Murat Demiryas: Kazananlar ve kaybedenler

Derbinin kazananı çok, kaybedeni tek, ama kaybettiği şey çok! Galatasaray hem liderlik şansını tepti, hem zirveyle aradaki puan farkı 5'e çıktı, hem 3. sıraya düştü, hem de ezeli rakibine Kadıköy'de üst üste 10. yenilgisini aldı.

Ntvspor 26.10.2009 - 17:44

Bazen başınıza kötü bir şey geldiği zaman, aksilikler üst üste gelir. Ya da başarılı olduğunuz takdirde önemli avantajlar elde edeceğiniz bir anda başarısız olursunuz ve iyi bir durumdan kötü bir duruma düşersiniz.

Galatasaray'ın ligdeki durumu buna benzetilebilir. Yukarıdaki anlattığımız olaylara bakıp Galatasaray'ın şampiyonluğu kaybettiğini filan düşündüğümü zannetmeyin. Sadece bilançoyu çıkartınca durum Galatasaray için kötü bir hafta olduğunu söyleyebiliriz.

Derbide rakibine Kadıköy'de üst üste 10. kez yenildi. 4 hafta önce ligde liderken şimdi averajla 3. sıraya düştü. Yenildiği rakibi Fenerbahçe ile aradaki puan farkı 5'e çıktı. Üstelik Fenerbahçe'nin ve 2. sıradaki Bursaspor'un henüz oynanmamış Ankaraspor maçları var ve oradan 3 puan gelecek. (Galatasaray o Ankaraspor meselesinden sadece 1 fazla gol kazanabildi!) Yine 4 hafta önce 12 puan fark attığı şampiyonluk adayı Beşiktaş ile aradaki puan farkı 4'e indi. (Beşiktaş'ı yenmiş olmasına rağmen!)

Bu da yetmedi, Milan Baros'un ayağı kırıldı, Keita yumruk attığı için kırmızı kart gördü ve alacağı ceza bir maçtan fazla olacak. Galatasaray bu maçtan hasarlı çıkıyor!

Şimdi, haftanın ardından yazıya neden kazananlardan değil de kaybedenden başladığımı merak edecek olursanız, diğerlerinde farklı bir şey olmadığı için derim. Fenerbahçe'nin Kadıköy'de kazanma ihtimali yüksekti. Üstelik her zaman olduğu gibi gerginlik, Galatasaray'ı yaktı.

Christoph Daum'un Fenerbahçe'ye gelirken Türkiye'yi yakından tanımasının getireceği avantajlar birer birer ortaya çıkmaya başladı. Geriye dönüp bir muhasebe yapmak gereksiz. Ligde 5 puan farkla lider, UEFA Avrupa Ligi'nde deplasmanda aldığı 2 galibiyetle grupta lider, (Grupta yenildiği Twente ise şu anda Hollanda Ligi'nin lideri) sezon başı itibariyle bir Süper Kupası var. Daum, işin sırrının Türkiye'de sadece taktik ve çok çalışmanın olmadığını iyi biliyor. Motivasyon, her zaman etkili bir yöntemdir. Sezon başından bu yana yaptığı tüm basın toplantılarında futbolcularına ve camiaya verdiği mesajların içerisinden bunu anlayabilirsiniz. Gollerde çoğunlukla Alex'in imzası var, ön plana sürekli o çıkıyor. Ama takımın tamamında “artı” motivasyonun da getirdiği bir disiplin var.

Aslında Beşiktaş'ın ve Bursaspor'un aldığı sonuçlara da haksızlık etmemek lazım. Beşiktaş çok eksik gittiği zor deplasmanda ilginç bir gol attı. Ekrem'in attığı golün bir benzerini Denizlispor'da Bangoura attı. Savunmanın kafayla hatalı geri pası ve kalecinin topu ıskalaması. İki goldeki tek fark Bangorua topla buluşur buluşmaz boş kaleye topu görderiyor. Ekrem golü atmadan önce bunun keyfini çıkartmaya başlıyor!

