı Dünya Derbimizi geride bıraktık. Hep "Favorisi olmaz" söylemiyle ve bu söylemle çelişen "Favori kaybeder" lafıyla girilen derbide, saha ve kadro avantajına sahip olmasından dolayı favori gösterilebilecek olan Galatasaray kaybetti ve be iki çelişken söylemi de haklı çıkardı aslında.

İki takım da durumu şüpheli isimlerinin dışında beklenen 11'leriyle çıktılar sahaya. Fenerbahçe’nin sezon başından beri pek az bozulan orta ikilisinin ikisi de yoktu ancak geri dörtlüsünün ortasında ilk bakışta birbirinden dengesiz gözüken ama birlikte oynadıklarında bir şekilde duvarlaşan ikilisi de yerli yerindeydi. Andre Santos Dunga’ya mesajlar göndermeyi sürdürürken, Gökhan Gönül de bu sezonki sağlam performanslarından birini sergilemeyi başardı.

Emre ve Cristian’ın yokluklarında Mehmet Topuz ortada oynadığında daha verimli olabileceğini gösterme imkanı buldu. Tribünlerin her zaman sevgilisi olmayı başarmış Selçuk Şahin ise (?) maharetle kaptığı topları maharetle kötü pasla sonlandırmayı başardı maç genelinde. Ancak attığı golle bir Fenerbahçe geleneğini tekrarladı, kötü olan herşeyi unutturdu. 25 kişilik kadrosundaki tek gerçek kanat oyuncusu olan Uğur Boral’ı kaybetmiş olan Fenerbahçe’de, Özer sağda gözüktü tahta dizilişinde ama Topuz’un yerinde gözü var gibiydi. Vederson ise defansif görevini yerine iyi getirirken, takımın sol kanatta iki tane bekle oynuyormuş gibi gözükmesine katkı sağladı. Alex klasik saklambaç oyununu oynarken Güiza maçın debeleneni oldu.

Galatasaray cephesinde de Arda’nın yokluğu sıkıntıydı ancak yerine oynuyor gözüken Giovani ve Elano 'alternatif' olmak için oldukça becerikli isimler olarak göze çarptılar. Beklentileri karşılayıp karşılayamadıklarını sorarsak, Gio belki, Elano, hayır. Keita bilindik deliciliğiyle sarı-lacivertlilerde ne kadar bek varsa zorladı ancak son hamlelerdeki tercihi diğer kanattaki ekürisi Gio gibi başarısız oldu. Son dakikalarda Volkan’a 'maç kurtaran kaleci' unvanı kazandırtan vuruşu harikaydı. Selçuk’un 'maç kaybettiren kaleci' unvanı kazandırdığı Leo Franco içinse işler o kadar parlak gitmedi. Maç içinde oyuncu protestosu furyasının yeni kurbanı Arjantinli file bekçisi oldu. Servet-Neill ikilisi de sahanın öbür ucundaki ikili gibi yüksek direnç gösterdiler ama çok fazla mücadele etmek zorunda kaldıklarını söylemek de zor. Fenerbahçe’nin ileride çoğalmamakta ısrarlı görüntüsü, ikilinin fazla zorlanmamasına neden oldu. Neill özellikle topu oyuna sokma konusundaki başarısıyla dikkat çekti.

