İşte yine bir hafta başı. Avrupa'da olan bitenler üzerine birkaç kelam edelim.

İlişkili Haberler


PAS! PAS! PAS!
Haftaya damgasını daha oynanmadan vurmuştu Real Madrid-Barcelona maçı. El Clasico oynandıktan sonra damga çok daha sağlam oldu. 12 puanlık farkın 4'e inmiş olması, Barcelona'nın iki Chelsea maçı arasında bu karşılaşmaya çıkması (iki bayram arası evlenilmez derler) favori olarak Real Madrid'i gösteren işaretlerdi. Ne var ki hemen herkesin atladığı bir şey vardı. Real Madrid ilk kez bu sezon favoriydi. Bunun stresini kaldırmak da kolay değildi. Bu takımda Raul gibi, Casillas gibi tecrübesi büyük adamlar var ama Diarra gibi ayakları titrediği için Barcelona'ya gol attıranlar da var.

Şimdi burada uzun uzun Barcelona futbol kültürünü anlatmayacağım. Vic Buckingham'la başlayan, Rinus Michels'le olgunlaşan, Johan Cruyff'la dünyayı kendisine hayran bırakan bir sistem var ortada. Pas, pas, pas. Rakibi bunaltan ama hep ileriye, hep dikine pas. Barcelona kadrosunda alt yapıdan gelen oyuncuların fazlalığı bu yüzden önemli. Küçük yaşlarda genlerine işliyor tek pas. Bu maçta alınan 6-2'lik sonuç değil aslında herkesin konuşmasını sağlayan. Çünkü bu tür sonuçlar her zaman öyle ezerek alınmaz. Ama bu maç 2-0 bitseydi de hep konuşulacaktı. Sahadan silinmiş, iki pas yapamayan bir Real Madrid ve görkemli bir futbol ortaya koyan Barcelona.

Maçtan sonra Raul'ün, "Kendimizi güçsüz ve çaresiz hissettik. Ama bizden daha iyi bir rakibe karşı oynadık" sözleri her şeyi anlatıyor. Belki yenilgiyi kabullenme şekli bile ne kadar büyük bir yıldız olduğunun kanıtı.

İspanya Ligi'nde Ersen Martin'in attığı gol, Huelva için değerliydi. Osasuna deplasmanında 3 puan kritikti. Ama tabii Sevilla'nın Villarreal deplasmanındaki galibiyeti ve Espanyol'un son dönem formunu kümede kalma başarısına dönüştürdüğü 3-0'lık Valencia galibiyeti de konuşulacak sonuçlardı.

BU KADAR DA ATILMAZ Kİ
Bundesliga'da Wolfsburg geçen haftaki Cottbus yenilgisinin acısını 4-0'lık Hoffenheim galibiyetiyle çıkardı. Aslında başta işler iyi gitmiyordu ama sağolsun Edin Dzeko, piyasadaki en iyi santrforlardan biri olduğunu kanıtladı. 3 gol attı 23 yaşındaki Boşnak. Klasik olacak ama Teplice'de oynarken bizim takımlarımız neredeydi? Olmayacak adamlara milyonlarca Euro aktarıyoruz. Tabii ki gözden kaçabilir ama tek suçu acaba menajerinin "tanıdık" olmayışı mıydı?

Jürgen Klinsmann'ın kovulmasıyla Jupp Heynckes'e abilik görevini veren Bayern Münih, Mönchengladbach'a neredeyse puan veriyordu. Orada da bizim Hamit çıkıp durumu kurtardı. Stuttgart ve birbirleriyle oynayan Hamburg ve Hertha Berlin beraberlikleriyle öndeki ikiliye hizmette kusur etmedi.

UNITED ŞAMPİ...
Manchester United, ligin boyu kısaldıkça şampiyonluğa iyice yaklaşıyor. Middlesbrough önünde birçok yedek oyuncusuna yer verdi ama rahat kazandı. Ryan Giggs, Yılın Futbolcusu seçilmesini haklı çıkaracak bir gol attı. Boro ise artık kendisi gibi kazanamayan Newcastle ve hemen üstlerindeki Hull ile birlikte kümede kalacak tek takım olmanın savaşını veriyor.

Chelsea, Arsenal ve umudunu koruyan Liverpool rahat galibiyetler aldılar. Ama Manchester United'ın bu sezon şampiyonluğu bırakma ihtimali fazla görünmüyor.

INTER KENDİNE GELDİ
Peş peşe puan kayıplarıyla Milan'la aradaki farkın 7'ye düşmesine izin veren Inter nihayet Lazio galibiyetiyle şampiyonluk düzlüğüne girdi. Milan da sağolsun lig biteyazarken coştu. Catania deplasmanında 3 puanı alıverdiler. Ligin dibinde Reggina'nın Bologna deplasmanından çıkardığı 3 puan, rakipleri de kaybedince ortalığı karıştırdı.