Beşiktaş çıkışa geçti, ama bu öyle bir çıkış ki, her an takılabilecekmiş gibi duruyor. Ligdeki son 3 maçını kazandı, ama tek farkla kazandı. Güçlükle kazandı. Son Eskişehirspor galibiyetinde rakibin ciddi savunma hatası olmasa puan kaybıyla sonuçlanabilirdi. Bence bu dönemde en iyi oynadığı maç, Şampiyonlar Ligi'nde 0-0 biten Wolfsburg maçı. Maçın 2. yarısında daha cesur oynasa, belki kazanabilirdi.

Bursaspor'un ligde gelidği nokta çok önemli. Bunun tesadüf olmadığı, kazansa da, kaybetse de iyi oynayan bir takım olması. 5. haftada sahasında yenildiği Fenerbahçe maçından sonra oynadığı 5 maçı da kazandı. Son 5 haftanın puan durumu yapsanız Bursaspor lider çıkar. Bursaspor bu 5 maçta 18 gol atıp sadece 3 gol yedi. Bu durum genel averajını da yüçkselttiği için Galatasaray'ı averajla geçmiş durumda.

Trabzonspor'un Kayserispor'u yenmesi de önemli bir sonuç, en azından son dönemin Bursaspor gibi çıkıştaki bir ekibini (üstelik son 5 maçında gol yemeyen bir takımı) yenmesi önemli. Maçın analizinden çok, Gökhan Ünal'ın attığı beraberlik golünden sonra yaşadığı gol sevincinden çok hırsını, isyanını daha çok dikkate alıyorum. Takımın üstünde bir gerilim var. Bu yeni bir şey değil. Her yıl yaşadığımız klasik sendromlardan biri. Hugo Broos'un maçın 28. dakikasında Engin ve Yattara'yı çıkartması, gollerin bu değişikliklerden sonra gelmesi, Hugo Broos'un maçtan sonra yaptığı açıklamalar (Örneğin “Bugünkü Yattara'dan hiçbir zaman verim alamayız”), Belçikalının bazı şeyleri çözdüğünü gösteriyor. Kadro derinliğini veya kalitesini tartışabilirsiniz, ama kafaca eğer rahat bırakılırsa bu takım daha iyi yerlere gelecektir. Bunu futbolcuların suratlarından anlayabilirsiniz.

Önce Erhan Altın, sonra Nurullah Sağlam... Denizlispor yine teknik direktör değiştirdi. Eğer uyumsuz olursa illa bir teknik direktörde ısrar edilmesi taraftarı değilim. Ama biraz geriye dönersek. 2003-04 ve 2004-05 sezonlarında Giray Bulaklı dönemde ligi ilk 6'da bitirdiğini hatırlıyoruz Denizlispor'un... Son 4 sezonun üçünde ise küme düşmemeye oynadı. Görünen o ki, bu takıma sadece teknik direktörde istikrar yetmeyecek. Kulüp içindeki bazı dengelerin de değişmesi gerekebilir. Yoksa, çok kötü bir kadrosu olduğunu düşünmediğim bu takım sezon sonuna kadar alt sıralardan kurtulma savaşı verir.

Ve Necati'nin dönüşü... Bir futbolcu bazen bir takımı kökünden değiştirir. Antalyaspor geçen sezon sonuncu sırada ligi bitirerek küme düşen Hacettepe'den sonra ligi en az gol atan takımıydı. Bu sezona da gol yollarında çok etkili olamayarak başladı. Ama Necati, kalitesini sahaya yansıtmaya başladı. Özellikle son 2 maçta bunu gördük. Antalyaspor da bunun meyvelerini alıyor. Savunmada problem yaşamazsa bu gidişle Antalyaspor'u küme düşme stresinden uzakta göreceğiz.

  • Etiketler :

Sayfa Yükleniyor...