Sabri ve Caner’le rakibi gibi iki ofansif beke sahip Galatasaray’da sol taraf daha istekli göründü. Sabri kendi mi çıkmadı, Vederson mu onu çıkarmadı tartışılır. Orta üçlüden birinin Alex’e kelepçe olduğu sarı-kırmızılılar, geri kalan iki ismin topla oyunda hareketli olamamasıyla birlikte anlamsız şekilde geriye kurulu savunma hattıyla hep ileride olmasına alıştığımız hücum hattı arasındaki bağlantıda sıkıntı yaşadılar. Sarp’ı hiç göremedik. Özellikle Elano’nun da inisiyatifi ele alamayışı taraftarlarını üzmüş olmalı. Jo Fenerbahçe’nin gömülüye yakın oynayan savunma hattı içinde top indirmede de, duvar olmada da başarılı olamadı, yerine giren Baros da Jo’yla aynı kaderi paylaştı denebilir.
Arda, Gökhan Ünal ve Deivid sonradan oyuna giren isimler oldular. Arda Rijkaard’a 'madem sağlamdı neden ilk onbir oynatmadın, oynadığı oyuna bakınca hazır değilmiş, neden oyuna aldın" saldırılarını meşru kılacak bir oyun sergileyebildi. Açıkcası Rijkaard’ın bu oyuncu değişikliği tercihinde eleştirilecek bir nokta varsa, çıkan oyuncunun neden Mehmet Topal olduğu olabilir belki. Onun dışında elinde Arda gibi bir oyuncu varsa, bu oyuncunun idman eksiği de varsa kenarda başlatıp oyuna tesir edebileceğini düşündüğü anda almak doğru tercihtir. Ama bazen 'olmaz', dün bu bazenlerden biriydi. Gökhan Ünal kağıt üzerinde Güiza’ya göre top tutma ve adam geçme konusunda daha becerikli bilinse de bu becerisini gösterebileceği pozisyonlar yaşamadı. 90 dakika boyuna kontrol futbol oynayan Fenerbahçe’de aksini düşünmek zordu zaten. Yukarıda anlam veremediğimizi söylediğimiz, çok geriye kurulu Galatasaray savunma hattı, takımın 70. dakikada yediği golden sonraki baskı anlarında bile yerini çok fazla kaybetmeyince, kontraatak futbolu gündeme gelmedi bile.

Özellikle derbi maçları hem saha içindeki hem tribünlerdeki hem de klavye ve masaları başındakilerin aklını büyük ölçüde kaybettiği maçlar oluyor ve bu maçlardan sonraki yorumlar, Daum’un klasik 24 saat söyleminin dışında değerlendirilmek zorunda. Resim yerli yerine en iyi ihtimalle 72 saat sonra filan oturuyor. Sıcağı sıcağına yazmak, konuşmak zorunda olanların işi zor. Canaydın’ın vefatıyla başlayan dostluk atmosferinin derbinin kendisine de sirayet etmesi sevindirici elbette. Ancak bu ortamın Galatasaray’a ev sahibi olma avantajını bir nebze olsun kaybettirdiğini söylemek de mümkün. 90 dakikanın hiçbir döneminde iki taraftan birine aşırı ağırlık vermeyen futbol, maç bittiğinde kimin daha çok şutunun üç direği geçtiği üzerinden değerlendirilecekti elbette. Ancak kimi zamanlar o topun geçip geçmemesinin yorumları tamamen 180 derece döndürebildiğini görüyoruz. Bütün çoğunluğunda klasik bir beraberlik maçı seyri gösteren maç, tersi skorla bitseydi bugün Rijkaard için söylenenler bir iki ufak değişiklikle Daum için söylenecekti. Biri korkaklıkla, diğeri taktisyen dehasıyla anılacaktı. Dünkü maç için bunları söylemek mümkün mü gerçekten? Leo Franco için söylenenlerin Volkan için söylendiğini de gördük, duyduk. Hatta bazen söyleyen gösteren olduk. Klişe olacak ama, futbolun güzelliği de bu işte belki.

Maçın hakemlerinden de bahsetmek lazım ancak ne yazılsa birileri onları renklere boyadığı için bu sefer pas geçiyorum.

Fenerbahçe’nin ligin ilk yarısındaki Galatasaray maçından sonraki felaket form durumu akla geliyor, bu sefer kadro zafiyeti de ortada olan sarı-lacivertlilerin yine bir derbi rehavetine girip girmeyeceği merak konusu. Beşiktaş’ın sessiz yükselişiyle kendini dördüncülükte bulan Galatasaray’ın inadı sürecektir. Asıl belirleyici olacak olanın Bursaspor’un stres direnci olacağı aşikar.

Ligin boyu kısaldı ama gölgeler de uzuyor. Zevkli bir yedi hafta bizleri bekliyor.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...